M.
Sunullah Arısoy
23 Mart 1925 Şile/İstanbul - 18 Aralık 1989 İstanbul
Haydarpaşa Lisesi’ni bitirdikten sonra Ankara
Sümerbank’ta ve
Türk Tarih Kurumu’nda çalıştı. Gazetelerde günlük
yazılar, şiirler
ve şiir üzerine yazılar yazdı. Ankara Televizyonu’nda
edebiyatçıları
tanıtan programlarıyla tanındı. Barış gazetesinde günlük
fıkralar yazdı.
Haftalık Aktüalite dergisinin başyazarlığını yaptı. Şiir
antolojisi, roman
ve hikâyeleri vardır.
ŞİİR KİTAPLARI
Garipler Treni (1948), Muhteşem Kavga (1951), Mustafa
Kemal Türküsü (1953),
Yaban Mavisi (1956), Dışa Vuran Karanlık (1961), Yanlış
Yaşadık (1970),
Sabrın Gülü (1980)
SONRASI HEB BU
Ya, ben ta nerelerden geldim, ne kirliydim;
Ucuz ve acemi resimdim, bilmezdi kimseler..
Arsız bir yağmurun altında, yıllarca çırılçıplak ıslandım;
Pas tuttum, seviler, yılgınlıklar, usançlar içinde...
Oturup, yağmur gibi ama güzel,
Bir güzel-güzel, hep ağladım!
Oy! Nasıl da yorgunum! Her yerim karanlık! Her yerim..
ufacığım;
Kırık bir testi gibi, unuttular beni, susuz bir çeşme
başında!
Bu kaldırım taşı bakmıyor mu bana, hep ölüyorum;
Kaçıyorum, yalnızlığım çıkıyor karşıma! Hiç sevmiyorum...
Kapısızım derken ama hiç!
Bir Çarşambayı seviyorum.
Bir ben bilirim dünyada Suna’lı sabahların tadını!
Tutup yeniden yaşıyorum..
(Yanlış Yaşadık)
LÜTFEN BİRAZ AĞLAR MISINIZ?
Lütfen biraz ağlar mısınız?
Yaşamak nasıl ayıp değilse
Sevmek, sevişmek nasıl ayıp değilse
Bir ağacın çiçeğe durması
Bir ineğin buzağılaması
Diyelim bir sokak köpeğinin
Gözler önünde
Önlenmez bir tutkuyla
Ya da bir atın
Ya da, o güzelim eşeğin
Çiftleşmesi
Güne, güneşe, doğaya, insana karşı
Nasıl ayıp değilse
İşte öyle ayıp değil, inanın,
Lütfen biraz ağlayın..
Ki, insanlığınıza ulaşın!
(Sabrın Gülü)
NEDEN?
Bütün karanlıkları aştım da
Geldim sana takıldım
Işıktın.
Neden karardın?
(Sabrın Gülü)
MUSTAFA KEMAL TÜRKÜSÜ
I– DÜŞ
Atamı gördüm düşümde,
Büyük beyazlıklar içinde...
Parlıyordu yine, gök mavisi gözleri
Sonsuz mânâ içinde!
Gökte bir bulut geziyordu;
Bir yanı kırmızıydı, bir yanı beyaz;
Batıya yönelmişti,
Belli, Doğu’dan gelmiş!
Gökte gezen bulut, gözümle gördüm;
Tıpkı, MUSTAFA KEMAL’e benziyordu!
El ettim, görmedi;
Ses ettim, duymadı;
Dövünsem de nafile
Aldıracak değildi...
Küskün bir hâli vardı bulutun,
Geldi, ağırdan - ağırdan,
RASAT - TEPE’nin üzerinde eğildi!
Bulut mu büyüdü birden,
Gök mü küçüldü, bilmem?
Mavi, aydınlık, şavklıydı gökyüzü,
Henüz, vatan çalışmaya başlamamıştı,
Sabahın en erken saatlerinde,
Vatan’ın gökyüzünü bu bulut kapladı
Sessiz, gürültüsüzce!
