Fazıl
Hüsnü Dağlarca
1914 İstanbul
Harp Okulu'nu bitirdi. 15 yıl hizmetten sonra
önyüzbaşıyken ordudan ayrıldı.
Çalışma Bakanlığı'nda iş müfettişliği yaptı. İstanbul'da
Kitap Kitabevi'ni kurdu.
Türkçe adında bir dergi çıkardı (43 sayı). Kuleli Askeri Lisesi
son sınıftayken
İstanbul Dergisi'nde yayımlanan şiiriyle edebiyata
atıldı. Ardından Varlık, Yücel,
Aile, Yeditepe, Türk Dili gibi dergilerde şiirleri
yayımlandı. 1967'de ABD'deki
Uluslararası Şiir Forumu tarafından Yaşayan En İyi Türk
Ozanı seçildi. Horoz
adlı kitabıyla Sedat Simavi Vakfı 1978 Edebiyat Ödülü’nü
Peride Celal ile paylaştı.
ŞİİR KİTAPLARI
1) Havaya Çizilen Dünya (1935)
2) Çocuk ve Allah (1940)
3) Daha (1943)
4) Çakırın Destanı (1945)
5) Taşdevri (1945)
6) Üç Şehitler Destanı (1949)
7) Toprak Ana (1950)
8) Aç Yazı (1951)
9) İstiklâl Savaşı - Samsun'dan Ankara'ya (1951)
10) İstiklâl Savaşı - İnönüler (1951)
11) Sivas'lı Karınca (1951)
12) İstanbul - Fetih Destanı (1953)
13) Anıt - Kabir (1953)
14) Asû (1955)
15) Delice Böcek (1957)
16) Batı Acısı (1958)
17) Mevlânâda Olmak - Gezi (1958)
18) Hoo'lar (1960)
19) Özgürlük Alanı (1960)
20) Cezayir Türküsü (Fransızca, İngilizce ve Arapça
çevirilerle birlikte, 1961)
21) Aylam (1962)
22) Türk Olmak (1963)
23) Yedi Memetler (1964)
24) Çanakkale Destanı (1965)
25) Dışardan Gazel (1965)
26) Kazmalama (1965)
27) Yeryağ (1965)
28) Viyetnam Savaşımız (İngilizcesi “Our Wietnam War”
adıyla, 1966)
29) Açıl Susam (Çocuk Şiirleri, Üsküp, 1967)
30) Kubilay Destanı (1968)
31) Haydi (1968)
32) 19 Mayıs Destanı (1969)
33) Viyetnam Körü (Destan oyun, 1970)
34) Hiroşima (Fransızca, İngilizce çevirilerle, 1970)
35) Malazgirt Ululaması (1971)
36) Kuş Ayak (Çocuk Şiirleri, 1971)
37) Kınalı Kuzu Ağıdı (1972)
38) Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1973)
39) Arka Üstü (Çocuk Şiirleri, 1974)
40) Yeryüzü Çocukları (Çocuk Şiirleri, 1974)
41) Yanık Çocuklar Koçaklaması (1976)
42) Horoz (1977)
43) Hollandalı Dörtlükler (1977)
44) Balinayla Mandalina (Çocuk Şiirleri, 1977)
45) Yazıları Seven Ayı (Çocuk Şiirleri, 1978)
46) Göz Masalı (1979)
47) Yaramaz Sözcükler (Çocuk Şiirleri, 1979)
48) Çukurova Koçaklaması (1979)
49) Şeker Yiyen Resimler (1980)
50) Cin Oğlan (Nasrettin Hoca'nın Çocukluğu, 1981)
51) Hin ile Hincik (1981)
52) Güneş Doğduran (1981)
53) Çıplak (1981)
54) Yunus Emre'de Olmak (1981)
55) Nötron Bombası (1981)
56) Koşan Ayılar Ülkesi (1982)
57) İlk Yapıtla 50 Yıl Sonrakiler (1985)
58) Dişiboy (1985)
59) Takma Yaşamalar Çağı (1986)
60) Uzaklarla Giyinmek (1990)
61) Dildeki Bilgisayar (1992)
HAVAYA ÇİZİLEN DÜNYA
Yalnızlık sabahların yaşadığı yalnızlık;
Suların içindeki ışıklar kadar ılık.
Hüzün, o mısralardan dudakta kalan hüzün;
İkindi üstlerinde aydınlığı gündüzün.
Uykular, ilk gençliğin gündüz gibi uykusu,
Vücudun balık olup içinde yüzdüğü su.
Sessizlik geceleyin yolcusuz sokaklarda;
Sükûn dalgalarının ortasındaki ada.
Ruha uzak bir şehir içinden gelen rüzgâr,
Ayrılıktan önceler, ayrılıktan sonralar.
