Hüseyin
Haydar
1956 Araklı / Trabzon
İstanbul Ticari Bilimler Akademisi’nde başladığı
yükseköğrenimini,
geçirdiği bir kaza sebebiyle tamamlayamadı.
Yayınevlerinde çalıştı.
Düzeltmenlik, reklam şirketlerinde metin yazarlığı yaptı.
İlk şiirlerini
Sanat ve Toplum’da yayımladı. Daha sonra Somut, Sanat
Emeği,
Edebiyat Cephesi, Türk Dili, Varlık, Yazko Edebiyat
dergilerinde yazdı.
1991 Akademi Kitabevi Şiir Ödülü’nü kazandı.
ŞİİR KİTAPLARI
Acı Türkücü (1981), Kara Şarkılar (1983), Yıldız
Tutulması (1987),
Sudan Gövde (1993)
KURŞUNLANMIŞ KÖRPE ŞİİR
Konarım mahpus penceresine
Ben bir küçücük kuşum
Kanadımdan sekti kurşun
Tutuşurum Kızılırmak suyunda
Ben bir ala gül dalıyım
Yaprağımdan sekti kurşun
Geçerim yeşil okyanusları
Bir yelim ben yağmur getiren
Gülüşümden sekti kurşun
Yol boyu çiçek satıp kendine
Sevgiler alan ben sırmalı ceren
Bakışımdan sekti kurşun
Kanadımdan
Yaprağımdan
Gülüşümden
Bakışımdan
Yüreğimden sekti kurşun
(Acı Türkücü)
BIRAKIP GİTSİNLER
Akşam yelleri sokakta kaldı
İnme bahçeye, balkona çıkma
Açma pencereleri
Kurşunlar dolar içeri
Dışarda, yolun üzerinde
Ölüler yatıyor yalnız
Yarım kaldı çaylarımız
Camları dağılan kahvelerde
Ayışığı sokakta kaldı
Açma perdeleri
Kurşunlar dolar içeri
Yitiverir kuşlar
Biçilir akasya çiçekleri
Yıldız parıltıları dolaşmıyor
Gidip gelen gölgeleri
Nöbet değişiyor devriyeler
Bir ölü kuşatıyor kendini
Yanık türküler sokakta kaldı
Aralama yorganını
Kurşunlar dolar içeri
Vurulursun...
-Duyuyor musun
canım benim duyuyor musun
BİRİKTİRİR
Ağızlarında acı
Tükrüklerle boğulan
Gülücüksüz konulan
Çocuklar biriktirir
Dudaklarına inen
Gök kabarcıklarını
Gölgede bir yaprak
Değin mahzun duran
Dumanlı derelerin
Saz yüzlü güzelleri
Acılar pervanesi
Gelinler biriktirir
Ayrılıklar döşüren
Karasevdalarını
Değil midir Maviş’im
Yeryüzü ülkesinde
Yoksullar ve yetimler
Bir tavanın balığı
Değil midir Fadiş’im
Yakanlar değil midir
Gül menekşe içinde
Kara sular içinde
İnce boyunlarını
Nem ve yellerle yorgun
Söz ve seviyle deli
Belleri karanfilli
Adamlar biriktirir
Kimsesiz gecelerin
Derin yaralarını
Derelerde hareler
Mor çayırlar zifinler
Ve gomar güllerini
Tuzlu sular ve yeşil
Nehirleri fışkırtan
Türküler biriktirir
Hayatımız üstüne
Dağ yangınlarını
BEKLER YEDİ YERDE
Beni saran büyü çözüldü
Minyatür bahçede boşaldı üstüme göl
Kırıldı mavi camı taş kubbenin
Lotus çiçekleri yağıyor içeri
Elsizdim, dilsizdim, gönülsüzdüm
Bir mucize bilebilirdi kim olduğumu
O yıkım gününü istekle bekledim
Kurtuluş anı olacaktı kavmimin
Bu açık seçik yazılandı, bilinendi
Elbette bunaltıcı dokuya girerdim
Acının büyülü bir koyağa dönüştüğü bu yerde
İstemediğim her şey içime sızardı
Biraz daha avunma, biraz daha kara hüzün
Kuş tuzağa atılır gibi yara alırdı ruhum
Yalnız ölülerin görebildiği düz karanlıkta
Kuşku yok bu bana hoş gelendi
Şimdi bu kapalı salonda beni bulacaklar
Yok edici bir sessizliğin içinde bulacaklar
Dört büyük melekten biri beni anlayacak
Herkes kendi yaşamını bekliyor erik dalı gibi
Ya beni bekleyen ne, bir bekleyenim mi var
Var elbette; Ölüm, yedi kez, yedi yerde.