11 Şubat 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Levent Kırca’nın masal dünyası

Ünlü tiyatrocu Levent Kırca'nın pek çok tutkusu var. Araba, dolmakalem ve saat koleksiyonlarının yanında güzel resimleri, heykelleri, kuklaları ve pek çok oyuncağı ile yaşıyor.

 

Mütevazı, okur yazar, aydın bir memur ailesinin çocuğu… 30'lu yaşlarından itibaren şöhret… 35'inden sonra zengin… Uykuda olmadığı sürece çalışıyor. Bazen kendisini bile şaşırtan bu durumu nedeniyle psikologlara baş vurmayı düşünüyor. Tiyatro serüvenine adım attığından bu yana 40 yıl geçmiş. Levent Kırca çok çalışkan, çok mutlu biri. Ve mutluluğunu, yaşama sevincini, sahip olduğu her şeyi tiyatroya borçlu. Ömrünün sonuna kadar sahneden ayrılmamak tek dileği.

Gönlünce tiyatro yaptığı bir tiyatrosu, dizi ve film çekimlerinin yapıldığı bir platosu, dört lüks arabası, dört çocuğu, 70 çalışanı ve bir de kısa bir süre önce ayrıldığı eşi, Oya'sı var. Levent Sanayi Mahallesi'nin orta yeri Hodri Meydan platosu. Dekorlar, malzemeler ve çekim yapılan katların en üstünde sanatçının bir stüdyo ev şeklinde tasarladığı mekânı yer alıyor. Kırca zamanının büyük bir bölümünü burada farklı dallarda üretimler yaparak geçiriyor. Doğaya ve hayvanlara olan sevgisinin somut örnekleri her yerde. Kuklalar, resimler, heykeller, oyuncaklar… Sevdiği her şeyi etrafına toplamış. Mutfak bölümünü kilolarca meyve süslüyor.

“Evet ben bir işadamıyım aynı zamanda” demesine karşın parayla ilgili her şeyini Oya Başar'a teslim etmiş. Kendisini mutlu, olumlu ve neşeli biri olarak tanımlıyor. Telefonu hiç durmadan çalıyor ve Kırca yılmadan, öfkelenmeden, sabırla hepsini yanıtlıyor. Koruması yok, korkusu da. Halkla samimi ilişkisi kesintisiz sürüyor çünkü bir sanatçının en büyük besin kaynağının kimler olduğunu biliyor.


Londra'dan aldığı Beatles kuklaları Kırca'nın çalışma
mekânının en iri kıyım eğlencelikleri…



Resim ve heykel tiyatro ve sinemadan arta kalan zamanlarının çalışma alanı. Eserlerini sevdiklerine hediye etmekle yetiniyor. “Sergi açmayı düşünüyor musunuz?” sorusunu ise “Kenan Evren'in pozisyonuna düşmek istemem” diye yanıtlıyor. Arabalara, oyuncaklara, dünyasını güzel kılan her şeye tutkulu. Arabalara olan merakının yanında dolmakalemlere ve saatlere de bayılıyor.


Kedi çok renkli, çok güzel ve çok hüzünlü.
Tablo Levent Kırca imzasını taşıyor.

 

Nedir bu araba merakı, bir çocukluk düşü müydü?

Eski araba koleksiyonum vardı, onlardan birini Önay Bilgin'in müzesine hediye ettim. Önay beğendi, ben de hediye ettim. 46 model bir Packard, eşi benzeri yoktur, onu ona hediye ettim. Bir tane 52 model Chrysler vardı onu da verdim. Çünkü bunlar benim tiyatromun bahçesinde duruyordu. Açık havada durduğu için hırpalanıyordu. 54 model bir Chevrolet ve bir de 56 model bir Chevrolet vardı. Dört tane eski arabam vardı onların hepsini sağa sola hediye ettim, verdim.


Kırca, sarı ve eski bu taksiyi çok seviyor çünkü

bu taksinin içinde hikayeler yaşanıyor.

Artık arabanız yok mu?