Müzelerde o ölü zaman, o gölgesizlik,
Yüze değen eskilik, sonsuzluk, kimsesizlik.
O kadar siliktir ki bir bayram günü şiir,
Uyurken akla gelen son hayaller gibidir.
Hayatın oyundaki sükûna değen sesi
Çocuklukta her yeni sınıfın o ilk dersi.
Müzikten sonra içi dinlemek uzun uzun:
Bir resimdeki davet, bir heykeldeki sükûn
Öyle sevgililer ki bir kere görülmüştür,
Hatıraları ömrün gecelerince yürür.
Duyulan sılasile sezilen o beldeler,
Geçer yelkenler gibi enginden birer birer.
Dudakların habersiz söylendiği şarkılar:
Vücudun ağaçlardan önce duyduğu bahar.
Çiziyorum havaya dünyamı bir çiçekle
Ve hayran bakıyorum bu rüya gibi şekle!
(Havaya Çizilen Dünya)
ÇOCUKLAR
KORKUNÇ
ALLAHIM
Çocuklar korkunç, Allahım,
Elleri, yüzleri, saçları.
Uyurlar bütün gece
Yok sana ihtiyaçları.
Çocuklar korkunç, Allahım,
Bebek yaparlar haçları.
Aşina değiller hatıramıza
Severken aynı ağaçları.
(Çocuk ve Allah)
AĞIR HASTA
Üfleme bana anneciğim korkuyorum
Dua edip edip, geceleri.
Hastayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.
Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgârlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.
Gözleri örtük fakat yüzümle görüyorum.
Ağlıyorsun, nur gibi.
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.
Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.
(Çocuk ve Allah)
SÖYLE SEVDA İÇİNDE
TÜRKÜMÜZÜ
Söyle sevda içinde türkümüzü,
Aç bembeyaz bir yelken.
Neden herkes güzel olmaz,
Yaşamak bu kadar güzelken?
İnsan, dallarla, bulutlarla bir,
Aynı maviliklerden geçmiştir.
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?
(Aç Yazı)
VÜCUTSUZ
Ağustos böceği ovadan büyük,
Ova biter, o bitmez.
Söyler yıldız kırıklarını, gölde,
Talihden, nefes nefes.
Karanlık çekilir otlara, ağaçlara,
Şehvete terk edip havayı.
Ve kaplar acayip çehreler,
Up uzun, sim siyah aynayı.
Dalmışım büyümesine nakışların;
Uykumda kadın yok, aşk var.
Dalmışım topraktan gelen vakte,
Dağ yok, rüzgâr var.
(Daha)
ATEŞ AYDINLIĞINDA
İnsanlar da olsun ama, karanlık da olsun,
Rahat, kolay, büyük yaşadığımız.
Akıl ermez aşikârlığında sonsuzluğun,
İnsanlar ve karanlıklar değil,
Olsun.
Kuşlar, meyvalar, sular daha ziyade,
Siyah ve beraberliğimizden
Aç kaldığımız soğuk günler için istifade.
Vermiş sevgimizi eksik,
Ziyade
Gündüzü söylemek değil, geceyi demek,
Kör hayvanların baş ucunda.
Kör fakat tek.
İnsan ve karanlıktan bahsetmeden,
Demek.
(Taş Devri)
GECEYE KARŞI GÜLMEK
Bir görünür bir görünmez göklerde aycağızın,
Karanlıkla mutlu bembeyaz ağzın.
Gündüz olanları sanki unuttun hep,
Ne gülersin, Urfalı Recep?
Karışmış kara vakitlerin, bir sele,
Gece aydınlanır, yüksele yüksele,
Yoklukla genişler büyün;
Sadece sensin, cihandan gördüğün.
Anladım, her efsanede ayni âdet,
Şehitlerden gazilere akseder bir saadet.
Böyledir savaşta üzüntüler,
Dağ düşününce asker güler.
(Üç Şehitler Destanı)
KIZILIRMAK KIYILARI
Kardaş, senin dediklerin yok,
Halay çekilen toprak bu toprak değil.
Çık hele Anadoluya,
Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayri,
O kadar uzak değil.
Çamı bitmiş, kavağı azalmış,
Gamla örtülü bayırlar, çıplak değil.
Yedi ay kıştan sonra,
Yeşeren senin yaşamandır,
Yaprak değil.
Yersin, içersin sofrasından, üçyüz senedir,
Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil.
Bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan,
Mevsimler soğumuş, sular azalmış,
Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil
Parça parça yarılmış öküz ardında,
Parmağı üç pare, tırnağı ak değil.
Utanır elin ayağın,
Korkarsın yakından görsen,
Eli el değil, ayağı ayak değil.
