Behçet Necatigil
16 Nisan 1916 İstanbul - 13 Aralık 1979 İstanbul
İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı
Bölümü’nü bitirdi.
Kars, Zonguldak ve İstanbul eğitim enstitülerinde
öğretmenlik yaptı.
Varlık dergisinde yayımlanan şiiriyle edebiyata atıldı ve
şiirimizin çağdaş
ustaları arasında yer aldı. Kent insanının gündelik
yaşantısını, bireyin
sorunlarını, kendine özgü dili ve biçimiyle işledi. Şiir
dışında radyo oyunları
ve Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü gibi başvuru kitapları
hazırladı.
ŞİİR KİTAPLARI
Kapalı Çarşı (1945), Çevre (1951), Evler (1953), Eski
Toprak (1956), Arada (1958),
Dar Çağ (1960), Yaz Dönemi (1963), Divançe (1965), İki
Başına Yürümek (1968),
En/Cam (1970), Zebra (1973), Kareler Aklar (1975),
Sevgilerde (1976),
Beyler (1978), Söyleriz (1980)
KIR ŞARKISI
Tam otların sarardığı zamanlar-
Yere yüzü koyun uzanıyorum.
Toprakta bir telâş, bir telâş-
Karıncalar ötedenberi dostum.
Ellerime hanımböcekleri konuyor,
Ne şeker şey onlar.
Uç böcek, uç böcek diyorum,
Uçuyorlar.
Pan’ın teneffüsü bile
Ilık - - okşamakta yüzü.
Devedikenleri, çalılık vesaire,
Bir âlem bu toprakların üstü.
Tabiatle haşir neşir,
Kırlarda geçen ikindi vakti.
Sakin-dinlenmiş-rahat
Bir gün daha bitti.
SOLGUN BİR GÜL
DOKUNUNCA
Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip geçenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel köşesinde
Nereye gitse bu akşam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kâğıtlar
Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ya da yalnız bir kızın
Sildiği dudak boyasında
Eşiğinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.
Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
Uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
Akşamlara gerili ağlara takılıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.
Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta, ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.
BARBAROS MEYDANI
Biliyorum, ayıp ve mânasız
Ama peşlerinden gidiyorum
Gezmiye çıktıkları vakit
Ana kız.
Utanır da belki
Anasının sırtındaki
Yeldirmeden,
Kız bir adım önde gider
Sezdirmeden.
Beşiktaş’ta Barbaros Meydanı
Sağı anıt, solu türbe
Ortası kare şeklinde.
Parkıdır yoksulların
Bilhassa yaz ayları.
Fidanların, mezarların önünde
Yontulu taşlar çepçevre,
Yer yer banklar konulmuş
Meydana dolmuş millet,
Sıra sıra oturmuş.
Ah genç kız kalbi,
Sıralara bakar elbet.
Meydanın ilersi deniz kıyısı
Karaya çekilmiş kayıklar,
İskele gazinosu yanda
Sulara dökülmüş ışıklar,
Üsküdar şu karşısı..
O nemli topraklara
Ana çöker yorgun argın,
Kalmış gözü arkada,
Kendi ayakta kızın.
En gürültülü şarkılar
Çalarken plâkta,
Onlar orda oturur
Denize bakarlar.
Avunmaya muhtaç bu gençlik
Ey kız anası ihtiyarlar,
Ey denizlerden esen serinlik.
(Çevre)
BARBAROS MEYDANI
II.
O dediğim yere yaz mevsiminde
Geceleri sık sık giderdim.
Elektrik direkleri dibinde
Toplananlar yok şimdi.
Toz toprak içinde
Güreş eden çocuklar,
Top oynıyanlar yok şimdi.
Kol kola gezinen genç kızlar,
Peşlerinde dolaşanlar yok şimdi.
Garip adamlar görürdüm:
İçmiştiler, müthiş.
Zayıf kadınlar görürdüm:
Bitmiştiler, bitmiş.
Kalabalık aileler
Evlerinde duramamış,
Kalkıp gelmiştiler.
O dediğim deniz kenarında
Yavaş sesle konuşan
Kadınlar otururdu.
Kahkahayla gülüşen
Genç kızlar bulunurdu.
