Ahmet Haşim
1885 Bağdat - 4 Haziran 1933 İstanbul
Türk şiirinde sembolizmin temsilcisi ve Fecr-i Âti
akımının önde gelen şairlerindendir. Galatasaray
Lisesi’ni bitirdikten sonra memurluk ve öğretmenlik
yaptı. Aruzla yazdığı aşk ve doğa şiirlerinde yarattığı
müziksel ahenk kendinden sonra gelen kuşağı etkiledi.
Fıkra, sohbet ve gezi türünde yazılar da yazdı.
ŞİİR KİTAPLARI
Göl Saatleri (1921), Piyâle (1926),
Bütün Şiirleri (Asım Bezirci ve İnci Enginün tarafından
kitaplaştırıldı.)
O BELDE
Denizlerden
Esen bu ince havâ saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melâl-i hasret ü gurbetle ufk-ı şâma bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ,
Ne de âlâm-ı fikre bir mersâ
Olan bu mâi deniz
Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.
Sana yalnız bir ince tâze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefîl iştihâ, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma'nâ,
Ne bu akşamda bir gam-ı nermîn
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-î istitâr ü istiğnâ.
Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
Topluyor bû-yi rûhunu gûyâ,
Uzak
Ve mâî gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz...
O belde?
Durur menâtık-ı dûşîze-yi tahayyülde;
Mâi bir akşam
Eder üstünde dâimâ ârâm;
Eteklerinde deniz
Döker ervâha bir sükûn-ı menâm.
Kadınlar orda güzel, ince, sâf, leylîdir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var
Hepsi hemşiredir veyâhud yâr;
Dilde tenvîm-i ıstırâbı bilir
Dudaklarındaki giryende bûseler, yâhud,
O gözlerindeki nîlî sükût-ı istifhâm.
Onların rûhu şâm-ı muğberden
Mütekâsif menekşelerdir ki
Mütemâdî sükûn u samtı arar;
Şu'le-î bî-ziyâ-yı hüzn-i kamer
Mültecî sanki sâde ellerine
O kadar nâ-tüvân ki, âh, onlar,
Onların hüzn-i lâl ü müştereki,
Sonra dalgın mesâ, o hasta deniz
Hepsi benzer o yerde birbirine...
O belde
Hangi bir kıt'a-yı muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dûr ile mahdûd?
Bir yalan yer midir veyâ mevcûd,
Fakat bulunmayacak bir melâz-ı hulyâ mı?
Bilmem... Yalnız
Bildiğim sen ve ben ve mâî deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehzîz
Bende evtâr-ı hüzn ü ilhâmı.
Uzak
Ve mâî gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
Bu nefy ü hicre, müebbed bu yerde mahkûmuz.
(Göl Saatleri)
MERDİVEN
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...
Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bir lisân-ı hafîdir ki rûha dolmakta
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
(Piyâle)
BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU
Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümâyân,
Güller gibi... sonsuz, iri güller
Güller ki kamıştan daha nâlân,
Gün doğdu yazık arkalarında!
Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını ömrün eder ilân.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Âlemlerimizden sefer eyler?
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Bir sırma kemerdir suya baksam
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam!
(Piyâle)
KARANFİL
Yârin dudağından getirilmiş
Bir katre âlevdir bu karanfil,
Rûhum acısından bunu bildi!
Düştükçe, vurulmuş gibi, yer yer,
Kızgın kokusundan kelebekler,
Gönlüm ona pervâne kesildi...
(Piyâle)
BİR YAZ GECESİ HÂTIRASI
İşveyle, fısıltıyla, gülüşle,
Olmuş şeb-i sevdâ yine bî-hâb
Oklar gibi saplanmada kalbe,
Düştükçe semâdan yere meh-tâb...
Bûseyle kilitlenmiş ağızlar
Gözler neler eyler, neler işrâb;
Uçmakta bu âteşli havâda
Vuslat demi bir kuş gibi bî-tâb...
(Piyâle)
YARI YOL
Nasıl istersen öyle dinle, bakın:
Dalların zirvesindeyiz ancak,
Yarı yoldan ziyâde yerden uzak,
Yarı yoldan ziyâde mâha yakın.
(Piyâle)
SÜVÂRî
Şu bakır zirvelerin ardından
Bir süvârî geliyor kan rengi.
Başlıyor şimdi melûl akşamda
Son ışıklarla bulutlar cengi!
Bir bakır tasta alev şimdi havuz,
Suya saplandı kızıl mızraklar.
Açılıp kıvrılarak göklerde
Uçuyor parçalanan bayraklar!
(Bütün Şiirleri)
SÜVÂRî
Şu bakır zirvelerin ardından
Bir süvârî geliyor kan rengi.
