27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Cengiz Baysal’dan

Candy and Milkshake

 

 

Cengiz Baysal günümüz Türk jazz dünyasının genç yıldızlarından birisi. Alafranga jazz alemlerinde bu tip yükselen yıldızlara genç aslanlar deniliyor. Bu tanıma ben de katılıyorum, ancak bir çekincem var. Bana göre iyi müzisyen olmak başka bir şey, aslan olmak başka. Aslan dediğinin enstrümanında yıldız olduğu kadar yüreğinde de aslan bir yönü olmalı. İyi bir eşlikçi olduğu kadar iyi bir lider de olabilmeli ve bu iki rolü de her dakika değişen şartlara göre aynı ustalıkla oynamalı.

İşte bu genişletilmiş tanıma göre Cengiz Baysal her zaman benim için gerçek bir aslan oldu. Onu bir çok ilginç projede ve formatta dinledim. İşin liderlik yönüne gelince; bu konuda da gereğini yapabilecek derinliği olduğunu onun ilk albümü olan ‘Yıldızların Üstünde’ projesinde görmüştüm. Bu albümden sonra aradan epey zaman geçti ve şimdi de o albümün bir devamı oldu.

Bu albümün öyküsünü dinlemek için Cengiz ile Tünel semtinin incisi Cafe Gramofon’da buluştuk. Bu güzel mekan şimdiki yeni jazz kulüpleri açılmadan önce vardı ve benim ilk göz ağrımdı ama sonra değişti.

Cengiz ben oturduktan biraz sonra geldi, yeni bir eve aradığı için biraz sıkışık olduğunu gördüm. Önce yeni bir albüm yapabilmesinin sebebinin ilk albümünün ona kazandırdığı bir milyon dolar olduğunu tahmin etmiştim. Cengiz ise bana bir jazz müzisyenin 1 milyon dolar kazanması için önce iki milyon dolar sahibi olması gerektiğini hatırlattı ve devam etti:

Doğrusu ilk albümüm fena gitmedi, ikibin adede yakın sattı, kendi kulvarında iyi iş yaptı da denilebilir. En azından bizi dinlemek isteyenlere ulaşmış oldu. şimdi yeni bir albümle müzik severlere ulaşacağım. Bu seferki albümün ismi ‘Candy and Milkshake’. Türkçesi için ‘şeker ve Milkshake’ denilebilir, ama bence bunu tercüme etmeye gerek yok. Herkes ne olduğunu biliyor. Neden yeni bir albüm yaptığıma gelince. Aslında çok basit bir mantığı var. Allah korusun, bir nükleer savaş çıkar da insanlık yer yüzünden silinirse, ve aradan bin sene geçince bu albümü bulanlar, ‘evet demek böyle müzisyenler yaşamış’ desinler. şakası bir yana jazz müziğinin hali böyle işte, bu işle uğraşan insanda akıl falan bırakmıyor. Müzisyen olarak devamlı yeni müzikler yazıyoruz. Doğal olarak da bunları paylaşmak istiyoruz. Çalınanlar müzikler her zaman uçup havaya gidiyor, halbuki bir çok ilginç şey yapılıyor, bir takım sound’lar oluşturmaya çalışılyor. Albüm haline getirilince bu çabaların en azından bir dokümanı olur.

 

Sohbet sırasında albüm hakkında ilk öğrendiğimiz şey bu çalışmanın da ilk albümün devamı olduğu. Aynı çizgi burada da sürdürülüyor ve tüm besteler Cengiz’e ait.

Dinlemiş olanlar hatırlayacaktır, İlk albüm iki kanal olarak kayıt edilmişti ve canlı çalınmış müziğin işlenmemiş şekline en yakın halde idi. Üzerinde hiçbir müdahale yoktu. Bu albüm de aynı mantıkla yapılmış.

Müzisyenler arasında ‘hücum kayıt’ denilen bir şekil vardır, herkes aynı anda çalarken kayıt yapılır. Bu albümde de kayıt böyle gerçekleşmiş. Dubbing sadece bir parçada varmış, ve o da aranjmanı değiştirildiğinden dolayı yapılmış.

Bir başka ilginç yenilik de şu:

Bu albümde Cengiz’in çok beğendiği bir sinemacı olan arkadaşı Melis Birder Selcen tarafından yapılmış bir kısa film de yer alıyor. Yaptığı güzel dokümanter filmlerle tanınan Melis Cengiz’in grubu kayıtlar için çalışılırlarken aralarına katılmış ve onların bir gününü çekmiş. O çekimlerden de ortaya 5.5 dakikalık bir film çıkmış. Filminin adı da ‘hücum kayıt’ ve albümde bu filmi de seyretmek mümkün.

