27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Ceyhun Atuf Kansu

 

 7 Aralık 1919 İstanbul - 17 Mart 1978 Ankara

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Turhal, Ankara ve Etimesgut şeker

fabrikalarında çocuk doktorluğu yaptı. Görevi gereği Anadolu insanıyla iç içe olan yaşamından

kaynaklanan çileli insanların, kimsesiz çocukların şiirini yazarak, toplumcu gerçekçi anlayışın

canlı ve içten şairi olarak ünlendi. Şiir yanısıra deneme, inceleme ve çocuk kitapları da yazdı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Bir Çocuk Bahçesinde (1941), Bağbozumu Sofrası (1944), Çocuklar Gemisi (1946),

Yanık Hava (1951), Haziran Defteri (1955), Yurdumdan (1960), Bağımsızlık Gülü (1965),

Sakarya Meydan Savaşı (1970), Buğday, Kadın, Gül ve Gökyüzü (1975), Tüm Şiirleri (1978)

 

 

 

HAZİRAN GECESİ

Yirmi altı haziran gecesi ay erken doğdu

Bir ara sallandı durdu dallar arasından,

İşini bitirip savuştu erkenden,

Bir daha arasam da bulamam,

Yirmi altı haziran gecesi ay erkenden battı.

 

Bu ara ben de bir kadeh rakı içtim,

Bir tabakta beyaz peynir vardı, yedim

Konuştuklarımı düşündüm de hepsi öyle

Hepsi yirmi altı haziran gecesine mahsus,

İstesem de artık aynı şeyleri konuşamam.

 

Tam iskemlenin arkasında bir postacı,

Duyurmadan kimseye bir mektup verdi bana,

Ölmüş olduğumu bildiriyordu Tanrı,

İzin istedim bir saniye kendisinden ciğerlerime,

Biçilmiş ekinlerin kokusunu çekmeğe son kez!

(Tüm Şiirleri)

 

KAR HAVASI

Tam bana göre bu hava

Bekliyorum kar yağacak

Bulutlar indi inecek.

Bekliyorum yollar kapanacak

Kurt sürüleri derin ormanlardan

Bekliyorum peşime düşecek.

 

Bir ışık görüyorum ileride,

Oraya doğru yürüyorum,

Bir ışık aşk ışığı dost ışığı

Benim için yakıp bırakmışlar,

İtince usuldan kapıyı

Isınacağım ocak, orada.

 

Kar bulutlarında bir düş

Bölüyorum bu düşün yüreğini

Sıcacık bir kan akıyor

Yaşıyor diyorum yaşıyor hâlâ,

Söndürmeyi unutmuştur.

 

Kurt seslerini duyuyorum

Ormanı yalnız geçeceğim

Bulutların karanlığından kar

Akça-kavaklara kar düşüyor

Duruyor, yeniden bakıyorum

Yanılmıyorum, ışık orada.

(Tüm Şiirleri)

 

KIZAMUK AĞIDI

Ben, gamlı, donuk kış güneşi,

Çıplak dallarda, sessiz dinleniyordum.

Köyleri, yolları, dağı taşı

Isıtıyor, avutuyordum.

 

Bir köy gördüm tâ uzaktan,

Dağlar ardında kalmış, bilmezsiniz,

Kar örtmüş, göremezsiniz karanlıktan,

Yalnızlıkta üşür üşür de çaresiz,

 

Ben gördüm bu köyü, damlarının altında,

Çocukları kızamuk döküyor,

Gözleri, göğüsleri, yüzleri, ah bırakılmış tarla,

Gelincikler arasından öyle masum bakıyor.

 

Habersiz hepsi, kızamuktan ve ölümden,

Kirli yüzlerinde açan ölümden habersiz,

Ve, düşmüş bir gül oluyorlar birden,

Bebekler ölüyor, ölümden habersiz.

 

Ali’lerin kızı Emine’yi gördüm,

Öldü... Yusufların Kadir öldü, emmisinin Durdu öldü,

İkindiye doğru, evlerine vardım,

Gördüm, Döne öldü, Ali öldü, Dudu öldü.

 

Bir bir saydım, yirmi üç çocuk,

Ah, güllü Gülizar öldü,

Gördü kış güneşi, gamlı ve donuk

Daldı oğlanlar, çiçekti kızlar, öldü.

 

Gamlı türkümle tepeden aşağı bıraktım,

Bıraktım kendimi düşesiye, ölesiye,

Bu acıdan sonra nasıl doğacaktım,

Nasıl dönecektim aynı köye?