Başlıyor şimdi melûl akşamda
Son ışıklarla bulutlar cengi!
Bir bakır tasta alev şimdi havuz,
Suya saplandı kızıl mızraklar.
Açılıp kıvrılarak göklerde
Uçuyor parçalanan bayraklar!
(Bütün Şiirleri)
BÜLBÜL
Bir gamlı hazânın seherinde
Isrâra ne hâcet yine bülbül?
Bil, kalbimizin bahçelerinde
Cân verdi senin söylediğin gül!
Savrulmada gül şimdi havâda,
Gün doğmadan bir başka ziyâda...
(Piyâle)
MUKADDİME
Karaosmanzâde Câvide Hayri Hanımefendi'ye
Zannetme ki güldür, ne de lâle
Âteş doludur, tutma yanarsın
Karşında şu gülgûn piyâle...
İçmişti Fuzuli bu alevden,
Düşmüştü bu iksir ile Mecnûn
Şi'rin sana anlattığı hâle...
Yanmakta bu sâgardan içenler,
Doldurmuş onunçün şeb-i aşkı
Baştanbaşa efgân ile nâle..
Âteş doludur, tutma yanarsın
Karşında şu gülgûn piyâle!..
(Göl Saatleri)
GECE
Titreyen ellerimle penceremi
Açtım âfaak-ı leyle karşı... Yine
Gecenin gölgeden menâzırına
İmtizâc eylemiş nücûm u bahâr...
Sihr-i eb'âd içinde şimdi gümüş
Bir sehâb andıran miyâh uyumuş...
Kalb-i şeydâ-yı leyl olan rüzgâr
Esiyor gölgelerde velvele-kâr...
Âh o bir aşk-ı bî-tenâhi mi
Geceden, tûde-i menâzırdan
Yükselen ra'şe-i humâr ü buhâr?
Sanki hulyâ-yi vasla müstağrak
Şebi bir ıtr-ı hisle doldurarak
Dolaşan, titreşen kadınlardı...
Sanki bir savt-ı gâib ü mühtez
"Kalbe bir aşk-ı bî-vefâ yetmez
"Seviniz, muttasıl sevin!" derdi.
(Bütün Şiirleri)
TAHATTUR
Bir Acem bahçesi, bir seccâde,
Dolduran havzı ateşten bâde...
Ne kadar gamlı bu akşam vakti...
Bakışın benzemiyor mu’tade.
Gök yeşil, yer sarı, mercân dallar,
Dalmış üstündeki kuşlar yâda;
Bize bir zevk-i tahattur kaldı
Bu sönen, gölgelenen dünyâda!
(Bütün Şiirleri)
AĞAÇ
Gün bitti. Ağaçta neş’e söndü.
Dallar âteş oldu. Kuş da yâkut,
Yaprakla kuşun parıltısından
Havzın suyu erguvâna döndü.
(Bütün Şiirleri)
HAVUZ
Akşam yine toplandı derinde...
Cânân gülüyor eski yerinde
Cânân ki gündüzleri gelmez
Akşam görünür havz üzerinde,
Meh-tâb kemer tâze belinde
Üstünde semâ gizli bir örtü
Yıldızlar onun güldür elinde...
(Piyâle)
PARILTI
Âteş gibi bir nehr akıyordu
Rûhumla o rûhun arasından,
Bahsetti, derinden ona hâlim
Aşkın bu unulmaz yarasından.
Vurdukça bu nehrin ona aksi
Kaçtım o bakıştan, o dudaktan,
Baktım ona, sessizce uzaktan
Vurdukça bu aşkın ona aksi...
(Piyâle)
ORMAN
Su değil, mevsimin havâsı akan
Duyduğun yaprağın, dalın sesidir,
Suda yıldızların parıltısıdır
Bu karanlıkta ba’zı ba’zı çakan...
(Piyâle)
BATAN AYIN KENARINA
SATIRLAR
Bir vurulmuş ilâhı andırıyor
Suda teskîn-i zahm eden bu kamer,
Nısf-ı leylin miyâh-ı dûrunda
Yıkanır, dinlenir, durur ve güler...
Eli ba’zan “sükût”u ürkütüyor
Ki miyâh illerinde hâbîde,
Ediyor bâ’zı kuşları da’vet,
Ah, o kuşlar ki şimdi bî-hareket
Suların âteşinde sallanıyor...
Zuhalî bir cidâlin âsârı:
Gizli bir kavs-i bî-tenâhîden
Oklar indikçe -aks-i âlem-i dûr-
O muzî cüsse-i ilâhîden
Suya bir hûn-ı âteşîn akıyor...
(Göl Saatleri)