06 Şubat 2012 Pazartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

ADALAR

Kar alacasında Adalar

Karşıda Bostancı, Maltepe, Kartal ve Pendik'in ışıkları, ardımızda Yalova'nın Samanlı Dağları'nın puslu çizgileri. Kar eski bir aşk yarasını sarmak istermiş gibi, gri beyaz bir şalla örtüyor adaları.

Marmara'nın yorgun sularında nice umutsuz aşık gezdirmiş şehir hatlarının yaşlı vapuru, yavaşça iskeleye yanaşıyor. Dumanlı uskur köpüklerinde mermer mavisi martılar çığlık çığlığa yüzüyor. Üç beş yolcu iniyoruz. Eski bir Acem minyatürünü hatırlatan ince çizgili iskele binası ve göz yaylımı tepelere doğru uzanan sokaklar, asırlık çamlar, solgun ışıklı evler, gümüş beyazı bir kar altında. Yazın buraları bir imparatorluk moruna boğan erguvanlar, yürek vurgunları yaratan pembe zakkumlar, altın sarısı mimozalar, şimdi renksiz, öksüz ve çıplak.

 

Büyükada'dayız. Vakit öğleyi biraz geçmiş. Gökte birazdan yıldız tozu bir kar yağdıracak olan lacivert bulutlar. 23 Nisan Caddesi'nden, Dil Burnu'na doğru yürümeye başlıyoruz. Sağda Anadolu Kulübü. Ermeni Katolik Surp Astvadzazin Kilisesi, Agopyan Köşkü. Nizam Yokuşu'nu çıkmaya başlıyoruz. Dalları karla kaplı çam ağaçları da bizim gibi bir mahzunluğun ortasında fısıldaşıyor. Önümüzde İsa Tepesi, arkamızda Kocatepe. Yörükali, Nizam ve Karacabey koyları. Değirmen, Maden ve Hamson plajları. Hristos, Aya Nikola ve Aya Dimitri Kiliseleri. ''Marmara'nın incisi'' diye isimlendirilen Adalar, yani Büyükada, Heybeli Ada, Burgaz Adası, Kınalı Ada, Kaşık Adası, Sedef Adası, Sivri Ada, Yassı Ada ve Tavşan Adası'nı bu kez bir kış günü karlar altındayken görmek için yola çıkmışız. İlk durağımız Büyükada. Adanın eski adı Prinkipo ve bu Yunanca "büyük" anlamına geliyor. Büyükada İstanbul Adaları'nın en büyüğü. Adalar'da, biri güney, diğeri kuzeyde olmak üzere iki tepe var. Güneydeki Yücetepe, kuzeydeki ise İsa Tepesi. Tepelerde Aya Yorgi ve Hristos kilise ve manastırları bulunuyor. Yoksul bir güneşin kederli bir kızıllıkla aydınlattığı Büyükada'da, yolcusuz faytonları ve kalın bir yalnızlık altında fısıldaşan faytoncuları görüyoruz. Faytonların yorgun atları da birbirlerine sokulmuş, soğuktan korunmaya çalışıyor. Aklımıza Abbas Sayar'ın 'Yılkı Atı' romanı geliyor.

Şimdi görmüyoruz ama biliyoruz ki, birazdan akşam olacak ve yarı Osmanlı, yarı Bizans bir kadife laciverdi gökyüzüne füzen kalemle silueti çizilen yalnız bir balıkçı, ağır ağır misinalarını, oltalarını toplayacak ve sadece hayallerinin yaşadığı yoksul evine doğru kar altında yürümeye başlayacak.




Yaz adalarını renklendiren erguvanlar pembe zakkumlar artık yok. Deniz bile öksüz ve çıplak.



Heybeli'nin yalnız çamları

Dönüyor ve sevgili Çelik Gülersoy'u hatırlayarak Büyükada İskelesi'ne gelip, yeni yanaşan bir başka vapura biniyoruz. Biraz sonra bu kez Heybeli Ada'dayız. Kar şimdi hızını artırıp, şıngırtılı bir fasıl tutturmuş. Gümüş dumanlı bir gökyüzü altında, ufuk çizgisi nerede başlıyor, iskelemiz, sancağımız neresi belirsiz. Çarpıntılı yürek kaçkını bir uykuya yatmış gibi görünen Heybeli'nin, gizli bir ateşle ürperen sokakları da kar altında. İstanbul'un ikinci büyük adası olan Heybeli, Bizans döneminde bakır çıkarılan maden ocaklarıyla ünlüymüş ve o zamanlardaki adı da bakır anlamına gelen ''Halki'' imiş. Daha sonraları da uzaktan görünümü bir heybeye benzediği için Heybeli adını almış. Başımızı kaldırıyor ve Heybeli'nin karla kaplı dört büyük tepesini ve çamları görüyoruz. Değirmentepe, Taşocağı Tepesi, Makarios Tepesi ve Ümit Tepesi. Ünlü ruhban okulu da bu tepede bulunuyor. Çam Limanı ve Bahriye Limanı'ndaki evler, süt mavisi bir kar altında. Karın gri mavi alacasında, kanatlarında hüzün grileri taşıyan kumrular. Daha ötelerde Bahriye Okulu, Sanatoryum, Aya Ofemya Ayazması, Hüseyin Rahmi Gürpınar Lisesi ve  Abbas Halim Paşa Köşkü görünüyor. Bir gelin gibi süslü eski köşklerin önünden geçerken gözlerimiz, ''gemi taliminden'' dönen çakı gibi bahriyelileri arıyor. Göremiyoruz.




