Can
Yücel
1926 İstanbul
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni
bitirdikten sonra öğrenimine İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde devam
etti.
Üniversite yıllarında şiire başladı. Beraber, Sosyal
Adalet, Şiir Sanatı, Dönem, Yön, Ant, İmece, Papirüs dergilerinde yayımladığı
şiirleriyle ve şiir çevirisi yazılarıyla tanındı.
1965’ten sonra siyasal konularda yoğunlaştı. Yalın dili ve çok çeşitli
buluşlarıyla özgün
bir şiir dili yarattı. Dünya şiirinden çeşitli şiirler
çevirdi.
ŞİİR KİTAPLARI
Yazma (1950), Sevgi Duvarı (1973), Bir Siyasinin Şiirleri
(1974), Ölüm ve Oğlum (1976), Şiir Alayı (İlk dört şiir kitabının toplu basımı,
1981),
Rengâhenk (1982), Gökyokuş (1984), Beşibiryerde (İlk beş
kitabı, 1984), Canfeda (1986), Çok Bi Çocuk (1988), Kısa Devre (1990),
Kuzgunun Yavrusu (1990), Gece Vardiyası (1991), Canfeda
(1992), Güle Güle Seslerin Sessizliği (1993), Gezintiler (1994), Maaile (1995),
Seke Seke (1997), Alavara (1999)
DİNLEME BAŞINI!
Karşı masadan çağırdılar, buyrun dediler
Keyfim yok dedim bağışlayın, başımı dinleyeceğim biraz
Sen misin diyen, bir curcunadır koptu
Ne kalabalık, ne kalabalıkmış yarab başım!
Bunca ayıp, bunca kayıp, bunca ölüm!
Attım kendimi dışarı, karıştım Şarlo'nun yalnızlığına
Uçuyorum şimdi Barbaros Bulvarı'ndan aşağı
Üstümde insanlar, ne güzel, ve ayaklarımın altında deniz!
Sana da söylüyorum hep, Teo,
Başını dinleyeceğine, al başını git uçmağa!
(Rengâhenk)
SEVGİ DUVARI
Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat-sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
(Sevgi Duvarı)
HAYATTA BEN EN ÇOK
BABAMI SEVDİM
Hayatta ben en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla - - ha düştü ha düşecek - -
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici - - hep, hepp acele işi! - -
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40'ı geçerse ateş çağ'rırlar İstanbul'a
Bi helâllaşmak ister elbet, diğ'mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.
En son teftişine çıkana değin,
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
(Bir Siyasinin
Şiirleri)
Bİ SEN EKSİKTİN AY IŞIĞI
Bileklerimizi morartmış yeni alman kelepçeleri,
Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman'dan sonra,
Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,
Başımızda perensip sahibi bir başçavuş,
Niğde üzerinden Adana Cezaevi'ne gidiyoruz...
Bi sen eksiktin ayışığı
Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya!
(Bir Siyasinin Şiirleri)
GÜN YALIMI
Duvar dibindeydiler bi bakış baktı
Şimdi ışık yıllarında yaşıyor o çiçekler
Heyt bu kadına can veren tanrım
Sarı bir yatışı var bütün çarşaflardan ayrı.
Gelirim demişti bugün için
Gözlerim güneş saatinde.
(Sevgi Duvarı)
ARİFE TÂRİF
Öyle bi aş olsun ki derim...
"Biraz taş biraz hayvan biraz düş"
Ve göğe aşırdığım kuş
Denizin mor bostanından
Süngerim al soğanım
Soluğumdan açan lâle
Mutluluğa geleceğe
Yeter ki bir döşün olsun kocaman
Bu aş ve bu vurgun seksen kulakta yenir
Ve sıkarsa tabiy toplumsal petkan
Öyle bi Aşk olsun ki derim...
(Sevgi Duvarı)
KÜÇÜK KIZIM SU'YA
Bir derin uykudaydım ölümün içinden
Açtım ki gözlerimi
Bir suyun gölgesi gibi
Kendisi âdeta bir suyun
Ayakucumda sen oturuyorsun
Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!
(Ölüm ve Oğlum)
MARE NOSTRUM
En uzun koşuysa elbet Türkiyede de Devrim,
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun,
Ama aşk olsun sana çocuk, AŞK olsun!
(Bir Siyasinin
Şiirleri)
BAŞTAN KARA
Başlayan bişey vardı unuttum
Anımsamaya çalışıyorum şimdi
Emekdar kelimelerle:
Bahar
Gençlik
Bebek
Çiçek
Deniz
İşçi
Bağımsızlık
Özgürlük
Eşitlik
Aşk
Mezarımda dönüyorum da
Yuvarlanıyorum baştan kıça
Kalafattan yeni çıkmış bir tekne
Dalga olmayan dalgaların üstünde...
