A. Kadir
1917 İstanbul - 1 Mart 1985 İstanbul
Asıl adı Abdülkadir Meriçboyu’dur. Kuleli Askeri
Lisesi’ni bitirdi. Kara Harp Okulu
son sınıfındayken Nâzım Hikmet’le birlikte yargılandı.
Tan gazetesinde çalıştı. Savaş
karşıtı şiirlerinin yer aldığı “Tebliğ” adlı kitabı
1943’te toplatıldı ve kendisi İstanbul
dışına sürgüne gönderildi. Çeşitli gazete ve dergilerde
çevirmenlik yaptı. Çeviri
edebiyatına katkılarından ötürü Hasan Ali Ediz (1980) ve
Yazko çeviri ödüllerini
kazandı. “Harp Okulu Olayı ve Nâzım Hikmet” adlı bir anı
kitabı olan A. Kadir,
Tevfik Fikret ve Mevlânâ’nın şiirlerini günümüz
Türkçesiyle yayımladı.
ŞİİR KİTAPLARI
Tebliğ (1943), Hoşgeldin Halil İbrahim (1959),
Dört Pencere (1962), Mutlu Olmak Varken (1968)
DAĞ BAŞINDA
Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular,
rüzgârlara, kuşlara, bulutlara yakın,
senin etinden, tırnağından ayrı,
senin kokundan uzak.
Benim güzelim,
benim ceylan bakışlım,
benim kafamın ateşi,
yüreğimdeki.
Mümkün mü şu anda rüzgâr olmak, kuş olmak,
şu anda üç dört portakal almak, getirmek sana,
sana tuzlu badem,
kabakçekirdeği.
Şu anda hiçbir şey mümkün değil.
Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzağım ben.
Şu anda sadece yalnızlık ve kahır.
Hayır güzelim,
hayır, ceylan bakışlım,
hayır, kafamın ateşi, hayır,
hayır, yüreğimdeki.
Şu anda mümkün ve güzel olan tek bir şey vardır:
Yanarak sevmek seni.
BULUŞURSAK
Sizinle aynı yemeği yedim senelerce,
aynı türküyü söyledim talim dönüşü,
ve aynı rüyaları gördüm geceleri, ot yatakta.
Gün oldu cömerttim,
canımı verecek kadar.
gün oldu esirgedim
tek asker cıgarasını sizden.
Fakat bir akşam buluşursak eğer
herhangi bir yol ağzında,
namusum hakkı için öpeceğim
toprak kokan ellerinizden!
(Mutlu Olmak Varken)
İHTİYAÇ
Bu akşam içimde
Tuhaf bir sıkıntı var,
dünyada sanki bir ben kalmışım,
sanki herkes
nerde keder varsa bırakmış,
ben nerde bulduysam
toplamış almışım.
Önümde söğüt ağacı
her zamanki haliyle, çaresiz,
havuzda su rahat,
insanlar susmuş.
Sessiz bir yağmur gibi başladı bende
konuşmak ihtiyacı.
(Mutlu Olmak Varken)
BİR BİR
Sevdiğim ne çok insan var,
özlediğim ne çok insan.
Hepsinin bir bir ayağına varsam,
bir acı kahvelerini içsem,
hatırlarını sorsam.
(Mutlu Olmak Varken)
BU VÜCUT
Şimdi acısını çekiyorum asıl
ufak tefek oluşumun.
Yavuz bir delikanlı olmalıymışım şöyle,
güçlü kuvvetli,
enine boyuna.
Kendime ekmekler yapmalıymışım,
taşları avuçlarımda sıkıp sıkıp.
Ah bu hüner yok bizde.
Kazma sallayamaz,
taş kıramaz bu vücut.
Hele hiç duramaz
insanlar önünde önü ilikli.
(Mutlu Olmak Varken)
CİBALİ
Cibali dendi mi
aklıma siz gelirsiniz, kadınlar,
kiminizin beş çocuğu,
kiminizin nar gibi yanakları var.
kiminiz kocasız kalmış,
kiminiz ihtiyar,
kiminiz daha körpe henüz.
