Güven
Turan
2 Aralık 1943 Gerze / Sinop
Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve
Edebiyatı Bölümü’nde okudu.
İngilizce okutmanlık, metin yazarlığı ve reklamcılık
yaptı. Şiir yanı sıra roman, öykü,
eleştiri ve deneme çalışmaları da vardır. Dalyan adlı
romanı ile 1979 Türk Dil Kurumu
Roman Ödülü’nü, Düş Günler adlı öykü kitabıyla 1990 Yunus
Nadi Öykü Ödülü’nü, Bir
Albümde Dört Mevsim adlı şiir kitabıyla 1991 Yunus Nadi
Şiir Ödülü’nü kazandı.
ŞİİR KİTAPLARI
Güneşler... Gölgeler... (1981), Peş (1982), Sevda
Yorumları (1990),
Bir Albümde Dört Mevsim (1991), İkaros’un Uçuşu (1993),
Toplu Şiirler (1995),
101 Bir Dize (1996)
SINAMA
Ekim yarıladı;
Güneş bir gövde sıcaklığıyla
Sarılıyor.
Çamur içinde akıyor ırmak;
Belli belirsiz aktığı.
“Sabah kuzeyden güneye
Akşam güneyden kuzeye akar.
Serttir,”
Dedi.
Yaşlıydı, yüzü
İçine kaçmıştı.
“Bu ağacı ben dikmiştim.
Kestiler...”
Hiç sürgün vermemişti
Oturduğu omaca.
“Şimdi nasıl akıyor?”
Kıpırtısızdı güz.
Beynim, yüreğim oradaydı;
Uzakta...
Gözlerim burada...
“Günün başında mıyız
Sonunda mı?” diye yanıtladı.
Bakmadan bana.
YEŞİLDEN KAÇAN
Öyle sıkıdüzen
Döşemişler ki mermeri
Kuşkusuz
Yer kalmamış ağaca
Kentlerinde
Bir asma örtmüş
Avlularını belki
Belki şu küçük
Ortası delik, yuvarlak
Döşeme taşı
Çevreliyordu
Kibar, utangaç
Hafifmeşrep gene de
Bir nar ağacını
BAKIŞIM
Balık denizden
Denizden ocağı canlı tutan
Tahta
Dağılan bir kayığın
Kıyıdaki izdüşümü
Olarak karşıma çıkan
Bir gün
Suya veririz
Kendi teknemizi de
Bir döküntü düşer
Bir başka kıyıya
Ateş olur akşam
Aşının altına
(Peş)
SARRAF
Eski mezarlıklar
Üç dinin tapınaklarıyla
Yaşıyor şehir
Kendini aldatıyor takvimlerle
Oyalanıyor yenilediğini sanarak
Yüreğini
Bir düşte binlerce yıldan beri
Esvap değiştiriyor durmadan
Çıkmıyor odasından
Habersiz değil gene de
Olup bitenlerden
Lodos ayıklıyor
Boğaz meyhanelerinden çekilen
Balıkları biliyor
Soluğu daralıyor
Yeni semt adlarını saydıklarında
Gelip gideni eksik değil hâlâ
Geceleri
Nicedir kaç yaşında gösterdiğini
Soruyor bana
GÖRÜNÜM
Bu çılgın geometrisi
Bir çocuğun rastgele dizip
Dağıttığı
Eski püskü küplerin
Yığını üst üste
Üst üste binmiş karanlık
Üzerlerine sıvaşmış ışık
Damlalarıyla
Geceyi bile ağırlaştıran
Kent
(Sevda Yorumları)
KIŞ VE DÜŞ
Ocağı yakıp küle
Bir patates gömüyorum;
Çocukluğumu diriltmeye...
Şaşıyorum,
Donmuş çamaşırların
Hiç su bırakmadan
Çözülmesine,
Kar getirmesine
Güneşin.
Yeniden
Kuş peşine de düşebilirim,
Belki de.
(Sevda Yorumları)
SEYRAN
Neler devşirmedim
O hercai güzden
Bol şimşekli gök gürültülü
Sağnakların ardından
Gökkuşağı ayçalı sabahlar mı
Başlamadı
Uzak sevişmeler mi düşlemedim
Yanımda uyuyan bir kadından
Umarsız boz sürgün
Diye mi adlandırmadım kendimi
Yeni bir yaşam coşkusunun
Hışımına uğramışken
Bir başka Eylülde şimdi
Diken diken bir mevsim
Sürüklenmekte
(Sevda Yorumları)
MESEL
İlkyaz güneşi gebe bırakıyor
Dokunduğu yeri
Yeni açmış bir çiçeğin üstünde
Yeni peydahladı
Kitaplara bile adı geçmemiş
Böceği
Şimdi elimin üstünde
Yeni bir el nakışlıyor
Ağzın
İnce bir su akıyor
Hızla çitler arasında
Derin
Sürükleyip götürüyor
Ne çıktıysa önüne
Kıssadan hissesi yok
Bu meselin de.