Gün doğar, tarla kuşları uçuşurlar,
Ağır bir aydınlık, bildiğin şafak değil.
Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna,
Uyandırmazsan,
Uyanacak değil.
Dertle, sefaletle yüklü,
Siyah leşlerle kararmış, berrak değil.
Çağlayan ne,
Akan kim,
Kızılırmak değil.
Kardaş, görmüyorum ama hâlâ duyabiliyorum
Geçmiş zamanlar geleceklerden parlak değil.
Vakte şahadet edercesine yükselmiş,
Akşam parıltısından, büyük zaferler üzerine,
Dağlar dalgalanmakta, bayrak değil.
(Toprak Ana)
CANIN MI SIKILIYOR
Canın mı sıkılıyor, bak hele,
Gözlerinin biri büyümüş, biri küçülmüş?
Şu koca gün ortasında sanki,
Bir gece var, som gümüş.
Boşuna buğdaylar, boşuna ormanlar,
Boşuna ak caddelerin uğultusu.
Hava, boşuna hava,
Su, boşuna su.
Saçlar uzamış alabildiğine anlamsız,
Bir uyku durur, el üstünde, kılda.
Kopmuş incecik bağlar, incecik,
Gönülde ve akılda.
(Aç Yazı)
SIVASLI KARINCA
Koca Kızılırmak köpüre köpüre
Akıyordu,
Bir telgraf direği dibinde,
Zamanlar kadar telâşsız ve köpüksüz,
Yürüyordu,
Sıvaslı bir karınca.
Karşı kıyıdan parlak,
Kişniyordu,
Atlar doru doru,
Atların şarkısından ayrılmış,
Yürüyordu,
Atların mesafelerini anlamaz.
Sesi, adımlarının sesi, memnun ve bahtiyar,
Duyuluyordu,
Kahraman.
Bir açlığın ayaklarınca aziz,
Yürüyordu
Yeryüzünden.
Rahat gidişinden belli,
Biliyordu,
Dağı, suyu, otları, lezzetle.
Başka karıncalardan kopmuş,
Yürüyordu.
Başka karıncalara.
Gayretle, çalışmakla, yorulmazlıkla,
Benziyordu.
Afrika'dakine, Çin'dekine, Paris'tekine,
Kara toprağın alnı üstünde, kara,
Yürüyordu.
Alın yazısından daha hür,
Yoktu fikirlerden, dâvalardan haberi,
Yürümüyordu,
Rüyası hiç.
Buğday tanesi üzre,
Yürüyordu,
Sıvaslı bir karınca.
(Sıvaslı Karınca)
MUSTAFA KEMAL’İN KAĞNISI
Yediyordu Elif kağnısını,
Kara geceden geceden.
Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu,
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar.
İnliyordu dağın ardı, yasla,
Herbir heceden heceden.
Mustafa Kemal’in kağnısı derdi, kağnısına,
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,
Nam salmıştı asker içinde.
Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü,
Doğrulmuştu yola, önceden önceden.
Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar.
Kocabaş çok ihtiyardı çok zayıftı,
Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra,
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafiftiler, inceden inceden.
İriydi Elif, kuvvetliydi kağnı başında,
Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri,
Kınalı ellerinden rüzgâr geçerdi daim,
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.
Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti,
Niceden niceden.
Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu,
Nazar mı değdi göklerden, ne?
Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez.
Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacır gucur.
Nasıl durur Mustafa Kemal’in kağnısı,
Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden.
Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
Sür beni, öldür beni, koma yollarda beni.
Geçer, götürür ana, çocuk mermisini askerciğin,
Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
Bak hele üzerimden ses seda uzaklaşır,
Düşerim gerilere iyceden iyceden.
Kocabaş yığıldı çamura,
Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar,
Örtüldü gözleri örtüldü hep.
Kalır mı Mustafa Kemal’in kağnısı bacım,
Kocabaşın yerine koştu kendini Elifçik,
Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.
(Dört Kanatlı Kuş)
AĞRI
Onların bu ince bileklerini sen
Apak
Apak biraz esmer
Apak biraz esmer biraz sarı
Bu ince bileklerini
İncitecek misin
Bir gece duvağını kaldırmış
Gürbüz bıyıklarına kocasının
Sıcak göğsüne
Gül pembe yüzüne ova dağ
Erkek yalnızlığını getirmiş bir gece
Bu ince bileklerini
İncitecek misin
Akşamlara dek
Kazma kürek tuğla kerpiç
Bu
İnce
Bileklerini
İncitecek misin
Çiçek tutmuş
Kuş tutmuş ha
Arpa buğday tutmuş
Anasının karanlığına bir kazıda
Kara toprağı tutmuş
Bu ince bileklerini
İncitecek misin
Kocaman göklerine senin
Ulaşamaz
Taşıyamaz ulu sessizliğini
Verdiğin aldığın güzelliği kaldıramaz netse
Sen bu ince bileklerini onların söyle Tanrım söyle
İncitecek misin
(Asû)
YERİN ALTI BİTMEZ TÜKENMEZ ŞENLİK
Bir açarım ki gözlerimi
Yok olmuş tüm yorgunluğum kaya dağ
Uykum sığmış iki adım arasına çok şükür.