Sıra albümdeki parçaların tek tek irdelenmesine geldi ve böylece Cengiz’in yeni müzikal yolculuğuna sizlere aktarmak için yola çıkmış olduk.

Albümün ilk parçası ‘Ustalara Saygı’ Cengizin sözleriyle şöyle ifade ediliyor:

Bu isimle kastedilen şey 80’li yılların jazz ustalarıdır, hatta bunlardan bir somut örnek de vereyim. Vince Mendoza o devrin tanınmış bir aranjörüdür, bir gün arkadaşımın evinde onun aranjmanını dinliyorduk. O devrin müziği, nasıl diyeyim, günümüzde biraz kara listeye alınmış gibi. Belki de o müzik ‘Fusion’ ismiyle anıldığı için böyle oldu. Parçaya ilham veren şeylerden birisi de Michael Brecker’ın hastalığı. Kısacası o devrin ustalarının kara listeye girmesi içime dokundu. Bu adamlar o devirde çok yaratıcı bir dönem geçirmişler ve ortaya çok ilginç  bir sound çıkmış. Nasıl 40’lı ve 50’li yıllarda bazı ustalar varsa o devirde de bazı ustalar olmuş. Ben o ustalara yönelik bir şeyler yazmak istedim. Vince Mendoza’nın müziği de bir davulcunun çok ilgisini çekebilecek bir müzikti, çok sofistike ritimler olmakla birlikte bunların herbiri birbirinin içine geçmiş olarak yağ gibi akıyordu. İşte bizde böyle bir şey çaldık.

Böylece 80’li yıllara doğru uçmuş olduk. Albüme adını veren Candy ve Milkshake kapakta 50’li yılların çağrışımını yapan bir resimle yer aldığından bir 30 yıl daha uçacağımızı sandım ama yanılmışım:

Candy and Milkshake benim tavşanlarım, daha doğrusu tavşanlarımdı demek lazım çünkü ne yazık ki Milkshake artık yaşamıyor. Bizim burada satılan tavşanların sağlık kontrolü ve aşıları eksik oluyor. Bu tavşanların bir bağırsak paraziti oluyor. Ama Candy çok şükür hayatta ve 2.5 yaşında  mutlu bir tavşan, ona bir arkadaş daha bulduk ama onu da yaşatamadık. Bir daha da tavşan almaya cesaret edemedik.

Apartmanda köpek beslemek çok zor olduğundan tavşan besliyorum. Hayır kedi de besleyemiyorum çünkü benim 25 yaşımdan sonra ortaya çıkmış bir kedi alerjim var. Kedileri çok seviyorum ve hatta mıncıklarım da ama kapalı mekanda onlarla birlikte olunca gözlerim yaşarmaya başlıyor. 

Üçüncü parça olan ‘Honeymoon Song’ için bir tahmin yapmak zor olmadı çünkü Cengiz’in artık evli barklı bir insan olduğunu biliyordum. Ama ‘şeytan ayrıntılarda gizlidir’ derler, biz de o ayrıntılara girdik.

Bu benim balayım sırasında yazılmış bir parça. Benim eşim Amerikalı, evlendikten sonra hemen honeymoona gidemedik, 2 3 ay geçti. Eşimin ailesi New Jersey’de yaşıyor, evlendikten sonra onları ziyarete gittik. Honeymoon da orada oldu. Onlar rengarenk yeşil bir banliyöde yaşıyorlar. Her yer çok güzel ama İstanbul’da yaşayan birisi 2- 3 gün sonra sıkılıyor. Herkesin işi gücü var, ben evde sıkılıyordum, bana da küçük bir country org buldular. 2 gün sonra da balayına çıkacağız, keyfim yerinde tabi, parçanın çoğunu orada yazdım, daha sonra gerçek piyanoda kalanını bitirdim.

Bir sonraki parça ‘Arap Bacı’ için bir tahmin yapmaya çalıştım ve şöyle dedim: Herhalde balayından döndükten sonra evlendiğin o güzel kızın aslında bir arap bacı olduğunu fark ettin. Doğru cevap başka imiş:

‘Arap Bacı’ aslında sadece davul tarafından çalınan bir parça, adının böyle konmasının sebebi ise içinde Afrika etkilerinin olması. Bir 6/8 lik Afrika klavesi. Bunun dışında direkt olarak parçanın Afrika ile hiç bir ilgisi yok. Arap Bacı da bilirsiniz, bizim Türk filmlerinde Afrika kökenli bir şahsiyettir. Eski köşklerde evin parçası olmuş  Türk adetleriyle yaşayan bir insandır. Arap Bacının durduğu filim şahsiyeti olarak durduğu yer benim davul solomun durduğu yerdir.

