Onat
Kutlar
15 Ağustos 1936 Alanya - 11 Ocak 1995 İstanbul
Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu.
Felsefe öğrenimi
yapmak için Paris’e gitti. İki yıl sonra Paris’ten
dönüşünde Doğan Kardeş
dergisinde sekreter olarak çalıştı. “Seçilmiş Hikâyeler”
ve “a” dergisinde
yayımladığı öykülerini topladığı İshak adlı kitabıyla
Türk Hikâye Ödülü’nü
kazandı (1960). Türk Sinematek Derneği’nde yöneticilik
yaptı. Hisar,
Küçük Dergi ve İlke gibi dergilerde yayımladığı
şiirlerini çeşitli edebiyat
dergilerinde sürdürdü. Sinema eleştirmenliği ve deneme
yazarlığı yaptı.
ŞİİR KİTAPLARI
Pera’lı Bir Aşk İçin Divan (1981), Unutulmuş Kent (1986)
BİR ŞİİR ÜSTÜNE ÇEŞİTLEME
Külrengi bulutlarıyla güz günlerinin
Sevdiğim İstanbul gibisin
Gene de çağırıyor yüreğin
Daha aydınlık bir yeryüzünü
Her zaman genç gözlerinde gülüyor
Şu kocamış ve yorgun İstanbul
Gene de yaşıyor ve sırlı aynasında
Bana gösteriyor senin yüzünü
Ayak basmadığım çorak bozkırda
Sevdiğim Anadolu gibisin
Gene de bekliyor yüreğin
Uzakta ve elinde olmayanı
Sevecen gözlerinde tükeniyor
Hasret rüzgârlarıyla Anadolu
Gene de üretiyor ellerin
Yeni baştan ve umutla sevdanı
İstanbulum Anadolum sevdiğim toprak
Ne kadar yakınım sana
Ve ne kadar uzak
(Unutulmuş Kent)
ORAMAR
Telefon direğinde bir yeni yaprak
Yaralı, gergin bir dişi tayın yelesi
Kiraz çalgısının dalıydı sesin
Bir bahar vuruşuyla titreyen
Unutma bana ve tüm yeryüzüne
Yepyeni sevinçler vereceksin
Bir tek kiraz yesen çekirdeğini
Karnının tarlasına eken sen
Kale yollarından geçtik yıllardır
Bir düş ülkesine ulaşmak için
Bırak bütün düşlerini ırmağa
Adı senin olan yere gel hemen
(Unutulmuş Kent)
YEDİ KÜÇÜK FOTOĞRAF
Çok tenha bir kumsala çekilmiş
Bir dilim taze kavun sandalı
Masanın ayağından sular geçiyor
Çıplak memeni okşayan rüzgâr
Bir turunç kokusuyla sarıyor
Buğulu kadehe bakan yüzümü
İkindi güneşi bir pencerenin
İşlemeli demirine vuruyor
İçerdeki kuşlar dağılsın diye
«Aptal» diyor «durma orda yanarsın»
Gölgeye çağırıyor tales eşeğini
Zeytinin dibinde bir ufacık kız
Bir bakır mangaldan iki istavrit
Gizlice göz kırpıyor kedilere
Defneler yaprak kabartıyor
Balıkçılar ağ atıyor durgun denizin
Dibini ışıtan mor yıldızlara
Ve akşam da onlara ağ atıyor
Alıp götürecek ay görününce
Herkes sevdiğini yer yatağına
Yeryüzü sevişince değişiyor
(Unutulmuş Kent)
PERA’LI BİR AŞK İÇİN GAZEL
Merhaba güzelim, bak nasıl doldurdu
– Dur önce şu sigaramı yakayım –
Kırmızı bir güneş bardağımızı
Dışarda kararan rum kilisesinin
Gürültüyü yapraklara çeviren
Çan sesleriyle yüklü ve karmakarışık
Saatlerden geçiyoruz umut, ayrılık
Günleri. Yüzünün gülü kapalı
Acı eylûl geçiyor köklerimizden
– Sanırım değişen bir şey olmalı –
Biliyoruz öğle sonu mavi perdesi
Gözlerinin yıldızıyla ışıyan
– Dur güzelim yüzüne dokunacağım –
Ve aklı yetmeyen tarlakuşuna
Öpüşlerle derinleşen bir halı
Yeni gelin bahçeleri dokuyan
– Bu kör eylûl karanlığından uzak –
Bir ölümsüz yaz ülkesi olmalı
Çıkalım buradan hemen gidelim
– Ben önce şu hesabı vereyim –
Avluda fatihin ormanlarından
Kesilmiş çamlara bakan rum yetim
İçimi yalnızlıkla dolduruyor
Kapıda sadakor bir dalgınlığın
Ardından bize bakan şu delikanlı
– Nasıl benim gençliğime benziyor –
Şiirimiz bitince ve solduğunda
Sarı gül yaprağına yazdığım divan
Alıp götürecek bir sahaf olmalı
(Unutulmuş Kent)
BULUTLU BİR GÜNDE
DOĞAN ÇOCUĞA
Baban bu toprağın en delikanlı
boğasıydı bir nevruz
şenliğinde kestiler
Ne tuhaf sen
kirli yeşil eylûl bulutları altında
ve aylardan temmuz
onun gelinciklerinden doğdun
Burcunda yıldız görünmüyor
Ölümün kapısını aralayan güz
çok sürmez
Yeniden vurur dallara bahar
İşte sana mavi gökyüzü
ve mavi deniz defteri
üstelik tertemiz
El koymanın tam zamanıdır ufukta
kargalar henüz görünmüyor
(Unutulmuş Kent)
MARDİN HOYRATI
– Nedendir oğul, sabaha karşı
bir kanat gölgesi geçti yüzünden
Kartal mı desem yoksa keder mi
Bir günah işledin mi?
– İşledim ana, bir ağaç kestim.
– Kalk oğul uyku iyi değildir
Bir arpa ekmeği yapayım sana
Günün çayı yatıştırır öfkeyi
Bu horoz neden ötmüyor?
– Düşte uyur görüyorum kendimi.
– Sormak bana düşmez oğul, erkek
kendi kanadıyla uçar, git su boyuna
yıka ellerini bir de tütün sar
Düğün yok ellerin neden kınalı?
– Ana ben sevdiğimi öldürdüm.
(Unutulmuş Kent)
AYRILIK
Ayrılık şiiri ne kadar yalın
Sevdiğimiz aşk sözcükleri gibi
Kılıçla kesiyor bir hain nokta
Öpüşen virgüllerle akan cümleyi
Nasıl soğuk ayrılığın güneşi
Gölgeli bir çınar olan gövdemin
Dallarını içten kırınca acı
Buzdan bir alçıyla tutuyor beni
Ayrılık sabahı ne kadar beyaz
Ölümün hüzünlü arkadaşı kar
Bana ütülü bir çarşaf hazırlar
Bir karanfil tam yüreğin üstünde
(Unutulmuş Kent)