Hovarda, hoyrat itişen
Delikanlılar dururdu.
Böyle miydi o vakitler burası
Mezarların, fidanların önünde
Beşiktaşın fakir fukarası
Hava alır, eğlenir, dinlenirdi.
Gece yarısına doğru
Barbaros meydanı halkı,
Evlere dağılırdı
Erkekli kadınlı.
(Çevre)
GÜLÜŞLERİ
Dedeler, nineler gülümser utangaç,
Torunlarını severken.
Gelinlere, oğullara bakışlarında yansır
Kendi gençliklerinden bir gece
Bilirim.
Çırpınan bir kelebek kanadı mıdır
Sevdiğinin elini tutan elinde?
Duyar gibi o gizli seslenişi çağlardan:
-Örselenir, zedelenir ne kadar kollasan
Bu büyülü nakışlar bir tutam toz olacak!-
Severken bir genç kızı delikanlı
Dalgın, titrek gülümser
Bilirim.
Uykusunda, uyanık, seyredilen bir çocuk
Gülümser masum.
Yıllar sonra bileceği yakınlığı o yaşta,
Anne baba arasında adlandıramadığı
Bakışları, ilgiyi şimdiden anlar da
Gülümser
Bilirim.
Yaşanmamış geçmişleri doldurur gönle,
Parlayan yüzükler altın sarı, eski.
Gülümser bir zamanlar annesi gibi pembe,
Parmağına takılı halkada, gözlerinde
Bütün ölmüş kızların eskimez sevinci,
Gülümser nişanlı kız
Bilirim.
Dalgalı denizlerin fırlattığı tekne
Parçalanmış yatarken kumlar üstünde;
Dinler bir gencin aşkla yaptığı savaşı,
İşte yine açık kapalı pencere
İşte yine yıkıntılar önünde
Kendi yanık günlerini hatırlar
Yaşar dinmiş acıları yeniden,
Dinler ve gülümser Yaşlı
Bilirim.
KUĞULU GÖL
Saysak olacağı sekiz on gecedir
Ancak o kadardı, candan istediler.
Bilsek, öncekiler de bizim gibi miydiler?
Kirli badanalardan silinmiş gülüşleri,
Bir ölü sessizlik kalmış onlardan arda.
Bilsek, aynı ürkek parıltılar mı vardı,
Gecenin bir yarısı bu eski evde
Usulca yakılan lâmbalarda?
Hangi gizli ayışığı bazı gecelerde
Yükseltir denizleri yatak kıyılarına?
İkili dilekleri kamçılar ılık su
-Haydi, gel!
Sonra aynı anda beraber, haydi!
Saçlar solar serpintiler bitince...
Yorgun uzar bir düşünce: Burdaki bu,
Aynı kısık soluklardan sonra
Yüzyıllar önce, yine böyle uyuyordu.
Senin sevmelerin ne kadar çoktu aslan
Zeus!
Kimi boğa, kimi kuğu biçiminde.
Senin yaklaşmaların ne kadar değişik,
Amphitryon ya da altın yağmuru...
Şimdi nerde o sayısız
Aldattığın dertli Hera,
Nerde bindiğin azgın atlar?
Neden sıkıntıyı, hüznü, pişmanlığı getiriyor
Gecesefalarının açtığı saatler?
ŞİMDİ DEĞİL SONRA
Ürperen sokakları süpüren tipide
Yürürken hızlı
Şimdi değil sonra
Vurur yüzünüze aralık kapımdan
Bir garip yaz sıcaklığı.
Bir an durursunuz beklemiyor gibi bunu
İçeriye girseniz
Şimdi değil sonra
Yaşamak telâşı çekip götürür sizi
Esen soğuk rüzgârda.
Şimdi değil sonra
Bakarsınız yaşamak bir gün bırakıverir
Sizi benim yollara.
Bir zamanlar kayıtsız önünden geçtiğiniz
Eski kapı
Çıkar sisler içinden karşınıza açık.
Sahi
İçerde
Sizin de
Hayatınız vardı.
Ve ancak o zaman anlarsınız
Yıllar önce gösterdiğim kışı.
Yazdı
Şimdi değil sonra.