Ergin
Günçe
1938 Giresun - 16 Ocak 1983 Ankara
İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra Ankara Siyasal
Bilgiler Fakültesi’nden
mezun oldu. Yurt içinde ve dışında ekonomist ve planlama
uzmanı olarak çalıştı.
ODTÜ’de öğretim üyeliği yaptı. 1953’te şiir yazmaya
başladı. Yazdığı şiir ve yazılar
Dost, Değişim, Papirüs ve daha çok ‘Yeni A’ dergisinde
yayımlandı. Paris’ten
dönerken Ankara Esenboğa Havaalanı’nda meydana gelen uçak
kazasında öldü.
ŞİİR KİTAPLARI
Gencölmek (1964), Türkiye Kadar Bir Çiçek (Bütün
şiirleri, 1986)
GENCÖLMEK
Ay mıdır kar mıdır pencerede
Boğulmuş çocukları martılara taşıyan
Kara köpek karşı kıyıda uluyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Atları çayıra saldım diş kamaştıran
erik ağaçları altına
Nisan toprağı kalbimde ağarıyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Şimdi bir kadın çay demlese
Bahçedeki korkuluk nar ağacıdır
Erken ölmüş, iyi giydirilmiş
Sular soğuyor ovada duran
ince gölgesinde
Büyük ateşler, kuytu köyler gibi
Alınlarına vişne çiçekleri yağan
O kızlar, delikanlılar ve lohusalar
Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan
Kestane mangalları, masallar, talikalar
Ölüm alışsın artık bize
Bir dans gibi bahçemize gelsin
Gelsin otursun ılık minderimize
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Ay kar gibidir pencerede
(Gencölmek)
KIRMIZI SAÇLI ÇOCUKLAR
Aşı boyalı evlerine kasabanın
Bir ay doğar al yanaklı
Kurar kınalı ninem semaverini
Al yanaklı aya karşı
Ay. Denizde bir portakal
Nar çiçekleriyle aydınlanan bir eylül
Kasabanın kırmızı saçlı çocuklarından
Bir ıslık göğe resimler çiziyor
Kuşlar konuyor dudaklarıma
Gök. Büyük bir soru işareti
Nerdesin eski gelin böceği
Bomboş duruyor çocukların
Parmak uçlarındaki pembelik
Kuşlar kalkıyor dudaklarımdan
Karanlık. Sigara yüzüme yaklaşıyor
Donuk sarı kum kıyılara
Ölümü yazmışlar renkli çakıllarla
Kasabanın kırmızı saçlı çocukları
Uyanıp portakal uykularından
(Gencölmek)
GÜNLERDEN EYLÜL,
AYLARDAN ERGİN GÜNÇE
Günlük şarabımız var maşrapa içinde
Külde pişmiş patatesler ve eşsiz pilavzerde
Din kitaplarımız, putlarımız, telvelerimiz
Yeleği de köstekli bir amca kahvesinde
Suratı çilli günler, gölgesi uzun günler
İşte bir bağ bozumu, işte bir çıngıl üzüm
Gökyüzüne yaslanıp saatimi kuruyorum
Kimsecikler duymasın bir Tanrı olduğumu
İstersen bu Duayı bir Çınara söylerim
Ben kendi başımdaki en önemli şapkayım
Islıkla her türlü marşı çalan bir Arap
Bazan bizim orada bir yokuştan iniyor
İşte durumlar böyle ey Kandil Simitleri
Bir değirmen bu günler kalbimi öğütürüm
Serentiler kurarım ömrümü kuruturum
Haritamda denizlerin yerleri değişiktir
Günlük peynirinizi bize veriyor
Kızarmış bayat ekmek, suda kaynamış pirinç
Sen ne dersen de yeleği köstekli Kahve
Durup dururken Tanrımı seviyorum
Günlerden Eylül aylardan Uzun Eşek
Bir Tabanca çıkarıp kendimi vuruyorum.