(Güle Güle Seslerin Sessizliği)
ÜÇ NAL LOKANTASINDAN
Bu cehennemî sıcaktan kurtulmak için
Sırtımı, omuzlarımı yüzen
Ne bir esinti bekliyorum yaprakları uçarısıya,
Ne de bir yaz yağmuru bardaktan boşanırcasına
İhtiyacım benim başka bir sıcak
Teninin sıcaklığı senin
Yelelerimden sağrıma inen ter damlalarıyla
Koşturacak beni menzilinden menziline
Dört ayak, üç nal
(Güle Güle Seslerin
Sessizliği)
DUMANIN DOĞRUSU
Kolay gelsin vapurun dumanı!
İnersin sen de bigün yeryüzüne,
Benim gibi yağmur diye!
İyi de edersin!
(Sevgi Duvarı)
SEVGİLİ GENÇLİK
Öyle parçalandım ki ömrümde sevgiyle öfke arasında
Sevgimi öfke vurdu
Öfkemi sevgi kaçırdı
İçim parçalandı arada
Bi de bigün baktım gökyüzüne, bir bayram gecesi
Bir kestane fişeği açmış yedi rengimden
Yağıyorum çocukların üstüne
(Sevgi Duvarı)
NEDENLE SONUÇ
Hiç kanser olmaz onlar
Gnl. mdr. ler
Holidingler
Politikapçıklar
T.S.K.'ler
T.K.K.'lar
Hiç hiç kanser olmazlar
Ama bizim Yaman durduğu yerde
Pankreas kanseri ölür
Nedeni bir şair tanır Yunan
Adı Pankreatitis
Yani yeni bir rol
(Güle Güle Seslerin Sessizliği)
PİÇ HALİLİN MATİTASI
Bana Bir Varmış de!
Bir Varmış Bir Yokmuş deme!
İçime dokunuyor.
RENGÂHENK
Bir yelkenli bayrağı al
-- Mor da olabilir --
Almış yaprağına rüzgârı
Rumca bir şarkı patlatıyor
Denizin gözüne gözüne
Mubalâğa lâz oldu vre sevgilim
Aramızda bu yaz
Pontuslarını zaptetmeye birbirimizin
Selvi yeşili serenlerimizle
Beğenmediysen o yeşili
-- Nefti mi? Değil. --
Camgöbeği olabilir meselâ
Suların pöstekisinde sevişmek için
Mubalâğa yaz oldu bu yaz
İkimiz de ömrümüzün güzünde
Fuzulî'nin dediği Gedây-ı Muhteşemler
Bitkiniz tatlı-işemeden
Böyle böyle deryadil oluyor derya
Derûnumuzdaki...
Uyuyalım mı dedin vre sevgilim?
Gaflet ki, o bayrağı al yelkenliden
-- Mor da olabilir --
Dalgalarla dalga geçer geçerken
Kucağımıza atlayan bir lâpindir
Menzilimiz Pontus değil Azrail
Ve önümüz sırf ebabil...
Lâkin o da ölecek bir gün mutlak
Bizcileyin yaşarsa bir yaz
Bunu Rabiş'in camına
Bayrağı al bir yelkenliyle yaz!
-- Mor da olabilir ama ---
Rumca bir şarkı patlataraktan
Ağaran siyaha doğru
Siya siya!..
İki ceset ki aşktan boğulmuş
Kasımpatları gibi patlayan kulaklarıyla
Tozlarından tuzlarından donanmalar kurulmuş
Gidiyorlar Cezayir' i fethe yeni baştan
Biri erkek biri dişi
İki korsan
Güler'le Can...
İkisi de birbirinden alâ
İkisi de mubalâğa!
Şiirin bütün bu felâketine rağmen
İkisi de yaşıyorlar hâlâ...
Böylece tekmil oluyor yavaş yavaş
Bütün bir sonbahar...
(Rengâhenk)
AĞIT
Dün gece seyrimde gördüm cerenim.
Kızlar ne kadar çok seviyorlarmış ki seni
Mosmor olmuş gülyazısı bedenin
Mosmor olmuş gülyazısı bedenin
Düşmüş sanki erguvanlar içinde
En genç burcu yıldızdan bir kalenin
En genç burcu yıldızdan bir kalenin
Uçmuş sanki uçsuz bir uçuruma
Gökyüzünün çakır gözlerinden
Gökyüzünün çakır gözlerinden
Düşmüş bir damla, bir deniz feneri
Işınlarıyla şile bezlerinin
Güdüyor çobansız kalmış tekneleri
(Rengâhenk)
MÜZMİN BİR ŞAİRE
Bir Beyaz Rustan kapmış
Bir Tepebaşı otelinde Şiiri
Gayrı ne permanganat ne antibiyotik
Bir akıntıdır gidiyor sittin senedir
Gözünden yaş geliyor su dökerken bile
Belini doğrultmak için Türk Şiirinin
Çekiyormuş bu çekilmez çileyi,
Yoksa çaldığı gibi başından büyük bir taşa
Kırarmış çoktan
Pelikan marka dolma kalemini
Bakarak bu Çağdaş ve de Çardaş Şaire
Hiç de zührevî değilmiş meğer Zühre!
(Rengâhenk)