Bir yanı kırmızıydı, bir yanı beyaz,
Küskün bir hâli vardı bulutun,
Ama, aşkla, şefkatle bakıyordu
Vatan topraklarına!
Ağırdan - ağırdan geziyordu,
Batı’ya yönelmişti;
Belli, Doğu’dan gelmiş!
Gökte gezen bulut, gözümle gördüm!
Tıpkı, MUSTAFA KEMAL’e benziyordu!
UNUTMADIM
Ben o dağları
Senin doğup davar güttüğün
Senin yıllar yılı haldaş olduğun
Ben o dağları
Unutmadım
Kuyu suyuyla yunmuş avluların
Taş serinliği
İçe dönük, utangaç gelinlik kızların
Alyanak, süzgün ve çıplak ayak
Dolaştıkları, loş avluları
Unutmadım
İkindi, akşam, yatsı ezanlarının
Suskun dinlendiği
Körpe yüreklere ağırlık
Ve içsıkıntısı veren
Kandille aydınlatılmış
O esmer havaları, dinginliği
O ürperten karanlığı
O çoban köpeklerinin ulumalarını
Unutmadım
(Sabrın Gülü)
SABAH
Sabahı etmek zor,
Bitmiyor ki bu geceler;
Çocukların bünyesi içindir, anladım:
Vaktin sıkıcı uzunluğu,
Ya biz, bu uzun vakt-içinde,
Karanlığında gecelerin,
Nasıl yaşarız?
Bütün yeryüzü, bütün gökyüzü
En namuslu vaktini yaşar sabahları.
Aydınlıkla yıkanır,
Sabahtır affeden
Geceler boyu, hayasızca işlenen
Fenalık ve günahları.
Ağaçlar, kırda, dağda, şehirde
Sabahları alımlıdır.
Yeşiline gönül verdiğimiz çimen;
Koklayıp koklayıp da sevdiğimiz
Çiçeklerin her çeşidi,
Sabahları şebnemlidir
Hava sabahları saf
Biz, sabahları namuslu ve iyi
Sabah olmalı, hep sabah kalmalı
Yeryüzü, iffetli bir gül kurusu ışığında
Bütün yaratıkları dünyanın,
Sabahla sağ,
Sabahla dinç,
Kardeş muhabbetiyle selamlar birbirini.
Sabahın serinliği,
Dalgalanmalı daima.
Geniş ufuklarında dünyanın
Barış ve hürlüğün tek ümidi.
YASAK ACI
Korkulardan öte yaşamaktı güzel olan,
Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçti!
Gür ırmaklar gibi çağlayıp duran
O sınırsız düşler ülkesine demir attıran
Bizim arınmış aşklarla yüce şarkımızdı...
Ballanmış incirler gibiydik hani,
Hani gökte bulut, ilkyazdaki yelkendik
Hani kuştuk, ışıktık, hani biz..
Karanlık gülüşler içinde boğulduk!
Bu iki yüzlü yaşamanın acısı,
Bu gülerken ağlamak,
Bu fıkara, bu tutsak duyarlığımız..
Gelsin şarkılar diyoruz, avutsun bizi
Geceye renk veren bir ağaç yeşili
Bağrımızı dolduran şaşkın soluğumuz..
Gelsin diyoruz, geçmişin bütün iyi düşleri
Küçük, kırık, suçsuz umutlarımız...
O’dur dalgalanan, her günün burcunda
Her nakışta, her yazmada, her çizgide bin umutla bin
Daha nice söylenmemiş, el değmemiş gün görmemiş sızı
Kuytu ormanlarda gizlenmiş yabancı
Var ama bilmezsiniz, yasak, bin yıllık acımızı!
Bu daha böyle sürer mi dersin?
Bir yağ lekesi gibi, çirkin
Köylerin, kentlerin kıyısında, buruşmuş
Hiç gibi yaşamamak!