ARADAN UZUN ZAMAN GEÇTİ MARIA
RITA EPİK

Kadın İzmir’den gelmişti, müzisyendi. Erkek İstanbullu bir
gazeteci idi. Birlikte oturdular. Kadın bir albüm yapmıştı. Adam ile
tanışmalarına da o albüm vesile olmuştu, 12. İstanbul Jazz Festivalinde
tanışmışlardı. Birlikte önce albümü tanıtan bir radyo programı, daha sonra da
Jazz Dergisi için röportaj yapmışlardı. Radyo programı yayınlanmıştı ama
röportaj kadının bilmediği bir sebepten dolayı hiç yayınlanmamıştı.
Kadın Venüslü olmanın ve kadınlığın verdiği ustalıkla
adamın ağzını bir vesile ile aramış ve o kasetin bir kazaya kurban gittiğini
anlamıştı. Erkek ise tüm diğer Marslı erkekler gibi durumu bir türlü açıkça
kadına anlatamamıştı. Ama, artık aradan uzun zaman geçmiş, tekrar bir vesile
ile karşı karşıya gelmişlerdi. Adam sessizce teybini açtı ve kadın damla damla
yaşanmış bir hayatı ses olarak cihazın kasetine üfledi:
İzmirliyim, Levanten bir ailenin kızıyım, iki dedem İtalyan,
anneannem Yunan, babaannem Avusturya-Macar karışımı, işte böyle bir karışımla
1958 yılının 1 ocak günü dünyaya gözlerimi açmışım. Önce İtalyan ana okuluna
gittim, daha sonra Gazi İlk Okuluna devam ettim. Özel Türk Lisesini bitirdikten
sonra Ege Üniversitesi işletme fakültesine gittim. Annemi çok küçük yaşta
kaybettim, bu olay hayatımı çok derinden etkiledi ve şekillendirdi. Babam
hayattaki en iyi arkadaşım oldu. Müzik konusunda beni her zaman çok destekledi.
Bu sohbette ona, bana verdiği tüm destek için teşekkür etmek istiyorum. Müziğe
olan ilgimi ve sevgimi ilk defa “Nar gibi domates ve beyazpeynir” adlı şarkıyı
dinlediğimde fark ettim. Benden 12 yaş büyük olan ablam evimize her zaman güzel
müzikler getirirdi. Bu yüzden her zaman çok kaliteli müzikler dinleyerek
büyüdüm. Daha sonra ailemize halamın damadı Mustafa Besimzade katıldı. O gitar
çalıp şarkı söylüyordu, ben de aynı şeyi yapmak istedim. Fakat müziğin asıl
büyüsüne kapılmam ilk bestemi yapmamla gerçekleşti. Bu büyüden hiç kopmak
istemediğimi fark ettim, ve zaman içerisinde de hiçbir zaman kopmadım. Bu güne
kadar bir çok şarkı yazdım ve hala da yazmaya devam ediyorum.
1979 yılında Türkiye’deki Eurovision fiarkı
yarışmasını kazandım ama o yıl Kudüs’te yapılan yarışmaya Türkiye siyasi
nedenlerle katılmayınca ülkemi temsil edemedim. Ama 21 yaşımda bir şöhret
olmuştum, herkes beni tanıyordu. fiimdi düşünüyorum da, iyi ki o genç
yaşta şöhret olmuşum, çünkü müziğin şöhret boyutundan hiç hoşlanmadığımı o
zaman fark ettim.
İşletme fakültesini bitirince Amerika’ya gidip bir müddet
müzik eğitimi aldım. Döndükten sonra Yamaha Müzik okullarının İzmir şubesini
kurdum ve dört yıl boyunca yönettim. Orada edindiğim güzel tecrübe 1990 yılında
benim kendi müzik okulumu kurmama sebep oldu. Maria Rita Epik Müzik Kursu 16
yıldan beri İzmirli gençlere müzik öğretiyor. Bu okul bir çok değerli öğrenci
yetiştirdi, onunla gurur duyuyorum.
