Bir günde
“devr-i alem” Pera Müzesi
Camaltı tekniğiyle
yapılmış en nadide eserler; Jean Dubuffet'nin sıradışı yapıtları; Osmanlı’dan
portreler; Anadolu ağırlık ve ölçüleri; Kütahya'nın rengârenk çini ve
seramikleri... Hepsi, Pera Müzesi'nde...
Bir günde
“devr-i alem”e var mısınız?
Yolculuk
başlıyor o zaman...
Yüzyıllar
öncesinin Anadolu'sundayız. Bir zeytin tüccarının dükkanında... 15 okka zeytin
almaya geliyor bakkal dükkanı işleten Rıza Efendi. Sıska, çelimsiz çırağın
elinde ağır mı ağır bir kantar topuzu; diğer elinde kara kara yanan
zeytinler... “Kantarın topuzunu kaçırma sakın ola Ahmed. Hakkımı helal etmem
yoksa” diyor alıcı. “Olur mu öyle şey” diyor çırak; “Yoksa Allah'ın huzurunda
nasıl çıkarım tartıya!”...
Bir
konaktayız... Oturma odasının duvarında; kobalt mavisi, üzerine çiçeklerle
bezeli çini bir tabak asılı. Masada ise, Kütahya seramiğinden yapılmış göz
alıcı bir sürahi. Evin hanımı, dönemin ünlü camaltı tekniğiyle yapılmış ve
üzerinde yılanların şahı Şahmeran motifli tepsisiyle kahve sunuyor beyine.
Koltuklarına kurulan çift; stilize çiçek, yaprak ve dal kıvrımlarıyla bezeli
şahane fincanlarından yudumluyorlar kahvelerini. Osmanlı'nın İstanbul'undayız
şimdi de. Göksu'da sandal sefası yapıyor bir kadın. Suyun durgunluğuna inat,
sandaldaki halata sıkı sıkı tutunmuş; yüzünde ise huzurun verdiği sıcak bir
tebessüm...
Zaman
hızla akıyor. 20. yüzyıldayız. Dönemin en sıra dışı sanatçılarının birinin Jean
Dubuffet'nin yanındayız. Fransa'nın Vence kasabasındaki atölyesinde oturmuş,
bir noktaya bakarken şöyle geçiriyor içinden: “En azından adı olmayanın,
belirsizin resmini yapmak, ressamın temel görevi”. Ve ardından “Belirsiz
Betimler” adını verdiği dizisinin ilk eserini yapmaya koyuluyor.
İşte zamandaki tüm bu medcezirleri, Suna ve İnan Kıraç çiftinin sanatseverlere
armağanı olan Pera Müzesi yaşatıyor insana. Doğu'dan Batı'ya uzanan, geçmiş ile
geleceği buluşturan sanat merkezi...

6 ay önce kapılarını sanatseverlere açan Pera Müzesi 112 yıllık
eski Bristol Oteli’nin binasında hizmet veriyor.

Senegal'den Camaltı resim örneği.
Ağır ve ölçülü iki sergi
Altı ay
önce kapılarını sanatseverlere açan Pera Müzesi, Meşrutiyet Caddesi'nde,
Odakule'nin hemen yanı başında bulunuyor. Çoğu İstanbullu'nun Bristol Oteli
olarak bildiği 112 yıllık tarihi binada hizmet vermeye başlayan müze, sanata
yakınlıklarıyla tanınan Suna ve İnan Kıraç çiftinin bir eseri... Zaman içinde
tahribata uğradığı için, Mimar Sinan Genim tarafından restore edilen binada,
Kıraçlar'ın yıllar boyunca biriktirdikleri paha biçilmez koleksiyonları sanat
meraklılarıyla buluşuyor şimdi. Oditoryumu ve hediyelik eşya dükkanı da bulunan
müzeyi gezmeye başlayalım. 3700 metrekarelik müzenin ilk katı, iki sabit
koleksiyon sergisine ayrılmış. Birincisi, Kıraçlar'ın yirmi beş yıl kadar önce
oluşturmaya başladığı “Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri” adlı koleksiyon.

