Ece Ayhan
1931 Datça
Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Memurluk,
kaymakamlık, yayınevlerinde redaktörlük ve
editörlük yaptı. Pazar Postası, a, Yeditepe gibi
dergilerde göründü. Türk şiirine getirdiği yeni solukla
İkinci Yeni akımın en çok sözü edilen şairlerinden biri
oldu. Günce, deneme ve söyleşi türünde ürünler verdi.
ŞİİR KİTAPLARI
Kınar Hanımın Denizleri (1959), Bakışsız Bir Kedi Kara
(1965), Ortodoksluklar (1968),
Devlet ve Tabiat ya da Orta ikiden Ayrılan Çocuklar İçin
Şiirler (1973),
Yort Savul (Tüm şiirleri, 1977), Zambaklı Padişah (1981),
Çok Eski Adıyladır (1982),
Çanakkaleli Melâhata İki El Mektup ya da Özel Bir Fuhuş
Tarihi, (1991), Son Şiirler (1993),
Bütün Yort Savullar (Bütün şiirleri, 1993)
“İKİ ALAY”
1. Bir sadrazam ölmüş; faytonu yokuş aşağı Sirkeci’ye
götürülüyor eller üzerinde. Kara bir gemiyle Eyüp Sultan’a gömülecektir.
2. Yerine atanan bir istimbot da rıhtıma yanaşmış sarı
şeritli ak. Yukarı hükümete iktidara çıkıyor.
3. İki alay karşılaşır yolun ortasında. Bir gelgit. Ağır ve
sert bakarlar birbirlerine durmak eylemi.
(Çok Eski Adıyladır)
MOR KÜLHANİ
1. Şiirimiz karadır abiler
Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir
Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler
2. Şiirimiz her işi yapar abiler
Valde Atik’te Eski Şair Çıkmazı’nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir
Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler
3. Şiirimiz gül kurutur abiler
Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga’ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir
Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler
4. Şiirimiz erkek emzirir abiler
İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir
Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler
5. Şiirimiz mor külhanidir abiler
Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.
Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler
6. Şiirimiz kentten içeridir abiler
Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla
Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?
(Devlet ve Tabiat ya da
Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler)
GÖKYÜZÜNDE BİR CENAZE TÖRENİ
Düşmemiş Hezarfen Efendi’yle karşılaşır mı acaba?
Bir bakmışım baloncusu uçmuş kan mavisi balonlar
Kuşların vurulduğu mevsim Üsküdar iskele alanında
Bir bakmışım gökyüzünde gömülmez bir cenaze töreni
Ve aşağıda, yıkanmış balonlar demetinin başında
Kurşun ayaklı bir parmak çocuk, kırılır ağlamaz
Ölümü ustaca oyalayan babam öldürülmüş ben satarım
Kopmuş bir kocakarının da eteklerinde azat kuşları
Oğlum öldürülmüş ben satarım Üsküdar iskele alanında
MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür
Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
–Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
–Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine! dir.
Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit
okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar
gönderecek.
(Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan
Çocuklar İçin Şiirler)
ÇAPALI KARŞI
Kollarında eski balık dövmeleri
teodor kasap perhiz ahali içmez
ay türkçe rakı çıkmıştır kapalı
ve geniş muhlis sabahattin’den
ayşe opereti ne güzel bir hiç
Üç yıllar var ki minyatürlere mahkûm
teodor’un o eski balık dövmeleri
ay osmanlılaşmış abi tüfekçi olmuş
ve korkunç taş gülmekler muhlis’te
gibi merdivenli bir sokaklar uzatmış
çiçek bahçelerine kaçabilsin ayşe
atlı tramvaylarla ne güzel bir hiç
İşte o biçim gecelerde kucaklamış
getirir enflasyon arkadaşlarını
kova abdülhamit akşam gazeteleri
dağlar gibi yalnızlık ne güzel bir hiç.
(Yort Savul)
ORTA İKİDEN AYRILAN
ÇOCUKLAR İÇİN ŞİİRLER
Sivil ölümden konuşuyoruz dağılan neftilikler
arkadaşlar Makedonyalı kalın usta marangozlar.
Kapaklanır bir adam daha kaçıncı, aktığımızı görünce
ters çevrilmiş kente karşı işte onun denizlerine
delikanlı kotaklarımızı çıkarmış ve ırmaktır.
Erkek ölümden konuşuyoruz yeni ormanlardan
dahi “dikeni seven gülüne katlanır bir kadın”dan.
