Enver
Ercan
21 Ocak 1958 İstanbul
Haydarpaşa Lisesi’nde okudu. Yeni Düşün dergisinin
edebiyat yönetmenliğini yaptı.
Güneş ve Sabah gazetelerinde çalıştı. Yaptığı söyleşileri
kitaplaştırdı, derlemeler
hazırladı. Varlık dergisinin genel yayın yönetmeni oldu.
Şiir ve yazıları Yeni Olgu,
Yeni Düşün, Varlık, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat,
Broy, Güneş, Cumhuriyet dergi
ve gazetelerinde yayımlandı. Şiir ve öykü antolojileri
çıkardı. 1997 Cemal Süreya ve
Yunus Nadi şiir ödüllerini kazandı.
ŞİİR KİTAPLARI
Eksik Yaşam (1977), Sürçüyor Zaman (1988),
Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman (1997)
GÖK YÜZÜNÜ ÇEVİR BANA
bende bulduğun benim de aradığımdı
sarmaşıp inceldiğimiz o nokta
hadi tut elimden gezdir sokaklarını
ansızın yakalan sağnağıma
akşam kendini karartırken geliyorsun
komşular kimbilir ne diyor
günü soyunup beni giyiniyorsun
parmakların ışıkları dinlendiriyor
gök yüzünü çevir bana
gezinsin tutkunun alevden dili
uçarken çıkardığın o ses var ya
bütün sözcüklerin özeti gibi
tanrı bu geceyi korusun
(Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman)
KİRLİBEYAZ
haylaz bir adamdan da başlanabilir sevmeye
Tertemiz kâğıtlara mürekkep dağıtır da
sonra gelip yıkanır teninle
kara bir adamdan da başlanabilir sevmeye
upuzun yola düşse gece korkar da
sonra gelip sığınır gölgene
ucuz bir adamdan da başlanabilir sevmeye
tepeden tırnağa yağma durur da
hep ‘bi dostluk’ kalır geriye
(Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman)
SİZİN İÇİN GÜNLERDİR
PUL BİRİKTİRİYORUM
dün sesiniz kalmıştı durakta
arkanızdan yetişemedim
bari şimdi dinleyin lütfen
kanat uçup durmasın adımlarınız
günler var ki size niyetliyim
ama hep böyle durgun dudaklısınız
Çok mu gevezeyim -
haklısınız...
bir tarihiniz vardır elbette
peki ya coğrafyanız
küçük bir gezinti yapardık sizinle
sözcüklerinize kadar ıslanırdınız
yanlış anlamayın lütfen
birlikte kaynardı suyumuz
Çok mu cüretliyim -
haklısınız...
size dokunsam
- biliyorum - hükümet sarsılır ama
bir âh ile bu âlemi virân ederim ben de
divan şairleri bile söyleyemez bu lafı
inanır mısınız
öyle bakmayın lütfen
yalan söyleyecek değilim ya göz göre göre
hem bir tutuşursam dilimde patlarsınız
Çok mu serseriyim -
haklısınız...
