27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Onat Kutlar

 

 15 Ağustos 1936 Alanya - 11 Ocak 1995 İstanbul

Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu. Felsefe öğrenimi

yapmak için Paris’e gitti. İki yıl sonra Paris’ten dönüşünde Doğan Kardeş

dergisinde sekreter olarak çalıştı. “Seçilmiş Hikâyeler” ve “a” dergisinde

yayımladığı öykülerini topladığı İshak adlı kitabıyla Türk Hikâye Ödülü’nü

kazandı (1960). Türk Sinematek Derneği’nde yöneticilik yaptı. Hisar,

Küçük Dergi ve İlke gibi dergilerde yayımladığı şiirlerini çeşitli edebiyat

dergilerinde sürdürdü.  Sinema eleştirmenliği ve deneme yazarlığı yaptı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Pera’lı Bir Aşk İçin Divan (1981), Unutulmuş Kent (1986)

 

BİR ŞİİR ÜSTÜNE ÇEŞİTLEME

Külrengi bulutlarıyla güz günlerinin

Sevdiğim İstanbul gibisin

Gene de çağırıyor yüreğin

Daha aydınlık bir yeryüzünü

 

Her zaman genç gözlerinde gülüyor

Şu kocamış ve yorgun İstanbul

Gene de yaşıyor ve sırlı aynasında

Bana gösteriyor senin yüzünü

 

Ayak basmadığım çorak bozkırda

Sevdiğim Anadolu gibisin

Gene de bekliyor yüreğin

Uzakta ve elinde olmayanı

 

Sevecen gözlerinde tükeniyor

Hasret rüzgârlarıyla Anadolu

Gene de üretiyor ellerin

Yeni baştan ve umutla sevdanı

 

İstanbulum Anadolum sevdiğim toprak

Ne kadar yakınım sana

Ve ne kadar uzak

(Unutulmuş Kent)

 

 

ORAMAR

Telefon direğinde bir yeni yaprak

Yaralı, gergin bir dişi tayın yelesi

Kiraz çalgısının dalıydı sesin

Bir bahar vuruşuyla titreyen

 

Unutma bana ve tüm yeryüzüne

Yepyeni sevinçler vereceksin

Bir tek kiraz yesen çekirdeğini

Karnının tarlasına eken sen

 

Kale yollarından geçtik yıllardır

Bir düş ülkesine ulaşmak için

Bırak bütün düşlerini ırmağa

Adı senin olan yere gel hemen

                                                     (Unutulmuş Kent)

 

 

YEDİ KÜÇÜK FOTOĞRAF

Çok tenha bir kumsala çekilmiş

Bir dilim taze kavun sandalı

Masanın ayağından sular geçiyor

 

Çıplak memeni okşayan rüzgâr

Bir turunç kokusuyla sarıyor

Buğulu kadehe bakan yüzümü

 

İkindi güneşi bir pencerenin

İşlemeli demirine vuruyor

İçerdeki kuşlar dağılsın diye

 

«Aptal» diyor «durma orda yanarsın»

Gölgeye çağırıyor tales eşeğini

Zeytinin dibinde bir ufacık kız

 

Bir bakır mangaldan iki istavrit

Gizlice göz kırpıyor kedilere

Defneler yaprak kabartıyor

 

Balıkçılar ağ atıyor durgun denizin

Dibini ışıtan mor yıldızlara

Ve akşam da onlara ağ atıyor

 

Alıp götürecek ay görününce

Herkes sevdiğini yer yatağına

Yeryüzü sevişince değişiyor

(Unutulmuş Kent)

 

 

PERA’LI BİR AŞK İÇİN GAZEL

Merhaba güzelim, bak nasıl doldurdu

– Dur önce şu sigaramı yakayım –

Kırmızı bir güneş bardağımızı

Dışarda kararan rum kilisesinin

Gürültüyü yapraklara çeviren

Çan sesleriyle yüklü ve karmakarışık

Saatlerden geçiyoruz umut, ayrılık

Günleri. Yüzünün gülü kapalı

Acı eylûl geçiyor köklerimizden

– Sanırım değişen bir şey olmalı –

 

Biliyoruz öğle sonu mavi perdesi

Gözlerinin yıldızıyla ışıyan

– Dur güzelim yüzüne dokunacağım –

Ve aklı yetmeyen tarlakuşuna

Öpüşlerle derinleşen bir halı

Yeni gelin bahçeleri dokuyan

– Bu kör eylûl karanlığından uzak –

Bir ölümsüz yaz ülkesi olmalı

 

Çıkalım buradan hemen gidelim

– Ben önce şu hesabı  vereyim –

Avluda fatihin ormanlarından

Kesilmiş çamlara bakan rum yetim

İçimi yalnızlıkla dolduruyor

Kapıda sadakor bir dalgınlığın

Ardından bize bakan şu delikanlı

– Nasıl benim gençliğime benziyor –

Şiirimiz bitince ve solduğunda

Sarı gül yaprağına yazdığım divan

Alıp götürecek bir sahaf olmalı

(Unutulmuş Kent)

 

 

BULUTLU BİR GÜNDE

DOĞAN ÇOCUĞA

Baban bu toprağın en delikanlı

boğasıydı bir nevruz

şenliğinde kestiler

Ne tuhaf sen

kirli yeşil eylûl bulutları altında

ve aylardan temmuz

onun gelinciklerinden doğdun

Burcunda yıldız görünmüyor

 

Ölümün kapısını aralayan güz

çok sürmez

Yeniden vurur dallara bahar

İşte sana mavi gökyüzü

ve mavi deniz defteri

üstelik tertemiz

El koymanın tam zamanıdır ufukta

kargalar henüz görünmüyor

(Unutulmuş Kent)

 

 

MARDİN HOYRATI

–          Nedendir oğul, sabaha karşı

            bir kanat gölgesi geçti yüzünden

            Kartal mı desem yoksa keder mi

            Bir günah işledin mi?

 

–          İşledim ana, bir ağaç kestim.

 

–          Kalk oğul uyku iyi değildir

            Bir arpa ekmeği yapayım sana

            Günün çayı yatıştırır öfkeyi

            Bu horoz neden ötmüyor?

 

–          Düşte uyur görüyorum kendimi.

 

–          Sormak bana düşmez oğul, erkek

            kendi kanadıyla uçar, git su boyuna

            yıka ellerini bir de tütün sar

            Düğün yok ellerin neden kınalı?

           

–          Ana ben sevdiğimi öldürdüm.

(Unutulmuş Kent)

 

 

AYRILIK

Ayrılık şiiri ne kadar yalın

Sevdiğimiz aşk sözcükleri gibi

Kılıçla kesiyor bir hain nokta

Öpüşen virgüllerle akan cümleyi

 

Nasıl soğuk ayrılığın güneşi

Gölgeli bir çınar olan gövdemin

Dallarını içten kırınca acı

Buzdan bir alçıyla tutuyor beni

 

Ayrılık sabahı ne kadar beyaz

Ölümün hüzünlü arkadaşı kar

Bana ütülü bir çarşaf hazırlar

Bir karanfil tam yüreğin üstünde

(Unutulmuş Kent)

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


5381 - unknown - 38.107.179.236