27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Gülten Akın

 

 23 Ocak 1933 Yozgat

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Eşinin kaymakamlığı sırasında gittiği Gevaş, Alucra, Gerze, Saray,

Kahramanmaraş’ta vekil öğretmenlik ve avukatlık yaptı. Ankara’da Türk Dil Kurumu’nda çalıştı. Şiirleri Hisar,

Türk Dili, Mülkiye ve Varlık gibi pek çok dergide yayımlandı. Şiir yanı sıra şiir yazıları ve oyunlar da yazdı.

70’li yıllardan sonraki toplumcu içerikli şiirleriyle şiirimizin özgün bir sesi oldu.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Eşinin kaymakamlığı sırasında gittiği Gevaş, Alucra, Gerze,

Saray, Kahramanmaraş’ta vekil öğretmenlik ve avukatlık yaptı. Ankara’da Türk Dil Kurumu’nda çalıştı.

Şiirleri Hisar, Türk Dili, Mülkiye ve Varlık gibi pek çok dergide yayımlandı. Şiir yanı sıra şiir yazıları ve

oyunlar da yazdı. 70’li yıllardan sonraki toplumcu içerikli şiirleriyle şiirimizin özgün bir sesi oldu.

 

GÜLERKEN YÜZÜN

Gülerken yüzün

Dem çeken bir güvercinin sesini

İçin için büyüyen çimenleri

Baharda lunaparkı, bayramyerini

Ve alışkanlıklar dışında her şeyi

 

Gülerken yüzün

Aşıyor geçmişin acılarını

Kendini yarına değiştiriyor

 

Gülerken yüzün

Sanki çarmıhını kırmışsın

Senin ve ardından geleceklerin

Aylası alnına düşmüş gecenin

Oturmuş ağlıyor kendisi

 

Bunu öyle candan öyle yürekten

Öyle bir tutkuyla istiyorum ki

Aklımda hep öyle kalmalısın

 

 

KADIN OLANIN TÜRKÜSÜ

Git oldu can, sürgün geldi dayandı

Sürgün yine geldi dayandı

Kitapları topladım, çocukları giydirdim

Hadi de doğrulalım Dranazın karına

Biz nereye düşeriz, halk fakir fıkara

 

Her bahar, her yaz gurbette

Sılaya dönmesi olur velakin

Ne sılamız belli, ne gurbetimiz

Çiğdemi Ardahan yaylalarında

Nergisi Sinopta

Vanda koparmışsak sarı gülü

Portakal kokusu Kumlucadan gelir

Karıştırdık sıla nere, gurbet hangisi

Bizim gibi gurbetçi görülmemiştir

 

Git oldu can, sürgün geldi dayandı

Diktiğin fidanlar sen olmayanda

Yel vura ırgalana, gün vura duldalana büyüyecek

Yasa şu ki ekinler yürüyecek

Bebek dillenecek, güçsüz hallanacak

Sis kalkacak İsfendiyar başından

 

Selam olsun bizden önce geçene

Selam olsun dosta, hasa, çile çekene

Selam olsun dayanana, düşene

Yüreğim yürektir, bakma gözüm yaşına

 

Git oldu can, sürgün geldi dayandı

Sorulmasın vatanımız ilimiz.

 

 

 

RÜZGÂR SAATİ

Adam senin böyle ilk gündüzden

Sulayıp biçtiğin çayır çimen

Üç güne kalmaz tazelenir

Adam senin böyle kuşluk vakti

Ürküttüğün serçeler -iş olsun-

Akşama kalmaz unutur

 

Benim bir nokta kırılmışlığım

Gözlerimin ardında büyür durur

 

Aklım ıslıklarla türkülerle

Rüzgâr saatleri evde tutamam

Essin esmesin yollardadır

Rüzgâr saatleri evde tutamam

Serseriler gibi anılarımı

Sokaklar doldurur

 

Tepeden tırnağa bir usanmışlık

Anı ne bellek ne

Bu şehirden bu parktan uzakta

Neresi olsa olur

 

Yorgun çayırlar serçeler, yorgunum

Nasıl taşısam ellerimi şimdi

Damda saçakta bacada bir mavi

Sallana sallana uyur

 

