27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

TO WHOM IT MAY CONCERN, OKAN ERSAN İLE SANAL ALEMDE BİR SOHBET

 

 

Türkçe bir deyim vardır, yiğidin namı önden gider diye. Ancak günümüzde bu sözü biraz geliştirmek gerekiyor. fiimdi yiğidin namı değil çalışmalarını tanıtan dosyası kendisinden önce geliyor. Okan Ersan ile ilk tanışmamız bana gönderilmiş olan bir albümle başladı. Albümün kapağını okuyunca adının “To Whom It May Concern” olduğunu gördüm. Bu İngilizce sözü Türkçe’ye “İlgililerin dikkatine” olarak çevirmek mümkün ama o ilgilileri bulmak gerçekten zor. Hele işin içine Kıbrıs’ta yaşayan bir jazz müzisyeni girerse. Okan Ersan’ın jazz severlerin dikkatine yolladığı mektubu ses haline getirmesi tek başına gerçekleşmemiş. Bizim Jazz Milli takımımızdan yaşlısı genci bir çok değerli müzisyenimizin katkısı olmuş. Levo baba lakaplı dünya iyisi saksofon ustamız Levent Altındağ ve bana göre Türkiye’deki en trompetçilerden biri olan sevgili arkadaşım fienova Ülker değişik parçalarda genç millilere katılmışlar. Takımın diğer oyuncuları bizim genç aslanlarımız olan basçı Eylem Pelit, davulcu Volkan Öktem, klavyeci Serkan Özyılmaz ve saksofoncu Serkan Özyılmaz. 

Albümden sonra Okan Ersan’ın dosyası elime geçti. Dosya deyip geçmeyin, son derece titizlikle hazırlanmış bir görsel şölen de diyebilirsiniz.

1972 yılında Kıbrıs’ta doğmuş. Gitar çalmaya çok genç yaşlarda başlamış. Özgeçmişinin başında kendisini gitarist, besteci ve kayıt sanatçısı olarak tarif etmesinden anladım ki o her şeyden önce bir gitarist. 1994 yılında Marmara Müzik Akademisinden mezun olduktan sonra Almanya, Amerika, İngiltere’ye giderek kendi kişisel menkıbesini aramaya başlamış. Gene özgeçmişine bakılırsa bu arayış sırasında Steve Lukather, Mike Stern, Frank Gambale, Robben Ford, Scott Henderson, Ritchie Blackmore gibi bir çok ustanın dünyasına uğramış. Sonunda ne bulduğuna gelince, onu da kendi ifadesiyle aktaralım: Jazz Fusion üzerine kurulmuş özgün bir tarz.

Bu özgeçmişte yer alan bir ifadenin daha altını çizmemiz gerekiyor: Ersan’a göre müzik onun hayatındaki hem mutluluklarını hem de üzüntülerini yaşayabildiği özgün bir yoldur, bu yüzden de içindeki derin duygu ve çelişkilere kendisini ulaştıran, ve yansıtan gitarına kendisini adamıştır. Özgeçmişte okuduğum şeylerden sonra telefon aracılığı ile de olsa onun sesini dinleme fırsatım oldu. O gün mutabık kaldığımız şekilde sanal bir röportaj yapmak üzere elektronik posta ile kendisine bazı sorular gönderdim. fiimdi ondan gelen cevapları sizlerle paylaşmak istiyorum:

Müzik senin için ne anlam ifade ediyor?

Çok küçük yaştan beri, daha doğrusu kendimi bildim bileli, müzikle yaşayan bir insanım. Babam müzisyendi ve bas gitar çalıyordu yani, savaştan önce;(savaşta sol bileğinden vurulduğu için gitar çalmayı bırakmak zorunda kalmıştı) ama evde her zaman güzel albümler dinleniyordu. Örneğin ; Rolling Stones,Shadows, Led Zeplin Elvis Presley, Beatles,Yes vesaire. Ben biraz içine kapanık bir gençlik dönemi yaşadım ve çıkış noktam her zaman müzik oldu yani, gerçek anlamda benim için tamamen kendimi dışa vurduğum bir anlam taşıyor. Zaten her zaman kendi duygularımı anlatmaya çalıştığım ve arayış içinde olmaktan hiç çekinmediğim bir dünya benim için müzik.Benim için hayatımın başladığı ve biteceği nokta.

Gelecek ile ilgili beklentilerin neler?

Gelecekle ilgili olarak gerçek ve doğru yolda müziğimi farklı kültürdeki dinleyiciler ile paylaşmak istiyorum.“Gerçek ve Doğru” Bana göre “gerçek” olan duyguların tam anlamıyla samimi bir şekilde yansıtılmasıdır. “Doğru” olan ise yapılan müziğin evrensel müzik kuralları içinde işlenmesidir.Yani, popülerlik adına müzik yapmayı hiç seçmedim ancak yaptığım ve yapacağım müziğin popüler olmasına karşı değilim.

fiu anda elimden geldiği kadar kendimi Türkiye’de ve dış ülkelerde tanıtmaya, müziğimi paylaşmaya çalışıyorum, ayrıca şartlar el verirse Amerika’da bir süre yaşamak ve kulüplerde sürekli çalmak hep istediğim bir şey olmuştur. Sürekli farklı kültürlerdeki müzisyenlerle çalmak çok zevkli bir şey olsa gerek.

