Kemalettin Kamu
15 Eylül 1901 Bayburt - 6 Mart 1948 Ankara
Millî Edebiyat akımının gurbet ve hasret şiirleriyle
ünlüdür.
İstanbul Erkek Muallim Mektebi son sınıf öğrencisiyken
Kurtuluş
Savaşı'na katılmak amacıyla Anadolu'ya geçtiğinden
ortaöğrenimini
savaştan sonra tamamladı. Anadolu Ajansı temsilcisi
olarak Fransa'ya
gönderildi. Görevinin yanı sıra Paris'te Siyasal
Bilgiler Okulu'nda yükseköğrenimini
tamamladı. Rize’den milletvekili seçilerek meclise girdi.
Ölümünden önce Erzurum
milletvekili ve TDK Terim Kolu başkanıydı.
ŞİİR KİTAPLARI
Kemalettin Kamu; Hayatı, Şahsiyeti ve Şiirleri (Rifat
Necdet Evrimer, 1949)
KİMSESİZLİK
Yıllardır ki bir kılıcım kapalı kında,
Kimsesizlik dört yanımda bir duvar gibi;
Mustaribim, bu duvarın dış tarafında
Şefkatine inandığım biri var gibi.
Sanıyorum saçlarımı okşuyor bir el,
Kıpırdamak istemiyor göz kapaklarım;
Yan odadan bir ince ses diyor gibi: "Gel!"
Ve hakikat bırakıyor hulyamı yarım.
Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın,
Kulaklarım komşuların ayak sesinde;
Varsın yine bir yudum su veren olmasın,
Başucumda biri bana: "Su yok!" desin de!
(Kemalettin Kamu; Hayatı,
Şahsiyeti ve Şiirleri)
İRŞAD
Sevgilim güvenme güzelliğine,
Senin de saçların tarumar olur;
Aldanma taliin pembe rengine,
Hayatın uzun bir intizar olur.
Sevgilim her insan doğarken ağlar,
Çiçeklerle açar, sularla çağlar,
Rehgüzârı olur bahçeler, bağlar,
Nihayet isimsiz bir mezar olur.
Sevgilim baksana bir yanda gülen,
Bir yanda gözünün yaşını silen,
Kimi benim gibi erir derdinden,
Kimi senin gibi bahtiyar olur!
Sevgilim senin de geçer zamanın,
Ne şöhretin kalır, ne hüsn-ü ânın,
Böyledir kanunu kahpe dünyanın,
Dört mevsim içinde bir bahar olur!
(Kemalettin Kamu; Hayatı,
Şahsiyeti ve Şiirleri)
ZAMAN İÇİNDE
-1-
Gök uzak, yer uykuda,
Yalnız değilim ama,
Bir açık pencereden
Ay doluyor odama.
İçim odam gibi loş
Ürperiyor geceden,
Şurada yatağım boş,
Burada uykusuz ben,
-2-
Gök uzak, gün uykuda,
Engin mesafelerle
Ay giriyor buluta...
Sesler hatırlatıyor
Bana uzak-yakını.
Durdurmak istiyorum
Saatin tiktakını!
-3-
Ses yok, mesafe silik,
Odamda varlığımın
Bütün tüyleri dimdik.
Odamda iki kardeş
Bakıyor birbirine
Birisi can veriyor
Öbürünün yerine
Odamda iki kardeş
Biri dün, biri yarın.
-4-
Dün koyu gölgeleri
Üzüntülü bir ömrün;
Beni bana benzeten,
Bütün benim olan dün.
Çağırınca ses veren
Derin bir kuyu gibi,
Yıkılmış kenarları,
Çekilmiş suyu gibi.
Ve bu harabezarın
Yanıbaşında yarın,
Gülüyor acı acı.
Değil bana yabancı
Bu beyaz, temiz yüzün
Ziyneti olan hüzün.
Taze çizgilerini
Yakından tanıyorum,
Sesini eserimin
Son beyti sanıyorum.
-5-
Ben su istemiyorum
O karanlık kuyudan.
Bana en unutulmaz
Acıları uyutan
Bir baş dönmesi lâzım.
Ama kalbim duracak
Kapanacakmış ağzım.
Ah ey hulyalarımın
Aynası gibi dümdüz
Bana gülümseyen yüz!
Ey yazıma benzeyen
Bu yüzün çizgileri!
-6-
Odamda iki kardeş:
Biri dün, biri yarın.
Ve ben aralarında
Bir köprüyüm onların.
(Kemalettin Kamu; Hayatı, Şahsiyeti ve Şiirleri)
BİNGÖL ÇOBANLARI
Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.
Bu dağların en eski âşinasıdır soyum,
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların.
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,
Her gün aynı pınardan doldurur destimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla...
Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni;
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,
Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı;
Her adım uyandırır ayrı bir hatırayı:
Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam;
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,
“Suna”mın başka köye gelin gittiği akşam.
Gün biter, sürü yatar ve sararan bir ayla,
Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.
-Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al,
Diye hıçkırır kaval:
Bir çoban parçasısın olmasan bile koyun,
Daima eğeceksin, başkalarına boyun;
Hulyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı,
Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an!
Mademki kara bahtın adını koydu: Çoban!
Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,
Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
Anlattı uzun uzun.
Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
Nadir duyabildiği taze bir heyecanla...
Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına,
Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına!
(Kemalettin Kamu; Hayatı, Şahsiyeti ve
Şiirleri)
GURBET
Gurbet o kadar acı
Ki ne varsa içimde
Hepsi bana yabancı,
Hepsi başka biçimde.
Eriyorum gitgide;
Elveda her ümide.
Gurbet benliğimi de
Bitirmiş bir içimde.
Ne arzum, ne emelim...
Yaralanmış bir elim
Ben gurbette değilim,
Gurbet benim içimde.
(Kemalettin Kamu; Hayatı, Şahsiyeti ve Şiirleri)