 

İniyor ve karaltında örtüyordum,

Bu çocukları, bu habersiz çocukları,

Görmediniz, anlatamam, ürperiyorum.

Bir şey demek için açılmıştı dudakları.

Ah, ben bir gün tepelerden, tepelerden

Varıp önünüze, önünüze dikilip duracağım,

Aydınlardan, hekimlerden, öğretmenlerden,

Bir gün soracağım, bu çocukları soracağım.

 

O çaresiz, o yalnız, o karanlık günde,

Siz neredeydiniz diyeceğim, neredeydiniz?

Ben perişan, utanmış... bu köyün üstünde,

Kahrolurken, siz beyciğim neredeydiniz?

 

Ben, bir günde yirmi üç küçük ölünün,

Gömüldüğünü gördüm bu köyde kızamuktan,

Ya siz ne gördünüz, söyleyin, söyleyin,

Bir şey söyleyin, bir şey söyleyin uzaktan.

 

Ah, ben gamlı kış güneşi, aydınlığın

Bütün suçlarını kalbimde taşırım,

Görerek ah, görerek, bilerek bir yığın

Karanlık gündüzün üstünde yaşarım.

 

Her mevsim dolanıp geldiğinde bu köye

Gücük ayda, kar örtülü bu ovada,

Utancımdan, hıncımdan yaş dökerek böyle,

Gamlı ve perişan asılı duracağım havada.

 

İkindiye doğru bırakıp kendimi

Bu küçük mezarların üstüne.

Bilmeyeceksiniz, perişan, çaresiz halimi,

Gül diyeceğim, gül dereceğim, gül üstüne.

Yol kıyısında yirmi üç çocuğun mezarı,

Ah diyeceğim, ah dökeceğim yol üstüne.

 

DEĞİŞEN TÜRKÜ

Yaz ayları gelir, kalbimde bir duygu,

Aşk diyeceksiniz hemen, aşk!

Aşk mı, çoktan yitirmişim o suyu,

Besbelli kurumuş bende o kaynak.

 

Ben de güzel gözleri severim yeşil olsun, elâ olsun,

Derin hazları vardır öpüşmenin unutulmaz,

Bazen en güzel maceradır aşk, ister belâ olsun,

Öyle tehlikeli çağrışlar vardır ki dayanılmaz!

 

Ben ne geceler yaşadım Akdenizde,

Ne aşklar tattım on yedinci yüzyıl misali,

Faytonlarla gezdim kordon boyunda,

Pırıl pırıl yıldızlar, yıldızlar ışıl ışıl,

Bizse kayıp giderdik gecenin koynunda,

 

Büyük arzuların saati çın çın eder,

Gölgeleri ve güzelleri arar insan,

Rakkastır kalbimiz bir gelir bir gider,

Hazlarımız, gece yarısı uyanan.

 

Ben yine serin sabahları severim,

Atlar arabalar hazır olmalı,

Hancı çay pişirmeli, deh demeli arabacı,

İnsan uzun yolların yolcusu olmalı!

 

Bütün vuslat şiirlerine karşılık

Ben bir özleme türküsü söylüyorum,

Çoğu kızlar, delikanlılar sevmeyecek biliyorum,

Ben bu türküyü yolcular için söylüyorum.

(Tüm Şiirleri)

 

 

BEKLEYEN KADININ GÜNÜ

Kadınım saçlarını tarar aynada,

Benim parmaklarım değmişçesine.

Bahçeye çıkıp şarkı söyler içinden

Sesinden sesim geçmişçesine.

Güneşin kızarttığı kayısılar gibi

Aklından ben geçerim güneşlenirken,

Kızarır al al olur ben öpmüşçesine.

 

Eğilmiş dikiş diker, gömleğimin düğmesi

Hayal eder beni, birden ürperir

İnce bir sızı duyar iğne batmışçasına.

Çocuğunu göğsüne bastırdığında

Erkekliğim geçer ta iliğinden

Benimle uzanıp yatmışçasına.

 

Bir sabah ayrıldım bir akşam kavuştum

-Ah, olgun dutlar gibi ballanmış gözlerinde-

Saatlerin biriktirdiği o  tatlı özlem

Sanki uzak denizlerden dönüyorum,

Karşılar, beni yıllarca beklemişçesine.

(Haziran Defteri)

 

 

BAĞIMSIZLIK GÜLÜ

Yerden alıp o gülü

Hangi gülü?

Bir topçu neferinin

Sakaryalı yaz toprağında

Sıcak kan gülü.

 

Alıp koklamak o gülü

Hangi baharda?

Türkçenin özgür kırlarında

Türkülerde burcu burcu,

Bilgeliğin ana gülü!