Kıbrıs’ta müzisyen olmak nasıl bir şey, sana ne ifade ediyor?

Kıbrıs, çok güzel bir koku, tat ve doğallık. Aslında Kıbrıs’ın hikayesi her zaman her dönemde her yerleşen ırklar için hep sorun olmuştur ancak henüz doğallığını koruyor. Neyse, ben sanatsal olarak ele alacak olursam burası çok küçük ve kısıtlı imkanların olduğu bir toplum, özellikle K.K.T.C. ikiye bölünmüş. Bir tarafta zengin ve bütün dünyanın sağladığı imkanlardan faydalanabilen, tanınmış, kabul görmüş bir toplum, öte yandan şu veya bu şekilde kabul edilmeyen, izole edilmiş, kimliği tanınmayan, yok sayılan, maddi olarak bağımlı hale getirilen ve aciz edilen, çıkarlar uğruna savrulan bir toplum. Bu toplumda çok yetenekli gençler olmasına rağmen bir kültür kargaşası yaşanıyor ve bu da tabi ki sanata ve müziğe çok yansıyor. 30 yıl öncesine kadar atalarımızın çok zor şartlarda daha idealist uğraşlar vermeye çalıştığını bilirken bugün toplumun tamamen popüler etkileşimin etkisi altında kısır üreticiliğe soyunması beni üzüyor. Tabi bu her sanatçı için geçerli değil yani, doğru olan için savaş verenler de var ama genel olarak kötü bir gidiş görüyorum ben. Bu şartlarda kendi müziğimin burada kabul gördüğünü ve anlaşılmaya çalışıldığını maalesef söylemem. Güney Kıbrıs’ta da durum çok farklı değil. Orada da ise çok zenginlik ve imkanlar insanların idealist olma, üretme hislerini etkilemiş sanırım, tabi yine genelden bahsediyorum. Ben sınır kapıları ilk açıldığında birçok müzisyenle tanışmak ve müzik yapmak çabasına girdim ancak bu çok sınırlı oldu.

Tabi hep bu olumsuzluklardan bahsederken Kuzey Kıbrıs’ın güzel tarafları da çok. Ulaşım rahat ve dolayısıyla zamandan tasarruf edip daha çok çalışabiliyor insan. Havası güzel ve bol oksijen, deniz, tarihi mekanlar, küçük bir ülke olduğu için kötü olaylarda pek olmuyor. fiimdilik öyle ve umarım hiç olmaz, buranın insanları samimi ve sıcak oluyor, ne de olsa Akdenizliler. Her gencin sevdiği gibi ülkemi seviyorum ama eleştirmek de görevimiz.

Senin yolunda yürümek isteyen genç müzisyenlere tavsiyelerin neler?

Genç müzisyenlere her şeyden önce müzikte samimi ve idealist olmalarını öneriyorum. Sonrasında ben kendi yaşadıklarımdan yola çıkarsam; bugün artık başarılı olmak için gerekli olan birçok faktör sayabilirim: Farkında olma yeteneği, doğruyu yanlışı görebilme ve analiz edebilme, çalışma, hem teorik hem de pratik olarak), bol bol müzik dinleme, idealistlik, planlama, insan ilişkileri ve tabi ki vizyon.

Benim gözlemlerime göre bunlara sahip olan müzisyenler mutlaka başarılı oluyorlar. Bu arada birisini taklit etmek amaç haline gelmemeli diye inanıyorum. Her müzisyen birilerinden etkilenir ve bu da ona yansır. Bu çok doğaldır ancak bu sadece doğru yolda ilerlerken bir araç olmalı diye düşünüyorum. Ben kendi adıma etkilendiğim kendimce bana uygun olan her duyguyu, her tınıyı ve her düşünceyi kullanmaktan çekinmiyorum ama bu sadece kendimi ortaya koymak için kullandığım bir araç. Yani asla takılıp kalmıyorum, kendi fikirlerime hep öncelik veriyorum. Her müzisyenin kendine has bir duygusu ve orijinalliği var olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, kendin gibi olmak kesinlikle samimi ve doğru olandır diye düşünüyorum.

Türkiye dinleyicisine ne kadar ulaşabileceğini düşünüyorsun? Veya şöyle soralım, ulaşmak istiyor musun?

Ben albümümü tamamen kendi imkanlarımla ve yanımda olan dostlarımla gerçekleştirdim. Albümdeki her müzisyen ve inanan dostlarım elini bana uzattı ve destek oldu. Çok uzun bir çaba sonunda ortaya koyduk. Ben bütün projeyi Kıbrıs’ta evimde tasarladım ve besteleri yazdım. Bestelerden sadece bir tanesi, “For You” Soner Ersen’e aittir. Daha sonra maddi destek aradım, küçük bir kısmını buldum geriye kalanı ise tamamladım. Provalar yaptık, üzerinde tartıştık, kayıt yaptık.