Sıra sıra ada evleri, kapıları kışa kapalı.




Kar altında kızıl tepeler

Yeniden vapurdayız. İstikamet Kınalı Ada. Son yangından önce bütün tepelerini kaplayan makilerin bakır kızılına çalan rengi nedeniyle bu adı alan Kınalı Ada, Prens Adaları'nın en küçüklerinden biri. Issız bir deniz kenarı, sahile çekilmiş ve üzerleri naylonla örtülmüş balıkçı tekneleri ve burada da kaderlerine terk edilmiş gibi görünen yorgun atlar. Gitgide yoğunlaşan kar alacasında, nerden geldiği belirsiz bir ışık altında, ağzı sigaralı ve atlar kadar yalnız bir adam. Bilinmeyen bir yerlerdeki, çoktan unutulmuş utlardan hüzünle yükselen, unutulmuş bir şarkı : ''Koy beni göğsüne, seninle uyuyayım…''  Uzaklarda Çınar Tepesi, Teşvikiye Tepesi ve Manastır Tepesi. Aklımıza, tahttan indirildikten sonra gözlerine mil çekilerek buradaki Hristos Manastırı'na kapatılan bahtsız Bizans İmparatoru Romanos Diyogenes geliyor. Taşçıyan Evi ve İstanbul işgalinde bu evde bir süre gizlenen Mustafa Kemal'in solgun hayali. Adanın simgesi olmuş yazar Fazıl Ahmet Aykaç. Ara sıra gün ışığını sızdıran fosforlu mor bulutlar altında, karla kaplı Kınalı'dan ayrılıyoruz.

 

Son durağımız Burgaz Adası. Semaver, Sarnıç, Şahmerdan, Havada Bulut, Balıkçının Ölümü ve Şimdi Sevişme Vakti'nin yazarı Sait Faik'in adası. Sait Faik, nice gönül kırgınlığından sonra gelip buraya yerleşmiş ve burada gündelik ekmeklerinin peşinde koşan küçük insanları, berberleri, balıkçıları ve hamalları yazmış. Burgaz'ın güzellik ve zarafetleri ile tanınan yalı ve köşkleri şimdi kar altında. Issız bir sahilden yukarılara doğru uzanan adressiz bir yokuş ve ağaçlarda, dumanlı kar öbekleri. En yukarıda Bayrak Tepe. Patrik Metodios'un yaşadığı zindan. Kar beyazı altında griliklerinden kurtulmuş ahşap köşklerin sıralandığı Gezinti Caddesi, Gönüllü ve Mehtap sokakları. İskelenin doğusunda kalan eski plaj. Buradan Heybeli'ye doğru uzanan burun ve burnun ucundaki fener. Hristos Manastırı ve Kalpazankaya. Marta Koyu, Aya Yorgi Manastırı.

 

Kış hüznünde Adalar

Adalara kar yaldızı bir akşam inerken, dönüş için vapura biniyoruz. Kar şimdi düzensiz figürlerle dans ederek yağıyor. Karşıda Bostancı, Maltepe, Kartal ve Pendik'in ışıkları. Arkamızda adaların ve daha ötelerdeki Yalova'nın Samanlı Dağları'nın puslu çizgileri. Kar, tekmil adaları eski bir aşk yarasını sarmak istermiş gibi, gri beyaz bir şalla örtüyor. Kulaklarımızda Mozart'ın Fa Minör fügü. Yürek yangını gibi bir kar anaforu yaşayan adaları, bu kar alacasında vahim ve kalın bir yalnızlık altında bırakıp, dönüş yolunu tutuyoruz. Yüzümüze, ellerimize, aşkımıza ve Adalar’a kar yağıyor…



Gündelik hayatı, adaları asla terk etmeyen gerçek sakinleri sürdürüyor.

 




Yolcusuz faytonlar yük taşıyor. Atlar da sahipleri de huzursuz.



Yılkı atı gibi kendi hallerine bırakılmışlar.

 


Kış boyunca mehtaba çıkan bulunmaz.


