Gültekin
Emre
1951 Konya
Akşehir Lisesi’ni, ardından Ankara Üniversitesi Dil ve
Tarih Coğrafya Fakültesi Rus
Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Rusçadan çeviriler
yaptı. Almanca kitaplar yayımladı.
Yaşamını sürdürdüğü Berlin’de Şiir-lik dergisini çıkardı.
Şiirleri; Gösteri, Varlık, Adam
Sanat, Oluşum, Türkiye Yazıları gibi dergilerde yer aldı.
Orhon Murat Arıburnu (1991)
ve Ceyhun Atuf Kansu (1996) şiir ödüllerini kazandı.
ŞİİR KİTAPLARI
Kurşunî Bir Siperde (1980), Bizsiz Gibi (1983), Gece
Düşleri (1985),
Aşk ve Minyatürler (1989), Düşkuyusu (1990), Siyaha
Elveda (1993), Taşı Sula (1998),
Kanun Hükmünde Şiir (1999)
DİL YARASI
Güneş mi sallıyor dalları
Dallar mı tutunuyor günışınlarına
Salınan bir ömür mü akşama
Dökülen sıva bekler mi ustaları
Kar ışığa bakıp çıkışıyor
Kent tülünü aralıyor gecenin
İşte burada beklediğim sendin
Sis düşün başını kaldırıyor
Dil iyileşmez bir yara
Özlem patlar günün elinde
Ölüm göz kırpar dilsiz kalınca
Dün neydi, bugün nerede
Boyadığım bir resimde misin
Kayıp kuşağın arasında mı
Kulaklığını takmış bir umutta mı
Aradığıml ıskalanmış bir ömür mü
Adım atıyorum gölgene
(Kanun Hükmünde Şiir)
GECE DÜŞLERİ
gece düşleri alır götürür beni
sığınmacı akşamların hüznüne
- ne çok şey anlatılır ya da anlatılamaz
baskının direnmeye davetine
ölümlerin yeniden dirilmelerine
bir kent düşünün her evde bir yaralı
- ya ölüler ya ölemeyenler ya ölümü bekleyenler
düğünlere kan bulaşmış bir kez
-sevgiler tutsak tek kişilik hücrelerde
sular da çürür yetmişiki gün boyunca
gece düşleri alır götürür beni
dimdik yüreklerin yanında nöbete
şarkı, türkü, şiirle dolmaya
kilit vurulmuş denizlerin dilinde
balıkçıların ağında mavi köpük olmaya
yabancı akşamların karanlık gülleri
mektupların yanıtsız kaldığı günler
acı haberler bizleri bekler kuytularda
yapraklar sessizce hıçkırır ezgilerimizi
gözlerin, dost gözlerin sönmeyen sevgisi
gece düşleri alır götürür beni
elimde bir gül fidanı
kaşların namlu gibi çatıldığı sedirlere
dillerin bıçak açmaz suskunluğu
kararlılıklara, antlara, akşamalacalarına
ve sen gelirsin şafağın ilk rengiyle
penceremde kuş olmaya
(Gece Düşleri)
OLMUYOR
Biliyorum antolojilerde yok yerim
Biliyorum ben henüz gölgedeyim
Boşuna kesiyorum ben okuduklarımı
Alnımdan damlayan terleri siliyorum
Yazdıklarıma / dönüyorum yönümü dünyaya
Bağırmıyorum/susmuyorum/pencerem hep açık duruyor
Eyfel Kulesi’ni görüyorum ilk kez düşümde
Kendini aşağı atmak isteyen ilk Türk oluyorum
Uyanıyorum/düşümün sonunu ben de merak ediyorum
Biliyorsun birbirimizi bulmamız zor
Bu kadar anlamsız sokağın arasında
Bir kahvede buluşmayı da denesek olmuyor
Birşeyler eksiliyor aramızda, ama ne
Mendiline kim gül oyalayacak burada
Günlerdir mendil arıyorum sana
Gelmiyorsun ya da yetişemiyorsun kapanışlarıma
Biliyor musun, bilmiyorum, yerim yok benim bu sokakta
Kimse oturdum diye sekiz yıl bu evde
Duvarına bir plaket asmayacak ardımdan
Yerim yok telefon rehberlerinde de
Çıkarıyor birileri benden önce adımı
Seviniyorum
(Aşk ve Minyatürler)
AŞK GELİP BENİ BULDU
Yüzünden bir harf düştü, kış bastırdı
Okuyamıyorum seni, uzaklar çok pahalı
Bilet bulamıyorum, kar çok seviyor ağaçları
Senin saçlarını, dudaklarından bir öpüş
Havalandı, korlaşıyor günlerin acısı
Yazım giderek okunaksızlaşıyor, yaşımı
En iyi sen bilirsin, bir gece alfabesiz
Yüzünden düşen bin parçayken, uzaklara
Araç bulamıyorum, çıkagelmiştim bomboş
Saçlarında kalıyor ellerim, bu bilet neresi
İçindir bilmiyorum, yuvasız, yurtsuz ellerim
Kar, ağaçlardan süzülüyor, çiçek tohumlarında
Bir açlık, bir sabırsızlık, boynunda gizlenen
Benlerin arasında ara beni, fotoğrafını kime
Vermiştim, kaybolan fotoğrafına sor beni
Gözlerine çarşılar sığmıyor, her yer don
Yüzünden düşen harfte gizle beni, gidemiyorum
Sensiz bir yerlere, kala kalıyorum cansıkıcı
Bu kentin ölügözü sokaklarında, evlerinde
Yüzünden bir harf düştü, aşk gelip beni buldu
EVDEKİ ŞİİR
Rüzgârı bırak çıksın dışarı
Gir içeri kapat kapıları dağlar dinlensin
Çıkar anıları kutulardan ömrün inlesin
Çocukluk çok uzak değil bu evdeki geçmişe
Bahçesinde kovboyların düelloda öldüğü günlere
Teyzeler kucak açar gece gelen korkulara
Düşler durmaz birbirine ağar genç yaşlı
Dün/bugün/yarın iç içe geçer dilden dile
Aşklar yürek yakar babalar nöbet tutar ateşli
Naz nazlı bedenlere pek yakışır kırmızı
Yanaklara tutununca utangaç bir sevdanın soluğu
Göz kırpan bir kaçamak uçuverir düşman çatlatan
Zaman bekler yangınımın başında, başım hep kalabalık
Alev sarar bedenimi kuşun konak arar ahşabı yeni
Küllerimin mini acısına gömülmeye izin veriyorum
Dumanım tüter gözlerim yanar bak hangi yazgı
Yazısız ilmek atar imzasız buluşmamızın anısı
Gecelerin bağrına gizlenir tenin seni bekleriz
Terin gözler gölgesini yıllarımın peşini bırakıp
Yıllarım gölgesiz gençliğimin peşinde aradığı sensin
Sızar dinmez bir sızı günlerime sızar mı senin de içine
İsteksiz bir renk gelir oturur şimdi de sevdiğim nerede
Yarınım nerede bekler kaçırdığı beni kilitle kendine
Bu kaçıncı yetişemediğim takvim sorumu şurama iğnele
Dar gelen ömrüme son bir bakış gibi geçip gitti rüzgârın
Benimle birlikte ders çalışan bir ömür kapatır kapıları
Bu yolunu gözlediğim gecikince meraklandığım çocuk kimin