Bana umulmadık,
eskimiş türküler düşündürür
siyah başörtüsü altında yüzünüz.
Parmaklarda tütün kokusu.
Tütün kokusu pazen entarilerde.
Biriniz ekmek alır fırından,
biriniz durmuş öksürüyor ilerde,
geçiyor bizim mahalleden biriniz.
Cibali dendi mi,
aklıma siz gelirsiniz, kadınlar.
Çarpık ayakkaplarınız gelir
kahraman elleriniz.
(Mutlu Olmak Varken)
YOL
Tekmil haklar alınır.
Tekmil hürriyetler kısılır.
Tekmil köşebaşları, tekmil kapılar tutulur.
Gökyüzü tıkılır dört duvar içine.
Bütün bunlara karşı,
dümdüz, apaydınlık kalır
seni bana getiren yol.
(Mutlu Olmak Varken)
YALNIZ
Bir taş üstüne oturup
dağlara baktım.
üzerine güneş vurmuş dağların.
Nedense birden,
bakıp bakıp dağlara,
türkü söylemek geldi içimden.
Ama ne bir dost var yanımda dinleyecek,
ne bir yolcu,
ne bir düşman.
Hem pek acıklı olur benim türküm,
böyle bir ağlayıp
bir güldüğüm zaman.
(Mutlu Olmak Varken)
DEME
Bu ne bitmez yolmuş, deme,
bitmedik yol yok.
Bu ne aşılmaz dağmış deme,
aşılmadık dağ yok.
Bu ne erişilmez ülkeymiş, deme,
erişilmedik ülke yok.
Kendini kapıp koyverme.
(Mutlu Olmak Varken)
AÇILIR KAPILAR
Cansel’e
Alır seni korum damla damla
suyuma, ekmeğime, aşıma,
kaygıma, sevincime, acıma,
umuduma, sabrıma, gücüme.
Alır seni bölerim parça parça,
dağıtırım topraklara, denizlere, geceye.
Açılır her sabah kapılar gözlerinde,
girerim ışıltılı, yemyeşil bir bahçeye.
(Mutlu Olmak Varken)
ELİMDE KALAN
Karıma
Yirmi yaşında hapse düştüm.
Yirmi beşimde sürgün oldum.
Yıllarca gençliğimi saçtım
Anadolu topraklarına.
Bir yokuşu yıllarca indim çıktım
döke döke kanımı
bir ekmek parasına.
İşte bugün altmış üç yaşındayım.
Bakıyorum gökyüzüne bugün gene
demir parmaklıklardan.
Bir senin yüreğin
ak bir güvercin
elimde kalan.
(Mutlu Olmak Varken)
SEN BENSİZ ORDA
Kim anlatacak sana akşamları,
dışarıda nasıl geçti günüm,
Cağaloğlu pazarında nasıl atlatılıyorum,
kimlere rastladım yolda, neler konuştum,
kim anlatacak sana?
Arada bir kim tutup sıkacak o minik pembe burnunu senin,
o bembeyaz çileli saçlarını kim okşayacak geceleri?
Kim şakalaşacak seninle sabah kahvaltısında,
seni kim ağlatacak şiir okurken?
Hele bir süre daha
bensiz baksın dursun
acı aydınlık yüzün
orda karanlıklara.
BEN SENSİZ BURDA
Yaslanıp omuzuna gecenin
sabahı karşılar gibi,
ama dünyaya günaydın diyemeden.
Yatar gibi çimenler üstünde,
ama çimenlerin kokusunu alamadan.
Koşar gibi denize doğru,
ama denizde kulaç atamadan.
Uzanır gibi bir çocuğun başına,
ama çocuğun başını okşayamadan.
Tırmanır gibi gürbüz bir ağaca,
ama ağaçtan bir meyve koparamadan.
Kavuşur gibi eski bir dosta,
ama eski dostla kucaklaşamadan.
İş başında türkü söyler gibi,
ama sesimi ben bile duyamadan.
(Mutlu Olmak Varken)