ama siz tam da bu şiirin fikrisiniz
GECE
el ayak çekildi
gecenin gölgesine bir düş gibi uzandın
kızının üstünü örtmüştün
kolunda uyuyup kalmış karın
gölgen suya değse ıslanır şimdi
acemisin biliyorum
elin ayağına dolaşıyor günü denerken
bir gerçeğe parmak basar gibi
basamıyorsun da ölümün tetiğine
kırkyalan sözcükler kesiyor rüzgârlarını
onun için aylar var ki
zorla uyduruyorsun kendini her role
susturamasan da kafandaki o sesi
dün de bugün yarındı
dün de bugün yarındı
öfken de bundan
kibar şairlere gülmen de
tuhaf bir adamsın vesselam
canını sıkan bir sokağı
boyuyorsun da
kırmızıya
bir yaprak düşse dalından
altında kalıyorsun
hiçbir şeyin uymuyor kitaplara
ama gel bu sabah
karını öperek uyandır
işe mişe de gitme
kızına kahvaltıyı sen yaptır
sonra pırıl pırıl günü tak yakana
yeni bir hayatın önsözü gibi
kentin kalabalığına karışıp yürü
kimse korkmasın bakışlarından
üstün başın boydan boya gökyüzü
çocukların ellerine bulaşsın dursun
nasıl olsa
hâlâ güzel masallara inanıyorsun
(Sürçüyor Zaman)
MANZARA GÜLÜŞLÜ KIZ
öpüşmekte güçlük çeken bir kızdı işte
üstelik düşlerimden ödü kopardı
ne zaman farlar geceyi çizse
teni sakallarımda yanardı
soruları rahatlatan bir yanıttı belki
şimdi evde olsak
ne güzel
yatıp uyumazdık derdi
ev türkçesi ışırdı sesinde
dilime dolaştıkça sözcükleri
acıyı andıran bir anı artık
odamın şaşkınlığı bundan
düştutan akşam saatlerine
usul usul damlıyor zaman
gökyüzünde tuhaf bir başdönmesi
(Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman)
1
o gün sait faik’indi pera
kimbilir hangi öyküsündendi
o insan kalabalığı
yüzünü seçiyordum yalnızca
aklımda bir asansör yalnızlığı
gümüş astarlı bir sözcük vardı dilinde
hiç kullanılmamış
tadı hâlâ dudaklarımda
2
adımlarımıza uyardı bütün sokaklar
evler kenara çekilirdi
birden yağmur...
düşerdi peşimize
serin odalarda harfleri
aşk ederdik birlikte
3
yıldızları havuza bakan
bir bahçenin
çözülmüştüm büyüsüyle
o suya eğiliyordu
bir kuğu beliriyordu
kuğu mu benziyordu gelinciğe
yoksa gelincik miydi kuğu
aklıma bile gelmiyordu bu soru
sözcüklerin sessizliğe çekildiği
o çocuksu ikindide
zaman
geçtiği her şeyi öpüyordu
4
Ne zaman kapıdan girse
kamaşırdı sözcükler
canımı tazelerdi sesi
içimde bir yalnızlık telaşı
çözülürdü ellerim
zamana uzanınca gölgesi
usulca ayartırdık işte
düzenli bir güz vaktini
5
başağın burcundaydı dünya
o da öyle
derin bir geceye terledik
yaprak serinliğinde
bir güvercindi
kanadı
sözcükler yırtılırken
en sessiz harflerinde
çapaksız bir sabaha uyandık
başağın ikiz adı silinmişti teninde
6
aşknişan bir ânı
özenle karşıladı sirkeci garı
birkaç tren daha geldi
insanlar zaten oradaydı
bir kalemim vardı verecek
onunsa bu şiir oldu armağanı
üç harfli bir sözcük gibiydi yüzü
gülüşü manzara
bir harf daha takınsa
hece’lerdi adımı:
- ellerimi avuçlarında
yıllarca tutmaya hazırla
şarkılıydım o gece
sigaram keyifle tüttü
düşlerimin arasında
7
parmak izlerimiz
yakışınca yan yana
baktım
bembeyaz bir gelincikti
yanımda
cennete gitmeden de
şansa inandım
iyi kalpli bir sözcük gibi
yazılınca adıma
8
rüzgârın anılarını dinledik birlikte
usulca dolaşırken bütün geceyi
tek bir yıldıza basmadık ama
denizde yansıyıp durdu
gözlerindeki dalga deseni
eğilip sözcükleriyle öptük
bal zamanı bu mu anne diyen bir çocuğu
ay dalından düşerken
zambaklar gibiydi yüzünde uyku
ama hâlâ bayramını koruyordu sesi
gecelerden pazartesi
ayların en ağustosu
9
acıyan bir şey vardı aramızda
bütün sözcükler ağır yaralı
kırgın bir yaprağa gül arardık da
tenimizde güz dalgınlığı
imlâsını bilirdik de bilmesine
yine de yanlış hecelerdik hayatı
10
birbirimizi suçladık bir gün
affetmek için kendimizi
gece gelip sildi usulca
ağzımızdan sızan sözcükleri*
.....
(*) Nasıl da kalabalıkmışız
biz böyle iletişip durdukça
bu yalnızlığa zaten zor sığarmışız
arada mı kalmıştık, araya giren mi vardı
biz öyle olsun istemezdik ama
bütün yakınlarımız bizi yanlış tanıdı.