ADSIZ
Adımız bahçenin köşelerinde saklı
Yeminimiz sözümüz sevgimiz
Bu sarı kâğıtta katlı
Güneş işte orda bayram yeri
Sularda ilk cemre
Gökte bir leylek buluyorum
Nedir beni dalgınlığa götüren
Şehirden dönünce onu bulamamak mı
Yoksa bu yaşta ölümden mi korkuyorum
Bahçenin içinden annemin kahkahası.
(Gencölmek)
DERSİMİZ AŞK ÇÜNKÜ,
SÖYLEMİŞTİM
Dersimiz Aşk, konular Haydutluk ve Sarışınlık
Şimdi şurdan koşsam Akdeniz’e çıkarım
Yörükler ve Develer arasından geçerim
Üzüm incir ve tütün, üzüm incir ve tütün
Dersimiz Aşk çünkü, söylemiştim
Oturur bir Güneşle sigaramı yakarım
Bir Horoz adamıştım onsekizimde
Nedense kesmeye üşeniyor insan
Şu günlerde ömrüm de bir hayli kısalıyor
Dersimiz Aşk, konular Barut ve Av Tüfeği
Annemiz bizi de elbet bir Gül’de biriktirdi
Okullar bitti, Askere gittik ve hemen evlendik
Bahçeye bir Sığırcık bir de Köpek alıştırdık
Serentiler üstünde Biber ve Kırmızı Tarhana
Dersimiz Aşk çünkü, söylemiştim
Oturduk son gece Balkonda Vişne yedik ve gülüştük
Süt gibi Gökyüzünden biriki Turna geçiyor
Öksürerek yürüyorum bir İkindi yolunda
İzliyor beni Gölgem, Çubuğum ve Keçilerim
(Türkiye Kadar Bir Çiçek)
KIYIDA ÖLÜM
Ölürken görünmesin diye
Yumar sımsıkı gözlerini
Öper kendi dudaklarından
Güneydeki deniz aldırmaz buna
Bir yaz şarkısı, hüzün
Ayva çiçekleri ak dallarda
Eğik uçan deli kırlangıç
Yaz günü kimsesiz sokaklarda
Güneydeki deniz aldırmaz buna
Saat beş. Penceremi açtım
Bir kına gökyüzüne yayılmış
Horozlar ötüyor kaba yağmurda
Güneydeki deniz aldırmaz buna
Ölürken görünmesin diye
Yumar sımsıkı gözlerini
Öper kendi dudaklarından
(Gencölmek)
ŞAPKAMDA YAĞMUR
Şapkamda yağmur içli bir şarkı söylüyor
Nasıl da söylüyor dudaklarıyla
O hacı gökyüzünün yıldızları ötmüyor
İşimiz artık ıslanmış horozlarla
Küçük adımlarla inmiş batı kapısından
Şaşırtmış annemi kocaman gözleriyle
Uykusundan etmiş keçileri oğlakları
Yollarda uygunsuz açık saçık yatan
Ben bir gün bu kasabadan giderim
Yağmur da benimle gelir mi bilmiyorum
Şapkamda yağmur içli bir şarkı söylüyor
Oturmuş şapkamda şarkıyı dinliyorum.
(Gencölmek)
YOKUŞ KASABA
Ben burda onu aradım kimdi nerde tanışmıştık
Herşeyi gömdüğümüz o ılık güneş
İlkin mintanımı yırttım bir çalılıkta
Sonra dalgın kalabalıkta dolaştım
Orda silah atılır tutulan aya
Çingeneler geçer, dağ köyleri
Çökelek indirir, yapağı kavurma
Ve dişli kar, o uzun ova yazlarına
Şimdi vapurdan insem kimse tanımaz
Yollar daralmış okul da küçülmüştür
Yoktur bizim eşek otlakta, arkama dönsem
Biber dizmişler mi tarhana sermiş kimler var
Sokaklarda akan rakılı duman
Akşam olsa ararlar mı
Koşup bahçelere saklansam
Burda bütün gün bakındım şubattı
Parklarda simit yediğim o yalnızlığa
Eski gözlerden biri, eski seslerden
Bari şurda tavşan kanı çay olsa
(Türkiye Kadar Bir Çiçek)