Ahmet
Ada
1947 Ceyhan
Ceyhan Lisesi’nde okurken öğrenimini yarıda bırakmak
zorunda kaldı. Çeşitli işlerde çalıştı. İlk yazı ve şiirleriyle Yeni Dergi,
Yansıma, Yeni Adımlar dergilerinde göründü. Sonra
Dönemeç, Somut, Hakimiyet Sanat, Felsefe, Yusufçuk, Türkiye Yazıları’nda
yazdı. Şiirleriyle çeşitli ödüller kazandı.
ŞİİR KİTAPLARI
Gün Doğsun Gül Üstüne (1980), Acıyla Akran (1983), Yaz
Kırlangıcı Olsam (1985),
Aşk Her yerde (1990), Vakit Yok Hüzünlenmeye (1992),
Günyenisi Lirikler (1992),
Yitik Anka (1993), Taş Plak Gazelleri (1995), Küçük Bir
Anmalık (1996),
Begonyalı Pencere (1998)
AYNA
Masamdaki ayna çığlık çığlığa. Asma, pencerede
gökyüzü hevengi. Kapanın önünde kara kedi. Bir oda
düşünün ki usul usul akşam giriyor içeri. Sofamıza
düşen ay yıldızların fısıltılı sesi. Elma çiçeklerinin
fısıltısı doluyor içeri, fulyaların. - Sen nerdesin ince
yârim? Hangi göl kıyısında, hangi otelde? Zaman kuş gibi
uçup gidiyor. Dağ göllerinin uykusu çöküyor kirpik-
lerime. Gecenin tefini çalıyor rüzgâr.
Gecenin bir yarısı annem şiir yazmamı yasaklıyor.
Huysuz oluyor ihtiyarlar.
(Begonyalı
Pencere)
BEGONYALI PENCERE
Senin bu küsümser yüz
Bir ağlar bir gülersin
Seninle ayakta duruyor
Hercai sözcüğü.
Seninle biçim - bozuma
Uğruyor Türkçe.
Günübirlik değerleri ters yüz ede ede
Döküntü değeri kazanıyor
Her sevgili.
Yüzün göğe açılmış
Gündeş yazı
Begonyalı pencere
SERÇE
Giydim ben de yalnızlık hırkasını
Dilimde eski hüzzamlar
Kulağımda ipek sesi unutulmuş hatmi çiçeğinin
Kar mavisi kirpiklerinin sesi
Bir güvercin curcunası olan yaz göğünün sesi
Usulca çömelip yem arayan serçe sesi
Uçtum o serçeyle
Uçmasını bilen limon ağacının sesi
Bir Chagall resminin çocuksu sesi
Uykusuz şairler korosunun güneşli sesi
Sanayi sokağında hangarların orada
Uçarı gölgelerin sesi
Mozaikler arasından püsküren bir çiçeğin sesi
Manastır avlusunda
Bir Sümer tabletinin kırık sesi
Yaklaştım yanına gök sayfaları arasında
Sırlar saklayan kapıların sesi
Seviyorsan beni hâlâ saçındaki leylak sesi
Kökü ordadır diye sevdanın
Bir bumerang gibi sana döndüm
Varoşların burcu kalbine
Yaşadım beter bir aşkı, öğrendim
Kalp kalesinin ikiye bölündüğünü
Dolunayların senin çocuk gözlerine dolduğunu
Bunun şaşırtıcı bir şey olduğunu
Solgun gelinciklere söyledim
Ürgüp’te
Develerin üstünde hatıra fotoğrafı çektiren seyyahlara
Bakırcılar çarşısının esnafına
Çömlek ustalarına
Çuha çiçeklerine söyledim dere boyunda
Bir tel uzadı ışıklı bir tel saçında
Giydim aşk urbasını sana geldim
Birdenbire yaz yağmuru başıboş caddelerde
Giyindim yağmuru sana geldim
Kalbimde ipek-baharat yollarının sesi
Üstelik vakit ikindi,
Kalbe akan çınarların sesi
Balkonların kuş vakti, vaktin sesi