Gelir yüz binlerce çağrı bana yüz binlerce yeşilden
Şaşar kalır şuracıkta yüreğim
Şenlik mi var ne?
(Delice Böcek)
SOYUNUK
Bu yaz günü çıplağız doğada
Ayaklar düşünceler geçmişler... çıplağız.
Bir ak yuvarlak içinde bir uzun yuvarlak,
Yok analardan yeni doğmuşcasına çıplağız.
Sıcaklığı uzakların seslenir bitmez tükenmez uykusundan,
Ama yer altındaki kayalar uyanıklığında çıplağız.
Ölçülerimiz bir damlanın, bir yıldızın ölçülerine dek
İkigen, üçgen... on bin gen çıplağız.
Az sonra ulu sevgiye gireceğiz sanki,
İşte çıplağız.
(Hoo’lar)
EN ÇIPLAK
Kimse
Yetişmemiş
Kimseye.
Sen ben yer gök,
Bir kuş muyuz?
Kimse
Kimseyi, bütün betiklerinde evrenin,
Anlayamaz.
Sen ben yer gök,
Bir kuş muyuz?
Oğlanlar soluğunun uzunluğu heyy
Karıştır boşlukta heyy
Kızlar soluğuna heyy.
Sen ben yer gök,
Bir kuş muyuz?
Kimse
Eğitmemiş
Kimseyi, ölüm.
Sen ben yer gök,
Bir kuş muyuz?
(Aylam)
ÇIT YOK
gece kocaman gece, çıt yok,
sarılmıştı herşey, birbirine değen herşey, beze.
bir düğme iliği bol gelse, bir ses çıkarsa
içlerinden haykırıyorlardı: sus be geveze.
gece kocaman gece, çıt yok,
duyuluyordu ağaçların, otların içindeki öz.
6 memetler sade kulak
6 memetler sade göz
gece kocaman gece, çıt yok,
en uzak yıldız ışıkları bile ses sanki,
ahrette gibiydiler
ölmüştü sessizlikle herkes sanki.
(Yedi Memetler)
ERDEDE GENİŞ
Beni kimseler görmez o barış günleri,
Van’da tarlayımdır, Yozgat’da yolumdur.
Çevreler dikilir, kilimler dokunur,
Bursa’da yeşil, Sivas’da alımdır.
Yürür geceye dek, çalışır ta aydınlığa,
Erzurum’da ayak, İzmir’de elimdir.
Bilinmem, görünmem, duyulmam, sezilmem o barış
günleri.
Adana’da pamuk, Konya’da gölümdür.
(Çanakkale Destanı)
KINALI KUZU AĞIDI
Kara koyun kuzular kuzulamaz,
Me deme.
Kara koyunun kuzusu, kınalı kuzum,
Görür görmez yeryüzünü bekle azıcık,
Meme deme.
Ne o, kımıldamaz oldun, taş kesildin, ne o,
Yeller duruverdi
Duruverdi ses,
Nereye gittin ha, kınalı kuzum, çabucak nereye
gittin,
Ölüme deme,
Kınalı kuzum, işte kocaman bir açlık,
Dağlar kocaman, ovalar kocaman,
Karanlığın artık vermeyen, artık bağışlamayan
çağında
Dağlar göğüssüzdür, ovalar ağızsız,
Eme deme.
Sen umudumsun benim, yaşamak umudum,
Ak güzelliğin alır götürür yüreğimi bir geleceğe ak
Soluğun başlar başlamaz, işte başlamıştır bir savaş
daha,
Dur, seni ellerim okşasın biraz,
Sevme deme.
(Kınalı Kuzu Ağıdı)
ANNE
Uyusun da büyüsün
Derdin büyüdüm anne.
Bana o ak sütünden
Verdin, büyüdüm anne.
Uykuma yıldızları
Serdin, büyüdüm anne.
Anne güzelliğine
Erdin, büyüdüm anne.
(Kuş Ayak)
OYUN
Oynasak
Biri yıldız olsa
Biri ben olsam.
Oynasak
Gelse gecenin biri
Çağırsak gündüzün birini
Biri ben olsam.
Oynasak
Alsam yeni doğan çocuğun sesini
Götürsem
Yıldızın birine
(Arka Üstü)