(Sevda Yorumları)
KARANLIK GEZİNTİ
Bir köşesinden tutulmuş gibi yarı gecede
kopuk bir damar gibi vuruyor,
yalnızlığın, denizsizliğin, taş çağının yarası.
Savruk bir uykunun sarmaş dolaş yaşamasıdır,
eski, inik, bir davul gibi gürültülü.
Gidelim yeniden yaşamaya başlayınca:
Deniz yeniden yaşamaya başlayınca kıyılarda;
kıyıda bağlanınca sis düdüklerine, sis:
Yolculuk en doğal olandır.
Oysa denizlerdir en yakın kavgalara,
kaçılmadan karmaşık bir evrenin ardı sıra.
Atlardır: Cehennem, defneler ve kara
yavaş yavaş saklanır ardına.
Gelmediği izlerden acının çayırları
sürüp atar balıkları, yengeçleri, çakıl taşlarını,
bir tan yeri saklamış gibi günlerin yarışında.
II
Karanlık, ışığın olduğu yerlerde yaşar.
Yağmurlar yağar gibi geceyarıları.
Sazdan bir elin korkuluğu,
dolaştırır, akşamdan kalma bir maviyi göklerde.
Gidelim gel, gidelim. Gidelim,
düşüm korkumu bırakmıyor,
şimdi uzaklığı yakınlığına denk,
korsandır bütün düşlerin çocuğu.
Ses işitilmez kan akmadıkça yere,
yelin kestiği sessizlikten başka;
bir türkünün orta yerinden bölünmesi,
ayakların altında kırılan kumlara karşı,
nasıl konaklarım böyle durma,
kaç kış günü yola çıkıp yüzümüz uyanmadan.
Uçup konduğu günlerden kalma
sanki bir bilmediğim var.
(Güneşler...
Gölgeler...)
AYNA
Üç duvar arasında
Avluda
Asmanın altında
Oturmuş denize bakıyor
Düşünüyor:
Avluda asmanın altında
Oturup düşünüyor
Denize bakarak
Üç yanı duvar:
Asmanın altında:
Avluda:
Deniz karşısında
Düşünüyor:
(Sevda Yorumları)
BAKIŞ
Bir gelmiş bir geçmiş
Uykumun arasında
Fırtına
Pencerenin önünde ıtırlar ezik
Yerde dalcıklar
Sapsarı dibi cevizin
İskele yok yerinde
Gene de
İsketeler bitleniyor tozun içinde
Toprak çatlak
Kavruk dağlar bulutsuz göğe
(Sevda Yorumları)
KIRLENT
Kokularıyla Mayıs
Ve sesleriyle öğle sonraları
Akşamla... Akşam:
Ketenler ve baharlar
Sıcak ve soğuk
Yağmurlu bir ışık
Grinin aydınlığı
Kırlangıç göğsünde
(Sevda Yorumları)
BİRİKİNTİLER ANITI
Dumanlar sarmaşığı bir sevda
Örüyor geçeneklerimi
Uçurumlar taşıyan yaz
Dağılıyor denizin üstünde
Ağır yapışkan bunluğuyla düşler
Anılarımdan alıp kaynağını
Salıyor kuduz imlerini üstüme
İçimin balçığında tükeniyorum
Sokaklar kokuşuyor
Kimsede anlamını bulamadığım kentte
Beklemekten usanınca tohumu
Kendi yaramı deşiyorum
Bir ad umuduyla birleşince
Daha kolay uzuyor günler
Kızgınlık ter ve yorgunluk
İzleri bırakıyor kasıklarımda
Yalın yufka yaşamalardan geçip
Delici çağıltılarla
Katılaştırıyorum tortuları
Fazlasını bağışlayabilirim sana.
(Güneşler... Gölgeler...)
BİR KENT VE KENDİSİ
Denize bakarken bile
Deniz düşlemek
İşte bu yaptığı çoktandır
Ve kendini bir kentte tasarlıyor
Sokaklarında tramvaylar dolaşan
Kesme sarı taş binalarda
Kararmış demir balkonlar
Güvercin sesi güvercin
Tersi camlarda
Ama düş bunlar
Ne karşısında ne
Yok
(Sevda Yorumları)
BİR SEVDANIN İÇYÜZÜ
Şafağı arkama alıyorum.
Gece bitince
bitiyor şehrin uyanıklığı da.
Bir karabasana dalıyor,
kirli işlerle uğraşıyor,
unutuyor sevişmeyi.
Yorgunluk çökünce üstüne
ıssızlıktan,
geceyi beklemeye başlıyor yeniden;
parçalayan,
sınırlandıran
dört sudan
birinin yanına atarak kendini.
Şahidiyim. İzliyorum.
İtiyor beni,
yanına sokuldukça.
Gün bulaşmış üstüme,
çıkmıyor.
(Peş)