Seviyorsan beni hâlâ pırıl pırıl sevdanın sesi
Yağmur muydu yağan yoksa yıllar mı
Kirli sarı bir şehir omuzlarımda
Sokuldum kırık yazılara
Yazıların veda sesi
Kuş sayfaları arasında
BİR ÇOCUK
Sen ey engin gönüllü düşsever
Sıfatsız derviş
Dolaştın içinde hep özveriyle
Doğu’yu, Batı’yı, sokakları
sokaklar ki leylak kokardı
Şuraya koymuştun masaya
Çiçeklerin sokak görgüsünü
Sokakların çiçek örgüsünü
Sen ey uçuruma atlayan çocuk
Anlat şimdi uçurumu, uçarı çiçekleri
Bazı güneşleri büyük sulara akan
Bazı aşkları beyaz sessizliğe akan
Bak işte geçti yine
İçinden sümbül yeleli bir at
Sen ey uslanmaz kalender
Doğu’lu bilge, gün doğdu bak
Hasret burcuna düştü
İmgelerin sınırsız dalga boyu
Deniz kıyısında denize karşı
Yaktı sigarasını bir atlı
Sen ey uslanmaz uçarı çocuk
Anlat şimdi vişneçürüğü ufku
Uçurum sessizliğinde suçsuzluğunu
Bak işte Cemal Abidir
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvayda
Onun kasketine yağan yağmuru anlat
(Vakit Yok Hüzünlenmeye)
ŞİİR
İşte yine sığmıyorsun hiçbir kitaba
Sen ey uçurumdan çekilen şiir
Hangi sürgünden dönüyorsun kimbilir
Bir elinde üçüncü mevki tren bileti
Bir elinde de kış çiçeği
Sevdiğin bir gençkız için
(Vakit Yok Hüzünlenmeye)
AKDENİZLİ
Bir gidip bir gelmenin adıydı Aşk. Akşam inince
balkona, perdeler çekilir, susardı eşya. Sonra? Sonra,
bilinirdi acıyı bitiştirdiğim kocaman dünyaya. O gelir
rengârenk çiçekler açardı. Gece çiçekleri silip süpürürdü
hüzünleri. O gider gitmek ona yeterdi. O
gider yağmurda saçlarını yıkardı. O gider bendeki
yıkıntı sürerdi.
Bir mavi: ulaşılmaz mavi. Birkaç çiçek: gelincik,
cezayir menekşesi, fulya. Karık bir ayna: dünya. O gi-
der ben seyrederdim ulaşılmazları. Dar sokaklardan.
O gider yoksulluklar başlardı. Usanırdım ayrılık-
lardan.
O bilirdi ayrılıkları en iyi. Pencerelerin rüyasını.
Kavakların ürperişini. Kavun taşıyan kamyonların
kanatlanışını. Ayazmaların serinliğini.
Yanımda kalsa burada
Yüzü bütün Akdenizi özetlerdi
RESİM
Denize çıkan sokak soğuktur üşürsün
Ey ince gömlekli Akdenizli çocuk
Yaz geride kaldı yetişirsin sonbahara
Bütün ömrün yok olan mavi bir bakış
Gibi geçiyor bir solukta bilmiyor musun
Yağmura yakalanmış bir kuş gibi üşürsün
Ey parke taşların ağarttığı çocuk
Kalbin deniz üstü yağmur, saçların uykulu
Gülerken güz resmini çekmiş sanki
Yaprağı sapsarı yaprakla bitiştiren
Yaprağı hüzünle değiştiren güz
Bir çarkıfelek otunu değiştiren güz
Önünde çakıl taşları deniz kıpırtısız
Bir park kanepesinin akışında unutulmuş
Güller de birdenbire sızar kalbine
Avlulara girersin: karşında güz
Mor bir gölge şurda ve sonyaz kokusu
Tam öyle işte yıkılmış bir atın duruşu
(Vakit Yok Hüzünlenmeye)