Bir albüm yapmak istiyordum, ancak geçen sene fırsat oldu ve
“Aradan Uzun Zaman Geçti” albümünü yaptım. Bu ilk albümümün ne kadar
satıldığını, hatta ne kadar basıldığını bile bilmiyorum. O albümü tamamen kendi
maddi imkanlarım ile yapmıştım. Bir çok değerli müzisyenin katkısı oldu. Ama ne
yazık ki yayınlayan firma işe hiç sahip çıkmadı, hiç tanıtım yapılmadı, hala
bunun sıkıntısını yaşıyorum.
Fakat bundan dolayı yılmış değilim, kafamda çıkartmak
istediğim iki yeni albüm daha var. Ama onlardan daha mühim olanı şu. Halide
Edip Adıvar için başlamış olduğum müzikali bitirmek ve onun sahnelendiğini
görmek istiyorum. Böyle bir proje ile ilgilenmemin kökleri erken yaşta
kaybettiğim anneme dayanıyor. Ölüme karşı bir hassasiyetim var. Halide hanım
sadece bir yazar değil, bu ülkenin kaderinin şekillenmesinde önemli roller
oynamış bir insan. Cumhuriyet gazetesinde okumuştum, 1994 yılında onun ölümünün
30. yıldönümünde mezarının başında sadece 10 kişi toplanmış, buna ve insanların
nankörlüğüne çok üzüldüm. Onun hatırlanmasına bir katkı yapmak istiyorum ve bir
müzik insanı olarak yapabileceğim en iyi katkının bu olacağını düşündüm.
Müzikalimin yarısı tamamlandı, kalanını tamamlayabilmek için İstanbul’a gelip
bana destek olacak bir ekip oluşturmam gerekiyor. Yakında bunu da yapacağım.
Garson gelince kadın sustu. Kahve söylediler. Marslı adam
kaybettiği kasetin diyeti olarak Venüs’ten gelmiş misafirine bir kahve falı
bakmaya söz verdi. Kadın bu sözü duyunca adamı affetmiş gibi yaptı. Kaset
tekrar dönmeye başladı ve sohbet kaldığı yerden sürdü.
Müzik bana çok şey ifade ediyor. Müzik benim için bir hayatı
algılama biçimi.
Ben önceleri hayatımı sadece müzik yaparak, yani konserler
vererek ve şarkı söyleyerek kazanmak istiyordum. Ancak çok çabuk bunun mümkün
olmadığını gördüm. Müzik okulumu Yamaha müzik okulundaki birikimimle kurmuştum.
İnsanlar beni tanıyor ve çocuklarını müzik öğrenmek üzere kolayca emanet
ediyordu. Müzik okulu işinde bir potansiyel olduğunu böyle keşfetmiştim. Ama
daha sonra benim bu hayattaki misyonumun müzik okulu yürütmek olduğunu da
keşfettim.
Okulumda ağırlıklı olarak klasik müzik eğitimi veriliyor ama
öğrenim bununla sınırlı değil. Biz o okulda çocuklara önce müziğin ne olduğunu
doğru olarak öğretmeye çalışıyoruz. Bunu doğru öğrenen bir insan daha sonra
Beatles parçalarını da, film müziklerini de jazz müziğini de doğru olarak
çalabilir. Bu açıdan bakarsak çocukların önünde hiçbir engel olmuyor. Okulda en
çok piyano öğrenimi ilgi görüyor. Daha sonra gitar, yaylı sazlar, saksofon ve
flüt geliyor. Ayrıca müzikal formasyon dersi de veriyoruz. Bu tüm çocuklara
toplu halde ve beşer dakikalık bölümler halinde verilen bir ders. Çok yüksek
tempolu, müziğin çalgı dışındaki unsurlarını burada öğreniyorlar.
Kadın kahvesini bitirip fincanı kapattı. Adamın istediği
şekilde üstüne bir demir para koymayı da ihmal etmedi. Fincanın soğumasını
beklerken yeniden o ilk albüme döndüler.
