27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Can Yücel

 

 1926 İstanbul

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni bitirdikten sonra öğrenimine İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde devam etti.

Üniversite yıllarında şiire başladı. Beraber, Sosyal Adalet, Şiir Sanatı, Dönem, Yön, Ant, İmece, Papirüs dergilerinde yayımladığı

şiirleriyle ve şiir çevirisi yazılarıyla tanındı. 1965’ten sonra siyasal konularda yoğunlaştı. Yalın dili ve çok çeşitli buluşlarıyla özgün

bir şiir dili yarattı. Dünya şiirinden çeşitli şiirler çevirdi.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Yazma (1950), Sevgi Duvarı (1973), Bir Siyasinin Şiirleri (1974), Ölüm ve Oğlum (1976), Şiir Alayı (İlk dört şiir kitabının toplu basımı, 1981),

Rengâhenk (1982), Gökyokuş (1984), Beşibiryerde (İlk beş kitabı, 1984), Canfeda (1986), Çok Bi Çocuk (1988), Kısa Devre (1990),

Kuzgunun Yavrusu (1990), Gece Vardiyası (1991), Canfeda (1992), Güle Güle Seslerin Sessizliği (1993), Gezintiler (1994), Maaile (1995),

Seke Seke (1997), Alavara (1999)

 

DİNLEME BAŞINI!

Karşı masadan çağırdılar, buyrun dediler

Keyfim yok dedim bağışlayın, başımı dinleyeceğim biraz

Sen misin diyen, bir curcunadır koptu

Ne kalabalık, ne kalabalıkmış yarab başım!

Bunca ayıp, bunca kayıp, bunca ölüm!

 

Attım kendimi dışarı, karıştım Şarlo'nun yalnızlığına

Uçuyorum şimdi Barbaros Bulvarı'ndan aşağı

Üstümde insanlar, ne güzel, ve ayaklarımın altında deniz!

 

Sana da söylüyorum hep, Teo,

Başını dinleyeceğine, al başını git uçmağa!

(Rengâhenk)

 

SEVGİ DUVARI

Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa

Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi

Dilimizde akşamdan kalma bir küfür

Salonlar piyasalar sanat-sevicileri

Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni

Yakanda bir amonyak çiçeği

Yalnızlığım benim sidikli kontesim

Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

 

Kumkapı meyhanelerine dadandık

Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi

Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar

Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi

Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri

Çöpçülerin elleriyle okşardım seni

Yalnızlığım benim süpürge saçlım

Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

 

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak

Bol çelik bol yıldız bol insan

Bir gece Sevgi Duvarını aştık

Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki

Başucumda bi sen varsın bi de evren

Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi

Yalnızlığım benim çoğul türkülerim

Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

 

(Sevgi Duvarı)

 

HAYATTA BEN EN ÇOK

BABAMI SEVDİM

            Hayatta ben en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk

Çarpı bacaklarıyla - - ha düştü ha düşecek - -

            Nasıl koşarsa ardından bir devin,

            O çapkın babamı ben öyle sevdim 

 

            Bilmezdi ki oturduğumuz semti,

Geldi mi de gidici - - hep, hepp acele işi! - -

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.

            Atlastan bakardım nereye gitti,

            Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

 

            Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

40'ı geçerse ateş çağ'rırlar İstanbul'a

Bi helâllaşmak ister elbet, diğ'mi, oğluyla!

            Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,

            Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

 

            En son teftişine çıkana değin,

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

            Açıldı nefesim, fikrim, canevim.

            Hayatta ben en çok babamı sevdim.

 

                                           (Bir Siyasinin Şiirleri)

 

 

Bİ SEN EKSİKTİN AY IŞIĞI

Bileklerimizi morartmış yeni alman kelepçeleri,

Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman'dan sonra,

Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,

Başımızda perensip sahibi bir başçavuş,

Niğde üzerinden Adana Cezaevi'ne gidiyoruz...

 

Bi sen eksiktin ayışığı

Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya!

      (Bir Siyasinin Şiirleri)

 

 

GÜN YALIMI

Duvar dibindeydiler bi bakış baktı

Şimdi ışık yıllarında yaşıyor o çiçekler

 

Heyt bu kadına can veren tanrım

Sarı bir yatışı var bütün çarşaflardan ayrı.

 

Gelirim demişti bugün için

Gözlerim güneş saatinde.

(Sevgi Duvarı)

 

 

ARİFE TÂRİF

Öyle bi aş olsun ki derim...

 

"Biraz taş biraz hayvan biraz düş"

Ve göğe aşırdığım kuş

Denizin mor bostanından

Süngerim al soğanım

Soluğumdan açan lâle

Mutluluğa geleceğe

 

Yeter ki bir döşün olsun kocaman

Bu aş ve bu vurgun seksen kulakta yenir

Ve sıkarsa tabiy toplumsal petkan

 

Öyle bi Aşk olsun ki derim...

 

(Sevgi Duvarı)

 

KÜÇÜK KIZIM SU'YA

Bir derin uykudaydım ölümün içinden

Açtım ki gözlerimi

Bir suyun gölgesi gibi

Kendisi âdeta bir suyun

Ayakucumda sen oturuyorsun

 

Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!

 

                                         (Ölüm ve Oğlum)

 

MARE NOSTRUM

En uzun koşuysa elbet Türkiyede de Devrim,

O, onun en güzel yüz metresini koştu

En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...

En hızlısıydı hepimizin,

En önce göğüsledi ipi...

Acıyorsam sana anam avradım olsun,

Ama aşk olsun sana çocuk, AŞK olsun!