Aklınızda bulunsun…

• Yaz olsun kış olsun, yolunuz Büyükada'ya düşerse Dil Burnu'nu şöyle bir dolaşın. İnsan ömrünün geçiciliğini hatırlatan asırlık çam ağaçları altında oturup, denize bakın. Osman Nihat Akın'ın bir zamanlar binlerce İstanbullu umutsuz aşığın yüreğini titretmiş olan ünlü Nihavend şarkısı ''Yine Bu Yıl Ada Sensiz İçime Hiç Sinmedi / Dil'de Yalnız Dolaştım Hep / Göz Yaşlarım Hiç Dinmedi''yi duyar gibi olacaksınız.


• Ünlü kadın şairimiz Şair Nigâr Hanım ile onun güftelerini besteleyen Kemani Tatyos Efendi'nin hayalleriyle de yine Dil Burnu'nda karşılaşabilirsiniz. Sakın şaşırmayın. Başında Cezayir kesimi hotozu, leylak moru yaşmağı ve şarabi feracesiyle her zamanki gibi şık ve alımlı olan Nigar Hanım'a, ''Mani Oluyor Halimi Takrire Hicabım'' şarkısında neyi anlatmak istediğini sormaya çalışın, o Tatyos Efendi ile birlikte yeniden göklere doğru bir duman gibi savrulmadan.


• Hayıtlar, horozibikleri, meşe pırnalları, zerrin kadehleri arasından döne döne yukarı çıkan yokuşu izleyip, tepedeki Aya Yorgi Manastır'ına gidin. Her yana serpilmiş granit kayalardan birinin üzerine oturun ve etrafınızdaki çamların 1920'lerde burada yaşamış balıkçı Aleksi Yorgo'nun, Adalar'ın en güzel kızı Evdoksiya'ya olan umarsız aşkını anlatan fısıldaşmalarını dinleyin. Bizans Tekfuru Kantakuzinos'un uzaktan akrabası olan emekli zangoç da size bu aşkı anlatabilir. Emekli zangoçun hayalinin bazı akşamlar buralarda dolaştığı söylenir. Belki görür ve dinlersiniz.


• Troçki'nin bir süre yaşadığı evi gezin. Pencerelerdeki sararmış tüllerin arasından, uzun beyaz saçlı, ince altın çerçeveli gözlüklü, zayıf bir adamı görür gibi olacaksınız. Kulağınıza uzak Rus steplerindeki at sesleri, Volga boylarındaki Kazakların kılıç şakırtıları gelecek. Troçki, nereden duymuşsa duymuş, ''Döneceğim Bekle Beni / Karlar Tozarken Bekle /Hiç Kimse Beklemezken Bekle'' diye bir şiir mırıldanıyor.


• Viranbağ Kır Lokantası'na gidin. Unutmayın ki, Atatürk de dolunaylı gecelerde burada bir kadeh rakı içermiş. Tabii etrafında şayak kalpaklı, Wilhelm bıyıklı ve gözleri çakmak çakmak silah arkadaşlarıyla birlikte. Bakın, görüyor musunuz? Üç numerolu gaz lambası altında haritayı inceliyorlar. ''Mitralyöz birliğini Polatlı şimalinden 200 rakımlı tepeye kaydırıp, süvari müfrezesini de….'' diye konuşuyorlar. Duyuyor musunuz?


• Bir hafta önceden yer ayırtıp Splendid Hotel'de kalın. Arkadaşlarıyla bezik oynarken, bir yandan da ''Çalışkuşu''nun son düzeltmelerini yapan Reşat Nuri Güntekin'i göreceksiniz.


• Burgaz Ada'da iskeleden faytona binip Kalpazankaya Gazinosu'na gidin. Girişte Sait Faik Abasıyanık'ın bir heykeli var ve küçük insanların büyük hikayecisi Sait Faik, o güzelim öykülerinin bazılarını tam burada yazmış. Eğer tarih 21 Mayıs'sa, Burgaz'ı ziyarete gelmiş yüzlerce insanla birlikte denize bir küçük çakıl taşı da siz atarsınız. ''Alemdağ'da Var Bir Yılan'' yazarının anısına.


• Kınalı Ada'da ikiz Sirakyan evlerini gezin. Ayazma Plajı'nda ise Marmara'nın hala mavi kalmış sularını ve o sularda nazlı nazlı yüzen, dik bıyıklı mağrur tekirleri, kulakları pembe menevişli kırlangıçları ve utangaç kefalleri görebilirsiniz.


• Heybeli'de mehtaba çıkın. Halki Palas'ta ''Garbi Şimendifer Kumpanyası'nın esham ve tahvillerindeki vahim düşüşü'' konuşan Levanten tüccarları görebilirsiniz. Bakın. Otelin arkasındaki çamlar arasında, Clark Gable bıyıklı Ayhan Işık ile güzeller güzeli Belgin Doruk birbirlerine doğru nasıl yavaşça koşuyorlar. Görüyor musunuz?

 

 

 

 

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


2246 - unknown - 38.107.179.240