O ana kadar bilmecenin dört sorusundan sadece birine doğru cevap verdiğim için içinde uçtuğumuz dehlizde yolumu kaybetmiştim ama biraz da bunun telaşı ile bir sonraki parça olan ‘D.İ:D.G’ in ne olduğunu bir kerede doğru olarak söyledim: ‘Daha İyi, Daha Güzel’. Bu sefer Cengiz bu soruyu nasıl olup da doğru bildiğime şaştı kaldı. Cevabı daha önce duymamış olduğuma da inanmadı. Ama işin ayrıntılarına girince gene yaya kaldım:

Bu parçanın adında ve içeriğinde mizahi bir yaklaşım ve hiciv var. Bilirsiniz, çoğu zaman politikacılar herkesin gerçeğin böyle olmadığını bildikleri durumlarda bile bu sözleri ederek çevrelerindekileri aptal yerine koyarlar. Bu tip söylemler ve durumlar politika dışında da var. Gereksiz iyimserliğin ve kandırmacanın ortaya çıktığı her türlü durum için bu anlayış geçerli. İşte ne zaman ben ve arkadaşlarım böyle bir şey duyunca kendi aramızda bakışıp gülüşüyoruz. anlıyoruz. Parça da bu duyguyu yansıtan bir eleştiri.

Kendinden emin öğrenciler gibi bir sonraki parça Blues 99 için bir tahmin yaptım, evet bu soruyu da bilmiştim, Cengiz bunu teyid etti:

Doğru, bu parça ilk albümdeki blues parçamın bir kardeşi. Yarım ilave var, o da eski parça ile olan bağlantısını gösteriyor. Her cazcı rüştünü ispat etmek için ilk albümünde bir blues çalar demiştik. Meğer ikincisinde de çalarmış.

Bilmecenin ilk altı sorusunun yarısını bilmiş yarısında da çuvallamıştım. Sıra gelmişti ‘Yedi Tepenin Poyrazı’ adlı parçaya. Yedi tepenin İstanbul ile bağlantısı olduğundan emindim ama öykünün daha gerisi vardı:

Bu ismi sonradan konmuş bir parça. Parça 7/4 lük tempoda yuvarlanan bir parça ve çok mistik bir hissiyatı var. Yumuşakça akan ama içinde girdileri ve çıktıları olan bir parça. Benim eskiden gelme yelkencilik ve rüzgar sörfçülük tarafım var. Ben rakiplerime göre daha ağır olduğumdan  yarış kazanmam için sıkı bir poyraz esmesi gerekirdi. Spor hayatımda bir çok yarış da kazandım, İstanbul şampiyonluğum var, Türkiye ikinciliğim var. Eminim ki ‘Kırlangıç Uçuşu’nun da ne olduğunu tahmin edemezsiniz, hayır poyrazdan sonra bir yerlere uçtuk, karşımıza bir kuş çıktı cevabı da geçersiz. Bu benim yaz akşamı evimin balkonundan gördüğüm şeyleri anlatan bir parça. İlk albümümde de böyle bir şey vardı. Herhalde ‘Küçük Güzellik’ parçasını hatırlarsınız. Yaz vakti kırlangıçlar akşam üstü ortaya çıkarlar ve saat 6 gibi showlarına başlarlar. Ben de evimin balkonunda oturup onları seyretmeye bayılırım. Kırlangıçlar bir çok akrobatik hareketler yaparlar ve gerçekten de doğanın mucizesidirler. Benim çalışma yerim de evim ve içerisindeki piyanom. Kırlangıçlardan esinlenerek bu parçayı yazdım.

Albümdeki son müzik olan ‘Ada Turu’na gelince. Bu parça Cengiz’in ifadesiyle eğlencelik bir parça. Biraz 70’ler stilinde. Cengiz’in yazdığı müzikler ve aranjmanlar çoğu zaman değişik ritimlerin iç içe geçtiği oldukça komplike çalışmalar. Bütün bunları çalan gitarist Ercüment Ateş bir gün Cengiz’den eğlencelik bir şeyler de yazmasını istemiş. Bu sözlerin üstüne ‘Ada Turu’ yazılmış. Peki işin eğlencesi ne diye soracak olursanız onun da bir açıklaması var:

Parçayı yazdıktan sonra bizim müzisyen arkadaşlarımızla en eğlenceli yaptığımız şeyin ne olduğunu düşündüm. Bazen basçımız İlker ve Sibel Gürsoy ile yazın adaya gidip bisiklet kiralar ve ada turu yaparız, çok da eğlenceli olur. Bu yüzden parçamıza da bu adı verdik.