                                          (Bir Siyasinin Şiirleri)

 

 

BAŞTAN KARA

Başlayan bişey vardı unuttum

Anımsamaya çalışıyorum şimdi

Emekdar kelimelerle:

Bahar

Gençlik

Bebek

Çiçek

Deniz

İşçi

Bağımsızlık

Özgürlük

Eşitlik

Aşk

Mezarımda dönüyorum da

Yuvarlanıyorum baştan kıça

Kalafattan yeni çıkmış bir tekne

Dalga olmayan dalgaların üstünde...

 

                           (Güle Güle Seslerin Sessizliği)

 

ÜÇ NAL LOKANTASINDAN

Bu cehennemî sıcaktan kurtulmak için

Sırtımı, omuzlarımı yüzen

Ne bir esinti bekliyorum yaprakları uçarısıya,

Ne de bir yaz yağmuru bardaktan boşanırcasına

İhtiyacım benim başka bir sıcak

Teninin sıcaklığı senin

Yelelerimden sağrıma inen ter damlalarıyla

Koşturacak beni menzilinden menziline

Dört ayak, üç nal

                                    (Güle Güle Seslerin Sessizliği)

 

DUMANIN DOĞRUSU

Kolay gelsin vapurun dumanı!

İnersin sen de bigün yeryüzüne,

Benim gibi yağmur diye!

 

İyi de edersin!

                              (Sevgi Duvarı)

 

SEVGİLİ GENÇLİK

Öyle parçalandım ki ömrümde sevgiyle öfke arasında

Sevgimi öfke vurdu

Öfkemi sevgi kaçırdı

İçim parçalandı arada

 

Bi de bigün baktım gökyüzüne, bir bayram gecesi

Bir kestane fişeği açmış yedi rengimden

Yağıyorum çocukların üstüne

(Sevgi Duvarı)

 

NEDENLE SONUÇ

Hiç kanser olmaz onlar

Gnl. mdr. ler

Holidingler

Politikapçıklar

T.S.K.'ler

T.K.K.'lar

Hiç hiç kanser olmazlar

Ama bizim Yaman durduğu yerde

Pankreas kanseri ölür

Nedeni bir şair tanır Yunan

Adı Pankreatitis

Yani yeni bir rol

(Güle Güle Seslerin Sessizliği)

 

PİÇ HALİLİN MATİTASI

Bana Bir Varmış de!

Bir Varmış Bir Yokmuş deme!

İçime dokunuyor.

 

RENGÂHENK

Bir yelkenli bayrağı al

-- Mor da olabilir --

Almış yaprağına rüzgârı

Rumca bir şarkı patlatıyor

Denizin gözüne gözüne

 

Mubalâğa lâz oldu vre sevgilim

Aramızda bu yaz

Pontuslarını zaptetmeye birbirimizin

Selvi yeşili serenlerimizle

 

Beğenmediysen o yeşili

-- Nefti mi? Değil. --

Camgöbeği olabilir meselâ

Suların pöstekisinde sevişmek için

 

Mubalâğa yaz oldu bu yaz

İkimiz de ömrümüzün güzünde

Fuzulî'nin dediği Gedây-ı Muhteşemler

 

Bitkiniz tatlı-işemeden

Böyle böyle deryadil oluyor derya

Derûnumuzdaki...

Uyuyalım mı dedin vre sevgilim?

Gaflet ki, o bayrağı al yelkenliden

-- Mor da olabilir --

Dalgalarla dalga geçer geçerken

Kucağımıza atlayan bir lâpindir

Menzilimiz Pontus değil Azrail

Ve önümüz sırf ebabil...

Lâkin o da ölecek bir gün mutlak

Bizcileyin yaşarsa bir yaz

 

Bunu Rabiş'in camına

Bayrağı al bir yelkenliyle yaz!

-- Mor da olabilir ama ---

Rumca bir şarkı patlataraktan

Ağaran siyaha doğru

Siya siya!..

İki ceset ki aşktan boğulmuş

Kasımpatları gibi patlayan kulaklarıyla

Tozlarından tuzlarından donanmalar kurulmuş

Gidiyorlar Cezayir' i fethe yeni baştan

Biri erkek biri dişi

İki korsan

 

Güler'le Can...

İkisi de birbirinden alâ

İkisi de mubalâğa!

 

Şiirin bütün bu felâketine rağmen

İkisi de yaşıyorlar hâlâ...

Böylece tekmil oluyor yavaş yavaş

Bütün bir sonbahar...

                                                           (Rengâhenk)

 

 

AĞIT

Dün gece seyrimde gördüm cerenim.

Kızlar ne kadar çok seviyorlarmış ki seni

Mosmor olmuş gülyazısı bedenin

 

Mosmor olmuş gülyazısı bedenin

Düşmüş sanki erguvanlar içinde

En genç burcu yıldızdan bir kalenin

 

En genç burcu yıldızdan bir kalenin

Uçmuş sanki uçsuz bir uçuruma

Gökyüzünün çakır gözlerinden

 

Gökyüzünün çakır gözlerinden

Düşmüş bir damla, bir deniz feneri

Işınlarıyla şile bezlerinin

Güdüyor çobansız kalmış tekneleri

            (Rengâhenk)

 

 

MÜZMİN BİR ŞAİRE

Bir Beyaz Rustan kapmış

Bir Tepebaşı otelinde Şiiri

Gayrı ne permanganat ne antibiyotik

Bir akıntıdır gidiyor sittin senedir

Gözünden yaş geliyor su dökerken bile

 

Belini doğrultmak için Türk Şiirinin

Çekiyormuş bu çekilmez çileyi,

Yoksa çaldığı gibi başından büyük bir taşa

Kırarmış çoktan

Pelikan marka dolma kalemini

 

Bakarak bu Çağdaş ve de Çardaş Şaire

Hiç de zührevî değilmiş meğer Zühre!

            (Rengâhenk)

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


5062 - unknown - 38.107.179.236