Adam senin sulayıp biçtiğin

Çayır çimen değil bir başka

O makasında suyunda

Oturup kalktığın düşündüğünde

–Öleyim fal değil bilmişlik değil

Gün gibi ortalıkta–

Allahın şeytanın odur

                                               (Rüzgâr Saati)

 

 

 

KESTİM KARA SAÇLARIMI

Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön

Yasaktı yasaydı töreydi dön

İçinde dışında yanında değilim

İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi

Bu nasıl yaşamaydı dön

 

Onlarsız olmazdı, taşımam gerekti, kullanmam gerekti

 

Tutsak ve kibirli -ne gülünç-

Gözleri gittikçe iri gittikçe çekilmez

İçimde gittikçe bunaltı gittikçe bunaltı

Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum

 

Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi

Bir şeycik olmadı -Deneyin lütfen-

Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım

Günaydın kaysıyı sallayan yele

Kurtulan dirilen kişiye günaydın

 

Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi

Bir yaşantı ile karşılayanlara

Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum

                                             (Kestim Kara Saçlarımı)

 

 

 

SIĞDA

Sokağı beğendim mi bir bakıp pencereden

Çıkıp gitmek olmalı özelliğim bu benim

Senin durman, küçük sevinçleri yaşadığımızın

Ey yağmur, ey sevdiğim

 

Durgunsa kahvelerin masalarında hava

Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten

Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim

 

Uzaktan en uygun ballı yemişleriyle

Tutup öpmeye ceylan, barınmaya kulübe

Küçük şeyler ormanına bir güven bir güven

Böyle yanılma hiç görmedim.

 

Ürküt kara martılarını kıyımızın

Yankılan, mutlu kayığımı sığdan kurtar

Ey ses, ey yakın geçmişe ağzımla verdiğim.

                                                              (Sığda)

 

 

 

AĞIT

Garbi yeli miydin, yavru şahan mıydın

Seni bir çağıran mı vardı

Durduğun yerde durmazdın

Bir kez o işte son kez

İşte o asıldığın

Korkak değilsin, şuçlu değilsin

Başını neden neden başını

Bir yana yatırdın

Dünya gibi bastıran bir şey mi var

Omuzların neden omuzların

 

Kolların taze dal gibi

Uzuyor iki yandan toprağa

Kaç yüzyılı aştın, kaç ülkeyi geçtin

Kurban olaydım boylarına

 

Çocuk çek kaşlarını

Onursuz şeyler üstünden

Kirpiğin yüzüne düşürme

Bütün dünyaya gövdenle

Gülümseme öyle

Ağıdımı bozacaksın

(Ağıtlar ve Türküler)

 

 

 

SUSANLAR İÇİN İLAHİ

Ağudan halk’olmuş bunların hepsi

Alınlarında yatay üç çift elif

Dudakları kanadını koyvermiş kırlangıç gibi

Hangi dar’da kalmışlar açılmamış

Yabancım değiller, ansıyorum

Ohri’de bir eski manastırda

Miroslav ustayı dinlerken görüyordum

Duvardaydılar

İsa kanlı çarmıhıyla ortalarında

Bir de devrimlerin, savaşların

Suçlayan fotoğraflarında

Korkan, kendi korkusundan korkan

Korkudan isyana geçecek insanın hali

 

Ağudan halk’olmuş bunların hepsi

Gül insana nece nece yakışırken

Ve ılık ebrusunu bağışlarken nisan

O tarihsel yükü yıkıp bazı çocuklarının omzuna

Kamu susuyorken

Hepsi hepsi birkaç ağaç birkaç çingene

Dar o dar

Gibi gelir amma

Öyle mi acaba

 

Onlar, ağuyla kardaş olanlar

Hep öyle

Hep alınlarında üç çifte elif

Ağızlarında o kötürüm kırlangıç

la mı kalacaklar

la mı kalacaklar

la mı kalacaklar

                             (İlahiler)

 

 

İLKYAZ

Ah, kimselerin vakti yok

Durup ince şeyleri anlamaya

 

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar

Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya

Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı

Bakıp kapatıyorlar

Geceye giriyor türküler ve ince şeyler

 

“Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı

Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz

sisin dere ağızlarından sokulup akşamları

Fındıklarımızı basıyor

Neyleriz kararan tomurcukları

Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz

Tecimenlere yalvarıyoruz:

Bir “Hotel” bir gizli evlenme az çiziniz

Bir banka az çiziniz bir yalvarma

Bizden size ve sizden dışardakilere

 

Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye

–Evet efendim–

Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye

Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet

Yazların motorlu çingeneleri

Ah, kimselerin vakti yok

Durup ince şeyleri anlamaya

 

Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş

Toprağa tutku, kendinden dolayı

Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para

Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga

Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga

Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde

–Bilmiyoruz neden kavga.