Haramiler ki kırkın üstünde artık sayıları
bir küçük tabut tabakada gezdirirler ölüleri fakfon
burunlarına çekmek üzre, ince çağrışımlıdır.
Ey orta ikiden ölerek ayrılan çocuklar! aslında başlayan
askerler tabiatta hâlâ tramvaydan Sirkeci’de mi inerler?
süsüne kaçılmamış bir cenaze törenine gitmek için.
(Devlet ve Tabiat ya da
Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler)
FAYTON
Erol Gülercan’a
O sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şey
incecik melankolisiymiş yalnızlığının
intihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam
caddelerinden ölümler aşkı pera’nın
Esrikmiş herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablam
çiçeksiz bir çiçekçi dükkânının önünde durmuş
tüllere sarılı mor bir karadağ tabancasıyla
zakkum fotoğrafları varmış cezayir menekşeleri camekânda
Ben ki son üç gecedir intihar etmedim hiç, bilemem
intihar karası bir faytonun ağışı göğe atlarıyla birlikte
cezayir menekşelerini seçip satın alışından olabilir mi
ablamın.
(Kınar Hanımın Denizleri)
YORT SAVUL
Arif Çağlar
için
1. Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
En geniş zamanlı bir şiir yazacağız
2. Harbi karşılık verecek ama herkes
Göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya:
3. Bir, Yeryüzüne nasıl dağılmıştır
Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?
4. İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha
Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış
yüzlerden?
5. Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır
Nice akar huruc alessultanlarda bayraksız
davulsuz?
6. Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız
Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları
yoluk
7. Çocuklar! ile bile muhbirler! ve bütün ahali!
Hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız
8. Kurşunkalemle de olabilir
Yort Savul!
(Yort Savul)
BİR ELİŞİ TANRISI İÇİN AĞIT
Peki nasıl oldu da hatırladı denizde boğulduğunu
nasıl oldu da peki anlatamıyorum biliyorsun
Öyle ölüme düşkündü ki biyoloji sıfır
bir şarkı yiyor şimdi şapkalarını orospular eksiliyor
Ama yok ne olur ağlama böyle ama yok
şunun şurasında tramvaysız, çocuk olmak turunç olmak
Kantocu peruz sahiden yaşadı mı patron?
(Kınar Hanımın Denizleri)
BAKIŞSIZ BİR KEDİ KARA
Gelir bir dalgın cambaz. Geç saatlerin denizinden. Üfler
lambayı. Uzanır ağladığım yanıma. Danyal yalvaç için.
Aşağıda bir kör kadın. Hısım. Sayıklar bir dilde bilmediğim.
Göğsünde ağır bir kelebek. İçinde kırık çekmeceler.
İçer içki Üzünç Teyze tavanarasında. İşler gergef. İnsancıl
okullardan kovgun. Geçer sokaktan bakışsız bir Kedi
Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. Kanatları sığmamış.
Bağırır Eskici Dede. Bir korsan gemisi! girmiş körfeze.
(Bakışsız Bir Kedi Kara)
BİR FOTOĞRAFIN ARABI
İlenç. İşte beni bu selenli harfiyle hiç bırakmıcek olan ilenç,
gittiğim her yere götürdüğüm, gittiğim görünmeyen
köpeğim ilenç. –Kim benimle arkadaşlık edebilir? Kim? O
Keşiş’in kanını taşıdığım söyleniyor ve durulmaz bir
çalkantıyla oradan oraya koşuyorum yalınayak ve küçücük
çenemde büyük bir ben, kapalı güzelliğimle tanınıyorum
hâlâ. Lekesi gibi U.Çiçek. Çiçek satıcılığıyla başlamışım
serüvenlerime. İplere dizili çiçekler ve çocuklar, gül kurusu.
Ama nasıl da büyülüymüşüm o zamanlar, bir pericik yüzünden
bakılamazmış. Boş arsaları vardır yaz gecelerinde
hafifsi malta hummalarının. Kış gecelerinde de sonsuz
beberuhili sanrıların harabeleri. Sonra taştan geçit. Elli
yaşlarında bir cadının çekmecesinde yaşıyorum, çivilenmiş.
–Gerçekten, yaşıyor muyum acaba? Mevsimin ne
olduğu bilinmiyor ve ben pek üşüyorum. Gibi U.
... çiçek satıcılarının o sürgününde Kudüs’e gitmiş, Çalar
Saat’e yerleşmiştim.. Bunları anmak, anmak bile istemiyorum ki..