Cengiz bu albümde gerçekten seçkin bir grup müzisyen ile çalışmış. Vokalde kadife sesli Sibel Gürsoy var, şenova Ülker Türkiye’nin en iyi trompetçilerden birisi. Gitarcı Ercüment Ateş, piyanist Serkan Özyılmaz ve basçı İlker Özalp de kendi enstrümanlarının ileri gelen isimleri. Tunç Çakır yükselen bir genç perküsyoncu.

Kendisini bu insanlarla bir araya getiren değerleri ise şöyle ifade etti:

.

Gerçekten de Türkiye’de çok iyi müzisyenler var. Önemli olan bir projenin etrafında onu hakikaten hisseden insanların olması. İlk albümümde de durum böyleydi, şimdi de böyle oldu. Genelde davulcu albümleri çok maço olurlar. Benim müziğim ise çok maço bir müzik değil. Benim albümümlerimde dominant olmaktan ziyade müziğin akışının içine giren, ve o akışa kendini kaptırmayı seven müzisyenlerin olması gerekiyor. Arkadaşlarımı da bu mantıkla seçtim, hepsi dominant olmadan bir akışın parçası olabilecek müzisyenler. Bu albümde çalanlar aşağı yukarı ilk albümde birlikte çalıştığımız insanlar, bir tek zamanı denk düşmediği için İmer Demirer ile çalışamadık.

Ben somut olarak bir grup yaratmaya çalışıyorum. Çalınan bir müzik var ve biz senelerdir bu müziğin içindeyiz. Bu projenin ilk çalınışı 2000 yılının Temmuzudur. Altı seneden beri bu projeler olgunlaşıyor, daha da olgunlaşabilmesi için bu müziği çalan insanları bir arada tutmaya çalışacağım.

Albüm ilk parti olarak DMC’den yayınlanmış ama çok yakında Ercan Saatçi ayrı bir yayın şirketi olan ‘Rec by Saatci’ yi kurarak, tüm eski DMC jazz ve klasiklerini bu yeni şirkete alacakmış. Muhtemelen bu albüm de sizlerin elinize yeni şirket tarafından yayınlandıktan sonra geçecek.

Peki bu arada Cengiz ne yapıyor diye sorarsanız onun da cevabı var:

Son zamanlarda yurt dışına gittim, bir Romanya turnesi yaptık ama kimsenin haberi olmadı. Bir çok workshop da yaptık. Eylül ayında bir Avusturya konserim var,

Bugünlerde Kerem Görsev’in triosunda yer alıyorum. 13. İstanbul Jazz Festivalindeki konserimiz için yoğun olarak çalışıyoruz. Bu arada yeni bir albüm için parçalar yazıyorum. Bu albüm daha da progressive bir çalışma olacak, albümde triyolara konsantre olacağım. Değişik değişik triyolar olacak. Hatta albümde içinde davulcu olmayan parçalar da olacak ve ben çalmayacağım, sadece çaldıracağım ve besteci yönümü ortaya koyacağım.  Bunlar şimdilik beynimin içinde dönen tilkilerin bir kısmı.

Güzel şeyler oluyor, Türkiye’deki jazz ortamı gelişiyor ve kulüp sayısı artıyor. Hergün değişik kulüpler ortaya çıkıyor. Kerem Görsev ve ortakları Istanbul Jazz Center’ı açtı, bu farklı çizgisi olan bir kulüp, dışarıdan bir çok dünya starı sanatçı getiriyorlar. Biz de onlarla çalışma imkanı buluyoruz. Nardis’e de yabancı müzisyenler geliyor ama orası daha çok yerli müzisyenlerin sahne aldığı bir yer olarak gelişiyor. Babylon bu ikisinden tamamen farklı bir çizgi tutturdu. Bir ihtisaslaşma oluşuyor ve artık hiç kimse biz herşeyi yaparız demiyor.

Yıldızların Üstünde başlayan bir yolculuk işte böylece yeni bir noktaya taşınıyor. Bundan sonrası da var. O ana kadar Cengiz hakkında yaptığım tahminler pek de yanlış çıkmadı. Gelecek için ne olacak derseniz şunu söylerim: D.İ.D.G Ama bu sefer içtenlikle, hilesiz hurdasız bir tahmin. İnanabilirsiniz. Onu izlemeye devam edin.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


4483 - unknown - 38.107.179.236