Arif
Damar
23 Temmuz 1925 Çanakkale
İstanbul Erkek Lisesi’ndeki öğrenimini yarıda bıraktı.
Atatürk Orman Çiftliği’nde memurluk yaptı.
Çeşitli işlerde çalıştı. Ant dergisindeki şiirleriyle
tanındı. 1960’tan sonra Yön, Papirüs, Türk Solu,
Türkiye Yazıları, Milliyet-Sanat dergilerinde yazdı. 1969’da
kurduğu “Yeryüzü Kitabevi”ni yönetti.
İstanbul Erkek Lisesi’ndeki öğrenimini yarıda bıraktı.
Atatürk Orman Çiftliği’nde memurluk yaptı.
Çeşitli işlerde çalıştı. Ant dergisindeki şiirleriyle
tanındı. 1960’tan sonra Yön, Papirüs, Türk Solu,
Türkiye Yazıları, Milliyet-Sanat dergilerinde yazdı. 1969’da
kurduğu “Yeryüzü Kitabevi”ni yönetti.
ŞİİR KİTAPLARI
Günden Güne (1956), İstanbul Bulutu (1958), Kedi Aklı
(1959),
Saat Sekizi Geç Vurdu (1962), Alıcı Kuş (1966), Seslerin
Ayak Sesleri (1975),
Alıcı Kuşu Kardeşliğin (Toplu şiirler, 1975), Ölüm Yok ki
(1980),
Ay Ayakta Değildi (1984), Acı Ertelenirken (Seçme
Şiirler, 1985),
Günden Güne (1986), Yoksulduk Dünyayı Sevdik (1988),
Onarırken Kendini (1992),
Eski Yağmurları Dinliyordum (Seçmeler, 1995)
ALICI KUŞ
Vurur düşlerine ozanın
Güneş kızgınlığından birkaç ağustos
Birkaç ağaç
Yüksek ormanlar kuytusundan
Kardeşliğin alıcı kuşu
Kalkar konar
Köylü
Biçer ayrık otlarını ayırır başaklardan
Kalkar konar
Kardeşliğin alıcı kuşu
İşçi
Tutar ucundan en acar biçimlerin
Sürer
Bin başıboş atı bin cehennemi birden
Kardeşliğin alıcı kuşu
Kalkar konar
Duran el
Gitmeyen ayak
Bir göz ki
Arkasında bir ölü gözü
Bir ses ki
Arkasında bir ölü sesi
Döner durur
Kardeşliğin alıcı kuşu
Kalkar konar
Bir açık yürekten bir ötekine
Bir bugüne bir yarına
Alıcı kuşu kardeşliğin.
(Alıcı Kuş)
BOZCAADA / TENEDOS’TAN
I
O cânım su
Akacak orda
Uzun bir yıl
Uzakta
Akacak orda
O kimsesiz
Ah o yoksul Ayazma’da
Bir uzun yol
Bitmeden
Tükenmeden
Akacak mı dersiniz
Serin
Soğuk
Buz
Orda
Ah o ıssız Ayazma’da
Martılar iner
Kargalar savrulur belki
Şimdi açık
Aydınlık
Kız bileklerinden ince
Kız parmaklarından dökülüyor sanki
Bakın
Çınarların çatısı günlük güneşlik
Duru gök baygın
Mavi ipek gömleği yepyeni
Dayayıp kumsala dirseğini
Yaslanıyor yaz ikindisine
Bulut çakılı
Kanat kımıldamıyor
Yaprak bile
Esen yel çatının dallarında
Adımını atmıyor yere
Su
İşte su
Akıyor su
Her şey akıyor suda
Akıp gidiyor zaman
Erişilmez yuvaları kuşların
“Duruyor yerli yerinde”
Uzun bir yıl
Uzakta
Orda
O kimsesiz
Ah o yoksul Ayazma’da
Martılar iner
Kargalar savrulurken
Kız parmaklarından dökülen
O cânım su
Bitmeden tükenmeden
Akacak mı dersiniz
Duracak mı yerli yerinde
Erişilmez yuvaları kuşların
Orda
Ah o ıssız Ayazma’da
Martılar iner
Kargalar savrulurken
II
Karanlığa kaldık
Dönüşümüz
Akşamı buldu
Işığı yaktım o
Evimiz dedi
Güzel değilmiş o kadar
Gitti pencereyi açtı
Bakındı
Besbelli yoktular
Başka gökyüzü gördüm ben
Bir derginin
Solgun yapraklarında
Bir çiçeğin kuru yapraklarında
Bakışının
Düşen yapraklarında
Bir başka
Çın çın bir gökyüzü gördüm ben
Gözlerini yere indirirken
Birlikte bırakmıştır orda
Ah orda
Yıldızları çılgın Bozcaada
Tenedos’ta
Ta nerelere geldi
Martılar peşimizden
BENİ UNUT
Açık pencereden sesleniyor,
ağacın yapraklarına söyletiyor:
"Beni unut!"