Jean Dubuffet’den “Yoldan Geçenler.”
Bine yakın objenin yer aldığı sergide; tarih öncesi çağlardan günümüze dek
Anadolu'da kullanılmış ağırlık, ölçü birimleri ve aygıtlarından örnekler var.
Anadolu'nun İslam çağlarına ait objeleri, serginin ağırlık noktası. Ancak,
diğer dönemlere ait örnekler de yelpazenin tümünü görmek açısından sergiye
dahil edilmiş. İkinci sergi ise, “Kütahya Çini ve Seramikleri”. Suna Kıraç'ın
400 parçalık koleksiyonundan derlenen sergide, Türk sanat tarihinden çarpıcı
güzellikteki çini ve seramikler, sanatseverlerin ilgisine sunuluyor.
İkinci
kata çıktığınızda da “İmparotorluktan Portreler” ile karşılaşıyorsunuz. Uzak
ülkelerden Topkapı Sarayı'na gelmiş elçiler; Türk giysileri içindeki
yabancılar; Osmanlı padişahları; şehzadeler; Harem'deki kadınlar... Osmanlı
İmparatorluğu'nun son iki yüz yılına tanıklık eden bu daimi sergide, “Saray
Ressamı” Fausto Zonaro'dan diplomat Jean Baptiste Vanmour'a kadar birçok
oryantalist ressamın fırçasından portreleri görebilirsiniz. İlk Türk müzecisi
ve ressam Osman Hamdi Bey'in ünlü tablosu “Kaplumbağa Terbiyecisi”nin de bu
sergide yer aldığını unutmadan söyleyelim.

İmparatorluktan Portreler Sergisi’nden.
İngiliz elçisinin kızı tahterevanda - Fausto Zonaro (1896).
Jean Dubuffet'nin sanata
açılan yolları
Pera
Müzesi'nin üçüncü katındaki rengarenk sergi, ziyaretçilerin gözlerini
kamaştırıyor:“Camaltında Devr-i Alem”. Camın arka yüzeyine toz boya, guvaş,
yağlıboya ve akrilikle yapılan ve antikçağlardan bu yana uygulanan “camaltı”
resminden örneklerin bulunduğu serginin en önemli özelliği, Avrupa'dan Asya'ya,
Afrika'dan Amerika'ya, dünyanın dört bir yanından eserlerin ilk kez buluşuyor
olması. Portatif sunaklardan tablolara, bardak altlıklarından vazolara kadar
yaklaşık 200 yapıtın yer aldığı sergide, Anadolu ve İslam eserleri ön planda.
Camaltında devr-i alemi 8 Ocak'a kadar gerçekleştirebilirsiniz. II. Dünya
Savaşı'nın karanlık günlerinden yola çıkarak, önce Avrupa sonra da dünya
resmine yeni bir soluk getiren Jean Dubuffet ise, dördüncü ve beşinci katta
bekliyor sanatseverleri. Sıradışı eserleriyle kendinden sonra gelen kuşakların
öncüsü olarak nitelendirilen, “Art Brut” (Ham Sanat) kavramının
yaratıcılarından olan Dubuffet'nin Türkiye'deki ilk kapsamlı sergisi, “Baskılar
ve Resimler 1944-1984” adını taşıyor. Sergide; boya ve tuvalin yanı sıra kum,
çakıl, kağıt hamuru, kurutulmuş otlar, çiçekler, ağaç kabukları ve tutkal gibi
sıradışı pek çok malzeme kullanarak çağdaş sanata yepyeni bir soluk getiren
Dubuffet'ye ait 63 litograf ve serigraf baskısı ile bir heykel ve 10 yağlıboya
olmak üzere toplam 74 yapıta yer verilmiş. 1985 yılında hayata veda eden ve
sanata giden “her yol”un iyi olduğunu savunan Dubuffet'nin eserleri de 8 Ocak'a
kadar ziyarete açık olacak. Jean Dubuffet, bir röportajında, sanata giden her
yolun iyi olduğunu söylemiş. Ne dersiniz, Pera Müzesi de bu yollardan biri
değil mi?..

İmparatorluktan Portreler Sergisi imparatorluğun son iki yüz yılına tanıklık
ediyor.


Kaplumbağa
Terbiyecisi - Osman Hamdi Bey (1906)
Mehmet
Said Efendi ve Maiyeti, George Engelhardt Schröder, tuval üstüne yağl¦ boya.