Bitivermişti hemencecik, biriktirdiğim paralar çiçek
karşılığı.. Bunca uzak İzmir’ler rehnedildim ben burada. Bu bir fotoğrafın
arabı olsun benden, eline geçecek mi bir gün? İbranca
öğrenimi yaparken bir boliçede görünmeyen köpeğimle çektirdiğim.
Issız ve korkunç. Yapraklarını dökmüş ulu bir ağacın altında
bir kanepeye incelikle ilişmiş olarak. –Yazıklandığımdan değil.
Geçmicek diyedir kaygılanıyorum. U.
(Bakışsız Bir Kedi Kara)
VİŞNEÇÜRÜĞÜ ŞİİRLER
1. Kapkaragümrüklü ölçüsüz ayaksız Ali çocuklar
Asılmak bilirsiniz kesin tehlikeli ve yasaktır
Edirnekapı - Bahçekapı sarı kamu tramvaylarına
Haramiler Durağı’ndan Beyoğlanlıları öne alır
Ve delip geçer yedi kenti saatlerin en köründe
Halk kipiyle voyvooo! Ölüm! - Ölüm! tramvayları
Ardınca siz vişneçürüğü şiirlerimi bırakmıştır
2. Duyduk duymadık demeyin ha altıparmak çocuklar
Tam da kalfalığa giderken lekelenir çıraklar
Uyurlarken dahi o parmaklarındadır yüksükleri
Parça başı dikişler çıkabilir diye düşlerde
Kim bilir kaç şiirdir kamburu göğsünde bir çocuk
Bir silkinecek ve bütün askeri okullara girecek
Karartma benizli bir roman çocuğu arkadaşı da
Demirkapı dolaylarında asker - sivil terzisi olur
3. Ali Korna kâğıdına basılmış parlak çocuklar ise
İstanbul padişahlarına çıkartılırlar beş numara - iyi mi?
(Yort Savul)
KINAR HANIMIN DENİZLERİ
Bir çakıl taşları gülümseyişi ağlarmış karafaki rakısıyla
şimdi dipsiz kuyulara su olan kınar hanım’dan
düz saçlarıyla ne yapsın şehzadebaşı tiyatrolarında
şapkalarını
tüketemezmiş hiç
İşte kel hasan bu kel hasan karanlığı süpürürmüş
ters yakılmış güldürmemek için serkldoryan sigaralarıyla
işte masallara da girermiş bir polis o zamanlardan beri
sürme
kirpiklerini aralayarak insanları çocukların
Ve içinde birikmiş ut çalan kadın elleri olurmuş hep
gibi bir üzünç sökün edermiş akşamları ağlarken kuyulara
kınar
hanım’ın denizlerinden.
(Yort Savul)
AÇIK ATLAS
Hayattan ders veriyor diye öğretmenleri kızdıran
Tuzu bir bulmuş çocukları saklamadan güldüren dünyaya
Su kaçırmaz bir eşeğin sesine açıktır penceresi
Bir sınıfın, batı son dersinde, kuşluk vakti
Meşeler yapraklanınca bir tuhaf olurlar işte
Koparılmış kürt çiçekleri, hatırlayarak amcalarını
Azınlıkta oldukları bir okulda bile, sorarlar soru
Neden feriklerin ve eşeklerin memeleri vardır?
En arka sırada çift dikişliler, sınavda en öne
İntihara ve denizde nasıl boğulmaya çalışırlar
Yalnız Orta Doğu’da el altında satılan bir atlas
Kim demiş on sekiz yaşından küçükler okuyamaz
Bakıldı ki kum saati, ters çevrilmiş, çıt, usul isa asi
olmuş
İkinci karnede babası yarısını silahıyla dışarda bırakıp
Öyle öğretildiği için saygılı, sınıfa giren parmak çocuğun
Boş yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmuş
Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama
Hayatın orta öğretmeni sustu, dondu gülmeleri çocukların
Bir cenaze töreninde daha ölümü karşılamaya götürüleceğiz
Efendiler! Eşekler susabilirler
Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi?
(Yort Savul)
DENİZİN ALTINDAKİ BANDOLAR
İşte ölüm şu derin taçlı şiirdir bak
Duman adamları maskeli katanalarıyla geçiyor
Çalan bir bandonun eşliğinde
Şimdiye dek ölünmeyen kentimizin üzerinden
Hiç değilse sokaklarında
–Sayın padişahım muhbir
Denizin altındaki bandolar da çalıyor muydu?
Parmak çocuk sorusu karşılığını da içinde taşır
–Ama şurasını unutuyorsun hep
Boğuldukları zamanki yaşlarıyladır çalgıcılar
Herhalde böyle bir şiire başlayan onu bütünler.
(Yort Savul)