Oturduğu evin balkonundan,
bulutlara haber salmış olacak,
ne dedikleri işitilmiyor ama, anlıyorum:
"Beni unut!"
Damların üstünden geliyor bu ses,
tramvaylar, otobüsler getiriyor,
denizden motorlar getiriyor.
Bazen dalıyorum, insan hali,
bir karanlık içinde gözleri
ıslak, siyah konuşuyor:
"Beni unut!"
O gece yan yana yürüyorduk,
hiçbir şey konuşmuyorduk,
fakat sesi, durmadan kulağımda çınlıyordu:
"Beni unut!"
Bu trene de ne oluyor bilmem
yolunda doğru dürüst yürüse olmaz,
Yenikapı'dan her geçişinde
avazı çıktığı kadar bağırıyor:
"Beni unut!.." "Beni unut!.."
Anladım, herkes ondan yana
rıhtımdaki vapur, kilise çanları,
radyoda şarkı, sokak satıcıları,
caddeler, bulvarlar onu tutuyor.
Olmayacak bir zamanda sesleniyor:
"Beni unut!.."
(Günden Güne)
SAAT SEKİZİ GEÇ VURDU
Kime ne desem
Boyuna kendimi dinliyordum eski yağmurları dinliyordum
Düşünmeden biliyordum deniz ılıdı
Dökülen çelik katı
Yürüyenler yanyana
Yüzümü güneşte dinlendirsem
Dağın dağ olduğunu bilsem ovanın ova ağacın ağaç
Kurtulurdum
Çok köprülü sular gibi git git bitmedi
Boyuna kendimi dinliyordum eski yağmurları dinliyordum
Saat sekizi geç vurdu
Giden gitmiş hüznü ayaklandırmak boşuna
Düşünmeden biliyordum
(Saat Sekizi
Geç Vurdu)
SESLERİN AYAK SESİ
Kırlangıçlar dönecek yakında
Açılacak onurlu kapıları
Haziran sabahlarının
Ağırdan
Yer gök deniz nasıl bak
Birbirine karışacak
Çiçekler başı çekecek hey Nice
Sonra çocuklar
Balonlar uçurtmalar bulutlar ellerinde
Ardından
Beyazlar kırmızılar kayıklar
Haydiii
Yeşilde mavilikte
Ayak sesleri var başka işiteceksin
Bizlerin ayak sesinden
Toprağın var suların var ağaçların var
Günlerin gecelerin
Sözlerin biçimlerin ayak sesleri
Ayak sesleri elele
Ayak sesleri kıyamet gibi
Işığın ayak sesi
Gölgenin ayak sesi
Seslerin ayak sesi
Çocuğum ilk ağızda bunları belle
(Seslerin
Ayak Sesleri)
KIYIDA
Kargalar sabah
Sabah
Martılarla kanat
Kanada
Uçuşurken biri
Kımıltısız suda gölgesini
Görür görmez
Bir ağaç dalı sandı
Kondu
Konacaktı
Üç martı
Geçip gitti
Gölgeleri de gitti
Saydım
Biri eksikti
Üç değil
İki
Bir yerlerde
Bir şeye
Takılmış
Kalmıştır diye
Tam seslenecekken
Döndüler hemen
Fır dolanıyor
İnip
İnip
Kalkıyorlar şimdi
Ağ çekilirken
Teknenin çevresinde
(Yoksulduk Dünyayı Sevdik)
GECE
Gece seni birdenbire hatırladım.
Nasıl bakarsa sürüye dağdan bir canavar,
pencereden dışarıya öyle baktım.
Dışarda seni benden ayıran hayat,
dışarda, lodosa çevirmiş hava,
eriyor günlerdir yağan kar.
Bir görülmez düşmanın üzerine yürümek,
ve düşüp ölmek sonra,
birkaç adım atarak...
(Günden Güne)
YAPRAK
Annem yaşlanırken
Büyürdüm ben de
Kahvesini çekerdim eldeğirmeninde
İpliğini
İğnesine geçirirdim
Saat
Kaç sularında
Söylerdim
Gözlüğünü bulurdum
Koyduğu yerde
Su küpünü
Suyla doldururdum
Öperdim ellerinden
Teyzelerime gördüm böyle işleri
Annemin dargın
Yaprağıydım ben
(Yoksulduk Dünyayı Sevdik)