 

Sonra kasabamızın cezaevinde

Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz

Günlerimizi iterek genişletiyoruz

Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye

Bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye

 

Durup ince şeyleri anlamaya

Kimselerin vakti olmasa da

Okulların kadın öğretmencikleri

Tatil günlerini çoğaltsalar da

Kutsal nemiz varsa onun adına

Gözlerimiz için bağlar dokusalar da

Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide

Açmaya ilkyaz çiçekleri

 

 

Bir gün birileri öte geçelerden

Islık çalarlar yanıt veririz

(Kırmızı Karanfil)

 

 

TELEZAMAN

Deniz uzaklaşıyor gitgide

Ufuk çekiliyor

Kumsal genişliyor

Kısalıyor adımlarımızsa

 

Kumlar mı?

Makina ölüleri, füze artıkları, sakat uydularla

Barbar medya, gazeteler, zor söylemleri

Bilimsiz karmaşa

Yaz oysa

En güzel orda yazlardı

 

Kabuklaşabilir akrep kendi hızında

Yılanların derileri demirden

Düşlerimiz kırılıp ufalanıp

Gelincikler soluyor dokunmadan

Deniz uzaklaşıyor

 

Deniz uzaklaşıyor gitgide

Uçurumlar akan ırmak o deli

Yok şimdi

Yalnızlığın damarını besliyor

Kirli yoğun kandırılmış suyla

 

Biz mi? Biz değiliz, önceki dün bugün başka

Dokumuzu değiştiriyorlar hızlı vuruşlarla

Tutunamıyoruz ilgilerimize, sevgilerimize

Ve aşka

Deniz uzaklaşıyor

 

 

YAĞMUR YAĞMUR

Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?

Bunca siste bunca ıslak serçe

Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır

 

Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?

Son yaz derlenmiş, son ateş sönmüş

Düz yollara inen son kaçkın, son eşkıya

Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır.

 

Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?

Oyun biter, o kesin güz çizgileri

Sevgi, bir de ölümle örselenmiş

Aklı bir köşesinden tutup kaldırmıştır.

(Sığda)

 

 

SEVDA KALICIDIR

Kayboldum

Bir köpeğin bir çocuğu beklediği gibi

Hasretle kamaşık yüreği

 

Kayboldum

Bağırırlar, seslerinin yankısı

Dönemez bir türlü

 

Kayboldum

Çevrilir sayılar sonuncuya değin

Ansımaz sonuncu kaçtı, biter telefon

 

Kayboldum

Herkesin adı okunur, düşmüştür onunki

 

Kayboldum

Yıllarca beraber uyumak uyanmak

Suya ve ekmeğe uzanmak birlikte

Tartışmak, küsüşmek, sevişmek

Ama sevda nerde sevda nerde

 

Kayboldum

Kimlere hüzündü kimlere nostalji

Kimler tutkun idi kimler unuttu

 

Siz hepiniz ölüleri ve mezarları seversiniz

Çoğa sürmez bir gün ben de beklerim

(Sevda Kalıcıdır)

 

 

 

ŞU GİDEN ATLIYA TÜRKÜ

Ben demedim mi

Hazırlandılar

Onların yüz bin kolları var

Kırbaçları sert, yamçıları sağlam, atları kavi

Yeğin git kese sür atınla birleş

Ben demedim mi

 

Ben demedim mi

Tekin değil koyaklar, dağ yamaçları

Yağmur yağar ki sis basar ki kurt iner ki

Ay bulanığında gümüş rengi çakallar

Ben demedim mi

Yalnız gitme demedim mi

 

Çiğdeme sor, çeşmeye sor

Tek açan menevşeye sor

Ayrılık getirir ayrılıklar

Birleş demedim mi

Ben demedim mi

(Ağıtlar ve Türküler)

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


5125 - unknown - 38.107.179.238