 

Bir basmadan alıp o gülü,

Hangi basmadan?

Nazilli fabrikasından

Pamuğumuzdan, emeğimizden,

Dokuduğumuz halk gülü.

 

Hoyrat ellerinden alıp o gülü

Hangi ellerden?

Uzak Teksaslı çobanların

 

Bilmediği, uğruna can vermediği

Türkiyeli o çileler gülü.

 

Yerine koymak, kutsamak o gülü,

Hangi yerine?

Mustafa Kemal’in bahçesine

Bir ulusun suladığı beslediği

Yediveren bağımsızlık gülü!

 (Bağımsızlık Gülü)

 

 

YEŞİL ERİKLER

Çağırmayın beni yıldızlar, çağırmayın,

O kadar uzaktasınız ki, bu akşam, gelemem.

Şenlenmez mi bensiz göklerdeki oyun,

Sizleri iyi arkadaşlar gibi bol bol düşünsem?

 

Çağırmayın dumanlı dağlar, beni çağırmayın,

O kadar yükseksiniz ki arzularımdan,

Yetmez mi, içimden ıslak kayalar gibi kopan,

Bir istekle aşkınızı selâmlasam!

 

Çağırma beni, ey mavi kır, engin deniz,

O kadar coşkunsun ki kıyılarda sen,

Beraber elele nasıl gezeriz,

Benim de deli gönlüm dalgalanırken?

 

Çağırma ey yeşeren taze toprak beni,

Seninle dökülsün hâtırama bütün yemişler,

Bahar, gözlerinden geçer kalbimin içine,

Düşer bir bir sepetinden yeşil erikler.

 

Çağırma, sen de çağırma beni evine, bahçene,

Beni, bu küçük renkli böceği unut,

Duydum yeşerdiğini, göverdiğini,

Beni düşünüp süslenmiş bahçemizdeki dut.

(Bağbozumu Sofrası)

 

 

LİRİK ŞARKI

Öt, güzel serçe, öt yeşil çalıda,

Sabahın sesini duyayım senden,

Şarkınla beraber gir penceremden,

Oyununu oyna renkli halıda.

 

Meşe dallarından uçup bana gel,

Gel, güzel serçem gel, böğürtlenlerden,

Saksılarım, baygın fesleğenlerden,

Ve güllerim bütün güllerden güzel.

 

Bir delice sevinç, çocuk sevinci

Ötüyor dallarda, gel güzel sevinç!

Ruhum bir şadırvan, eğil eğil iç,

Çınar yaprağiyle dokunmuş içi.

 

Sabahı taşıyan o en güzel kuş,

Şarkısiyle göçmüş uzak kırlara,

Veda et bu bahar o şarkılara,

Senin pencereni serçen unutmuş.

 (Bağbozumu Sofrası)

 

ÜÇ KİŞİLİK SOFRA

Kim istemez ki, sofrayı sofra olsun,

Bir masası, tabakları, sürahisi olsun

Üç öğün ekmeği olsun, çorbası olsun.

Vatan yemişleri boldur

Çiçekli bir tabağa doldur,

Koy önüne bekleşen çocukların

Masalını tadsınlar elmaların

Bilsinler yemez onları sade

Ne yalnız sultan kızı, ne de yalnız şehzade.

Baharlayın onunçün de açar elma çiçeği

Hem daha gönülden, hem de daha iyi.

Kim istemez ki, yaşaması tam yaşama olsun.

Gündüzleyin bütün yaşayanlar için bir çalışma,

Aşk ve huzur da sofraya kalsın akşama.

 

 

YİTİK AİLE

Dört kardeştiler üç kız, bir oğlan

Oğlana ne oldu ben bilemem.

Uğramaz oldu gel zaman git zaman,

Çil basmış yüzünde, gözleri ağulu

On sekizinde kamyon şoförü

 

İki küçük kız kardeş öyle dolaşır

Ana taşevlerin birinde çalışır,

Ortanca okula gider yalnayak,

Ocak yanmaz ki, aş pişmez ki,

Kapısında küçük kızı görmese komşular,

Boş sanacaklar evi, duman tütmez ki!

 

Baba, bir kadını vurdu dediler,

Ellisinden sonra ceza evinde yatar.

Hiç bir şeye yanmam büyük kıza yanarım,

Yol kıyısındaki bağlar gibidir o kız,

Gelen koparır salkımlarını giden koparır

Kara üzüm gözlerinin iri tanelerini,

Gelen geçen delikanlılar yiyip yiyip atar.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


4892 - unknown - 38.107.179.240