Olmaz olur mu? Bir tane 2006 model Lincoln cipim var yeni aldım. 'Karısından ayrıldı, beş parasız kaldı' diye o kadar çok yazıp çizdiler ki onunla fotoğraf çektirmek isterdim. Batmadığımı herkese göstermek için. Ama bugün oğlum aldı. Bir tane Navigator var, bir Range Rover var yine cip, bir tane de Jaguarım var. Jaguar 2003 model. Erkekler biliyorsunuz otomobil sever. Ben de her erkek gibi otomobil seviyorum. Bir de parayı sonradan gördüğümüz için param olunca almaya başladım. Biraz oldu yani. Ama son yıllarda otomobillere yatırım yapmıyorum açıkçası. Ama mesela dolmakalem biriktiriyorum.

Ciddi markaları biriktiriyorum. Mesela Monte Grappa, şu anda dünyanın bir numaralı kalemi. Onlar koleksiyonerler için limitli sayıda kalem üretirler. Siz onlardan alırsınız sonra limitler biter. Limitler bitince sizin pahalı aldığınız daha da pahalanır. Çünkü artık piyasada yoktur. 1-2 milyardır aldığınızda ama sonradan o artık bir koleksiyonun bir parçası olduğu için değer kazanır, 15-20 milyara çıkar. Mont Blanc var ayrıca. 20-30 tane var.



Kırca’nın oyuncak merakını bilen kızı bu motorsikleti ona
Afrika’dan getirmiş.


Oldukça biriktiricisiniz!

Evet, bir de saat koleksiyonum var. Saatlere çok meraklıyım. Şu anda kolumda Bonne Mercier var. Frank Müller'lerim var, kullanıyorum. Bunları çoğu insan bilmez ama biz mesela Mehmet Barlas'la, o da saatçidir, onunla birbirimizin kolundaki saatleri izleriz. Alinur Velidedeoğlu da bizim gibi.

Gençliğiniz hayalleri nelerdi ve hayatınız para kazandıktan sonra nasıl değişti?

Ben bir işadamıyım. Yani hem sanatçıyım, hem işadamı. Çünkü sanatın da ticari olduğunu unutmamak gerekir. Benim gençlik yıllarımda sanatçı olmak en büyük düşümdü. Tiyatrocu olmak en büyük düşümdü. Ve onu parasızken başardım. İyi bir tiyatrocu oldum her zaman. Sonra o işten para da kazanılabileceğini insanlara gösterdim. Çünkü sadece futbolcular ve assolistler, film yıldızları para kazanıyordu. Ama sonra belki de benimle görüldü ki bir komedyen de para kazanabiliyor. İnsanlarımızda çocuklarımız komedyen yahut tiyatrocu olabilirler fikri belki de benimle başladı. Çünkü 40 senelik bir meslek hayatım var. Sonuçta şu anda da amacım tiyatrocu olarak hayatımı idame ettirmek. Ve tiyatrocu olarak ölmek onun dışında para benim için hep sanata harcanacak, sanat için kullanılacak bir malzeme gibi gördüğüm bir şey. Nitekim hakikaten de sanattan kazandığımı hep sanata yatırmışımdır.

Şimdi neleriniz var?

Bir tiyatrom var. Tiyatroda 50 kişilik bir kadrom var. 50 kişinin sahneye çıktığı bir müzikal oynuyoruz, Ateşin Düştüğü Yer. Eski Dormen Tiyatrosu'nu aldım, orayı restore ettim ve çok güzel bir salon oldu. Yılbaşından sonra bir oda orkestrası kuruyorum. Sponsor bir banka. Çocuk tiyatrosu yapıyoruz ve her ay bir çocuk filmi çekeceğiz. Çocuk filmi de iki ayda bir yenilenecek. Ve bankanın davetli izleyicisine ve yalnızca bizim tiyatroda gösterilecek.

İşadamlığınız anlatacaktınız…

İyi bir işadamı olduğum söylenemez. Benim paramı her zaman karım işletmiştir, şu anda da o işletiyor. Paramız ve hesabımızda bir ayır gayrımız yok, neticede onun aklı bu para işlerine çok iyi basar. O düzenler, parayı çalıştırır para kazandırır, ben de parayı batırırım yani. Ama nasıl batırırım, işte sanat yaparak.