Ben aslında toplumsal şarkılar yazan bir müzisyenim. Ancak
bu şarkılarımı ileride yayınlanacak albümlerime sakladım, bu albümde daha fazla
suya sabuna dokunmayan parçalar var. Albümün yapım aşamasında da bir çok
sorunla karşılaştım. İzmir’de yaşamak çok güzel bir şey ama iş müzik kaydına
gelince işler zorlaşıyor. Bir çok iyi müzisyen İstanbul’a göç etmiş vaziyette.
Yaşadığım şehirde doğru dürüst bir kayıt stüdyosu bulmak imkansız. Bazı
teknolojik azizlikler de oldu. Tam kayda gireceğimiz sırada bir parçanın
bilgisayarda olmadığını fark ettik. Eskiden makara teyplere analog kayıtlar
yapardık ve bunlar hiç kaybolmazlardı. Ama kayıt sırasında diğer her şey yolunda
gitti. Sibel Köse ve Sibel Gürsoy gibi iki güçlü sesin albüme katkıda bulunması
çok önemli idi. Yavuz Darıdere klavyeli çalgılar, Ayhan Öztoplu bateri çaldı.
Mert Ali İçelli, Onur Puza ve Kunt Hepyücel bana gitarlarıyla eşlik ettiler.
Mixing ve mastering’i Milano’da yaptırdım. Sonra İstanbul’a
geldim, Aura Records ve DMC müzik ile albümün yayınlanması için konuştum, ama
Aura daha sonra geri çekildi ve albümü DMC yayınladı. Onlar da albümün
kitapçığına müdahale ettiler ve iki sayfa çıkartılar. Yazık oldu, ama yapacak
bir şey yok.
Sıra fala gelmişti, adam fincanı şöyle bir yokladı, “daha
tam soğumamış, bari siz bana bu arada jazz size ne ifade ediyor onu anlatın”
dedi.
Ben jazz’a çok yakın bir müzisyenim. Çocukluğumdan beri bu
müziğe ilgi duydum. Albümümde de bir çok jazz motifi var. fiarkı
yeteneğim olduğunu biliyorum ama doğaçlama yeteneğimin boyutu hakkında tam bir
fikre sahip değilim. Gitar çalıyorum ama gitarist de değilim. Sanıyorum bunlar
benim jazz yönünde ilerlememe kısıtlama getiriyor. Ama jazz’ı çok seviyorum
çünkü bana özgürlüğü ifade ediyor. Ben kendim de bağımsız ruhlu bir insanım,
jazz benim bu yönüm ile çok güzel örtüşüyor..
Jazz demişken asıl şunu söylemek isterim. Jazz da müziğin
bir parçası, benim için müzikte önemli olan şey müziğin kendisi, müziğin
icrasında yapılan atraksiyonlar asla müziğin önüne geçmemeli diye düşünüyorum.
Bunu müziğe yapılan bir haksızlık olarak algılıyorum. fiey benim falım ne
oldu....!
Adam fincanı eline aldı ve yavaşça çevirdi. Önce içine baktı
sonra konuştu:
Bakın Maria hanım, çok yoğun şeyler yaşamışsınız, hayatınız
acısıyla tatlısıyla dolu dolu yaşanmış. Önünüzde daha gidecek çok yol, ışık
verilecek çok çocuk var. Siz bu ülkenin rengarenk kültür mozaiğinin güzel bir
parçasınız ve sakın içinizdeki heyecanı kaybetmeyin. Bazen sıkıldığınız ve
umutsuzluğa düştüğünüz anlar olacak, ama o zaman da çevrenizdeki çocukların
gözlerindeki pırıltıya bakın, ve içinizdeki ateşi tekrar yakın. İnanın aynı
enerjinin içinize dolması için aradan bu sefer uzun zaman geçmeyecek.
Teyp bitti, fal bitti, ve adamla kadın aradan uzun zaman
geçmeden tekrar buluşmak için sözleşerek kendi gezegenlerine döndüler.