Ben Londra’ya gidip mastering yaptırdım. Yani bayağı emek verdik ancak albümü yayınlamak kolay olmadı. Tamamen bitmiş ve master yapılmış albümü elime alarak  tüm Unkapanı’nı gezdim. Her birisine göstererek dinlemelerini rica ettiğim halde plakçılardan hiçbir yardım görmedim. Ne çaldınız dediler, “fusion-jazz” dedim. Biz seni ararız kardeşim dediler. fiunu anladım ki 15 yılı aşan çalışmalarım, düşüncelerim, kendimi geliştirmem ve her gün çalışmam, artı katkı koyan her müzisyenin birikimi meğer işin en kolay tarafıymış. Türkiye’de maalesef zor olan şey yapılan müziği kabul ettirmek ve her hangi bir plak şirketinden bastırmak. Çünkü yaptığım şey popüler değil. Bu beni çok üzdü ama zamanla her bu yola baş koymuş müzisyenin de aynı şeyleri yaşadığını gördüm. Neyse ki CANSAKAY plak şirketinin sahibi ve benim çok yakın bir dostum, Aydın Akçay bu iş için karşılıksız olarak bana elini uzattı. Albümü bastık ama dağıtımını kendi imkanlarımız kısıtlı olduğundan yapamadık. Birçok dinleyici ve müzisyen  şu veya bu şekilde albümü duymuş ve istemiş ama maalesef sağlıklı bir şekilde o insanlara ulaştıramadık.

Tabi ki Türkiye’deki jazz dinleyicisine ulaşmak isterim. Bu benim için onurdur ancak şartlar çok zorlaştırılıyor. MMA (Modern Müzik Akademisi) ile bağlantım oldu. Orada Eylül ayında  Yamaha sponsorluğunda (Yamaha EU Artisti olduğum için) workshop yapmayı planlıyoruz. Telefonda konuştuğum Bora Uslusoy kardeşim bana yardımcı olacağını ve dağıtımına katkı koyacağını söyledi çok sevindim. Bu benim için Türkiye’ye ulaşmak adına bir yol olabilir.

Sorular ve cevaplar burada bitti. Resimlerine bakınca Okan’ı Alexander’ın “Üç Silahşorlar” den birisine benzetebileceğimi düşündüm. Uzun yele gibi saçları, duruşu ve bakışı ile onun hakkında böyle düşünmek mümkün. Aslında kavram olarak yaptığı şey o silahşorlardan çok da farklı değil, zor ve inançla müzik yolunda yürüyebilmek günümüzde yürek istiyor.

Bekar demişken hanım okuyucularımı ilgilendirebilir diye söylüyorum Okan şu sıralar

bekar, Kıbıs’ta yaşıyor ve 8 yaşında bir oğlu var. Daha fazlasını merak edenler için iletişim ve ulaşım kanalları açık. www.okanersan.com

Ben size daha az paparazzi kokan bir son dakika bilgisi daha vermek istiyorum.

4-11 Kasım tarihlerinde Almanya’nın Leverkusen kentinde Leverkusener Jazztage jazz festivali yapılacak. Bu festivalde Aziza Mustafa Zadeh, Paco de Lucia, Manhattan Transfer, Take 6, Level 42 ve Al Di Meola gibi ünlü müzisyenler sahne alacak. Bu festivale Okan da başvurmuş ve ondan özgeçmişini ve albümünü göndermesi istenmiş. Durun bitmedi, festival komitesi ve Al Di Meola’nın menejeri bu albümü dinlemişler ve aynı sahneyi paylaşmak üzere Okan’ı davet etmişler.

Okanı’ın özgeçmişinde jam session yaptığı müzisyenler arasında Roseanna Vitro, Joe Elefante, Dean Johnson, Tim Horner ve Danny Lerman var. Kasım ayında bu sayı daha da artacağa benziyor.

Tüm bunlardan sonra ne düşündüğüme gelince, sanal alem iyi hoş ama bana göre değil.  Ben gene de karşımda kanlı canlı oturan insanın peşindeyim. Müziğe gelince, mutlaka dinleyin, özellikle genç müzik severlerin bu albümden alacakları güzel ilhamlar olacağını düşünüyorum. Bence eleştirmenin görevi eleştirmek değil değerli olabilecek şeyleri onlara ulaşamayan insanlara ulaştırmak ve herkesin kendi yorumunu ortaya koymasını sağlamaktır. Bu röportajı da sizlere şu başlıkla sunuyorum: “To Whom It May Concern, yani her kimi ilgilendirirse”

 

Umarım bu yaz yolu İstanbul’a düşer de Okan Ersan ile gerçek bir sohbeti paylaşırım.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


4479 - unknown - 38.107.179.237