Hüseyin
Yurttaş
1946 Foça
Edirne Erkek İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Van, Amasya ve
İzmir’de on yıl
öğretmenlik yaptıktan sonra 1983’te istifa edip
yayıncılık ve dağıtımcılık işiyle
uğraştı. Yeditepe, Dost, Oluşum, Türkiye Yazıları gibi
dergilerde şiirleri
yayımlandı. Dönemeç dergisinin yayın kurulunda yer aldı.
Anı-deneme
ve çocuk kitabı türünde kitaplar yayımladı. Şiir
kitapları pek çok ödül kazandı.
ŞİİR KİTAPLARI
İlk İşim Uyanmak (1970), Gelincik Günleri (1977), Uzun
Yollar Yolcusu (1978),
Uzunçalar (1979), Sanayi Çarşısı (1980), Gecede Kanat
Sesleri (1984),
Çürüme (1986), Kod Adı: Mansur (1993), Kirli Tarih
(1993), Sevgiden Ötesi Cehennem (1995),
Yirminci Yüzyıl Ağıtları (1996), Aşkların Gizli Defteri
(1998)
ÇAĞRI
küçük, tombul bir çocuğun sevinci
nasıl sönerse
öyle çekilir hayat yüzümden
sen gidince
gelsen
şu kışkırtan bahar sıcağına uysam
sana soyunsam
bilirsin hiçbir yürek yaşlı değildir
aşk için
en büyük kuraklıklarda bile
çatlatabilir onun tohumunu
hadi, bana açıl
boş bir kâğıt gibi bembeyaz
çağır beni
sana birikeyim.
ALBÜMÜ KAPATIRKEN
bir aşk bir aşkı silerse
bir ölüm kapısını çaldırır öteki ölümün
canlar canı canımız gidince
kalır iki yaprağın arasında
acısı iç karartan bencillikler
birer gül kurusu gibi
yalanların son belgesi olarak
bir tanık değilseniz yaşama
resminiz tanık olamaz yaşadığınıza!
(Uzunçalar)
UYAN EY KIZ
uzun boylu o genç adam
o uzak şehre indiği zaman
seni düşündü ilk olarak
gece tenhalığında
şiirlere bulandı
uyku ve duman yüklü
bir sabahçı kahvesinde
sokaklara vurdu kendini
ardında kol gezen bir yalnızlıkla
uzaktın
uyku sularındaydın sen
yumuşaktı döşeğin
bulutlar gibi
nerden bilirdin ki
iki uykusuz gözün
senin için nemlendiğini?
okuduğu şiirdin
söylediği şarkı
nasıl yoğun yaşıyordu seni
bir bilsen
evet, ah bilsen
sıyrılıp çıkardın yatağından
yalın bir bıçak gibi
ince uzun
alev dili gövden
odalara dağıtırdı sıcaklığını
üşürdün
ve özlerdin onu
o uzun boylu çocuk
o şehrin en yalnız adamı şimdi
be kız
sen uyku sularındasın hâlâ
uyan artık!
ÖPTÜM ÇOCUKLUĞUMU
öptüm çocukluğumu
yorgun bir saatında gecenin
bir sesin ışıkları önünde
öptüm çocukluğumu
şimdi dönüp geriye bakmalıyım
silkeleyip ayaklarımın tozunu
güzün eğri yolu önümde işte
şimdi dönüp geriye bakmalıyım
hazır olmalıyım kötü güne
çünkü yağmur yürüyecek damarlarıma
yoksul gecelerimin soğuğuyla
hazır olmalıyım kötü güne
ama hep yürümeliyim
şiirin bayrağı altında
(Çürüme)
RÜZGÂRA KAPILMA
bir daha rüzgâra kapılma
öyle uçuşmasın eteklerin
küllerim savrulur birden
sonra seni de tutuşturur alevlerim
bir daha rüzgâra kapılma
öyle toprak gibi dirilmesin tenin
tohum olup serpilirim
bulutları da indirme
bütün filmleri yakan o bembeyaz tenine
önce ben eririm
söyle güneşe
çekilsin kirpiklerinden
sataşmasın kulaklarının altındaki sarı tüylere
her hal-ü kârda
dövüşebilirim senin için
(Çürüme)
GECEDE KANAT SESLERİ
1.
bir kanat sesidir
ay düşmüş ormanlarda
yankısı yıldızları çağırır
yalayıp geçer dorukları
ıslık gibi duyulur ufkun ardından
bir kanat sesidir
taşır kuzey ovalarının serinliğini
yağmurlarını karadeniz’in
safran buğdaylarını içanadolu’nun
bakar maviye çalan gözleriyle ege’nin
gülümser sevinçler yüklü beyazlığıyla akdeniz’in
2.
gecede kanat sesleri var
akan kuşların çığlaklarıdır
kar ıssızlığında kışlar bırakarak
düzler yokuşlar bırakarak
düşmüşler işte kara afrika yollarına
gecede kanat sesleri var
geçiyorlar terkedilmiş köyleri
yıkılmış kentleri, yok olmuş uygarlıkları
dualar gibi gizem dolu fısıltılarla
karışıyorlar bulutlara
nasılsa birden katılıyorum onlara
yükseliyorum bir damla su gibi
toprağımın kokusunu taşıyarak
ırmaklarımın coşkusunu taşıyarak
elsiz ayaksız
kolsuz kanatsız
uçmaya çalışarak
ülkem
yağmurlar emmiş bir tombul çocuk gibi
denizler koynunda
derin, soluksuz bir uykuda
yollarında, ırmaklarında, köprülerinde
damar damar akışan sevinç
dal dal uzanan öfke
yaprak yaprak dökülüyor hışmıyla gecenin
ülkem
belâsını baştacı ettiğim toprağım
deli divane eyliyor beni yücelerde
dönüp duruyorum işte
kanat sesleri arasında
3.
-burdan ötesi
gidilmez bir yolun, varılmaz durağıdır ki
aktığım mı, yürüdüğüm mü, uçtuğum mu
bilemediğim
kara afrika yollarında gece yolcusuyum
yoldaşım kuşlar tutmuş elimden
kanatları sırça, ‘gagaları gümüş’ kuşlar
karlı sonsuzlukların
tozutan tipilerin tezikmeleriyle
kanat vuruyoruz
burdan ötesi
gidilmez bir yolun varılmaz durağı da olsa
tutkum benim
orda küçük kulübelerdeki zenci çocuklarına
bataklık kuşlarına
geyiklerin seğirttikleri yamaçlara
bir selâm gibi varmak
bir akdeniz rüzgârı gibi onları okşamak
varsın bitmesin yolları! -
kaç yüzyılın demir hevenklerinin sallandığı
şu uygarlık bağından
göçüp giden
bir yavru kuş olayım ben
-ki burdan ötesi
uçulmaz uçurumlar da olsa
verip kendimi boşluklara
sıradan bir ölümün çok ötelerinde
ağmak sonsuza doğru
varmak dünya halklarının
haramiler önündeki sofrasına
bir pençeyle alıp çalınmışı
güldürmek afrika çocuklarını
dünyayı ışıtan o bembeyaz dişleriyle!-
gecede kanat sesleri var
ben ordayım
ne bitkinim ne yorgun
esrimiş esiyorum
yıldızlar bahçesinde
(Gecede Kanat Sesleri)