Kırca sevgili arkadaşı Tekin Siper'i
ölümünden sonra böyle ölümsüzleştirmiş.



Tosladığınız en büyük duvar neydi?
Parayı nerede batırdınız?

Büyük müzikaller çok büyük seyirci getirdiği halde bazıları masrafını kaldıramadı. Bir de bir televizyon kurdum bir dönem orada çok büyük zararım oldu. Ama sefam olsun hiç önemli değil. Şu anda da mesela bir film çekeceğim ama bu film para kazansın ya da para kazanır mı diye yola çıkmıyoruz. Sadece doğru dürüst kaliteli bir film nasıl çekeriz, kaç kişi gelirse gelsin önemli değil de kaliteli bir iş olsun diye uğraşıyoruz.



Her işte kalite önemli değil mi?

Ben öyle düşünürüm. Kaliteli işten yanayım. Kaliteli yaptığım işler çalışmıştır ve beni buralara getirmiştir. Sanatta muhalefet olmuşumdur, halkın yanında olmuşumdur, halkın sesi olmuşumdur. Hiç kazanacağım diye yola çıkmamışımdır ama diyalektik olarak baktığımız zaman kaliteli yaptığınız işler sonuçta kazanır. Kazanmıştır ki ben de buraya gelmişimdir.

Yani nasıl kazandığınızın farkında değil misiniz?

Para kazanayım diye hiçbir zaman yola çıkmadım. Bir program yaptım televizyona 20 yıl sürdü ve yeni bitti. Olacak O Kadar'ı bile dizayn ederken aman bundan ne kadar kazanırız diye yola çıkmadık.

Mutlu musunuz?

Mutlu olmam gerekir bir kere. Tabii ki mutluyum. Mutluluğumun altyapısında sevenlerim var. Bir kitlem var. Halk çok sever. Kendinden birisi gibi görür. Sokakta yürürken sırtımı sıvazlar, omuzlarına alırlar. Mutlu olmamam için bir sebep yok yani bu yaşlara gelmişim. Güzel eserler bırakmışım arkamda. Güzel dostluklar bırakmışım, kimseye kazık atmamışım. Okur yazarım, çağdaşım, mütevazıyım, yani olmamam için bir neden yok.

Özlemini çektiğiniz bir şeyler yok mu?

Özlemini çektiğim şeyi yaşadım hep. Yani sanatımı icra edeyim, seyircim olsun, akşamları piyes başlasın, tamam motor denilsin. Çekim yapılsın. Bunlar da zaten halen devam ediyor. Şu anda biraz televizyonu azalttım ama sezona yeni projelerle gireceğiz.

Başlangıçta neyiniz vardı, şimdi neyiniz var?

Bence her şeyim vardı. Şu anda da var. Beş tane konağınızın olması çok önemli değil. Dört yatınızın, sekiz tane arabanızın olması, gayrimenkullerinizin, bankada paranızın olması çok önemli değil. Başlangıçta ise bir onurum, gururum vardı, okur yazardım, iyi bir adamdım. Yapabileceğim şeyleri dizayn edebilecek güçteydim ve dizayn edebildiğim şeylerin hepsini gerçekleştirdim.

Paranız olunca hayatınız ve çevreniz değişti mi?

Ben hep halkın arasındayım. O insanlarla beraber varım. Çevrem tabii çok üst tabakadan başbakanından tutun cumhurbaşkanına, efendim işte söyleyeyim çok değerli köşe yazarlarına çok önemli iş adamları ve holding sahipleri arasından da çok samimi dostlarım var. Bunun dışında halkla olan ahbaplığım, bir balıkçıyla olan dostluğum, sokaktan bir insanla olan ilişkim benim için paha biçilmez değere sahip. Gerçekten. Zaten kaynağınız iyi bir şey olmazsa iyi bir şey olamazsınız. Ben bir balerin, bir çellist, bir heykeltıraş olsaydım ihtiyacım olmazdı ama bir tiyatrocunun kaynağı halktır. Halka arkalarını dönenler gelişemez. Ama bu zorlama olmaz, damarınızda varsa olur.






 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


2247 - unknown - 38.107.179.236