Mehmet
Taner
4 Aralık 1946 Nevşehir
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
Tiyatro
Bölümü’nü bitirdi. TRT’de spiker ve yapımcı olarak
çalıştı.
Tan Yayınevi’ni kurdu. İlk şiiri Soyut dergisinde, diğer
şiirleri
Türk Dili, Sanat Dergisi, Sombahar, Yusufçuk, Tan,
Türkiye
Yazıları, Oluşum, Edebiyat ve Eleştirisi dergilerinde
yayımlandı.
TRT, Milliyet-Sanat, Türk Dil Kurumu başarı ödüllerini
kazandı.
ŞİİR KİTAPLARI
Sunak (1978), Bir Denizin Çekildiği Bütün Kıyılar (1981,
TDK Şiir Ödülü),
Arka Oda (1981), Dip (1995), Siperler (1997), Küflü
Şimşek (1999)
BÖĞÜRTLEN
Kokumla yaşıyorum, dağ, orman kokuyorum ben
Çalı kokuyorum, ıssız bozkırlar kokuyorum, tren kokuyorum
Patikalarda böğürtlenler korku içinde çekilirler derin
yarlardan
Yılgın seviler kokuyorum, böğürtlen kokuyorum
Yaşadım bir su gibi, eriyerek
Köpek havlamaları gibi.
Çınlıyorum da, kimsesiz çocukların uykuya geçmeleri nasıl
çınlarsa;
Sonsuz ve mutsuz olanı duyuyorum yalnız.
(Arka Oda)
HAZRET
Çok kötü değil, şöyle böyle bir yol
Gitme niyeti olanlar için, şuraya buraya
Durmaya niyetli olanlar için de elverişli
Görünmezlere karışmak ise, işten değil.
Yol aslında hiç fena değil.
Yapan iyi yapmış.
Duruyorum ama tersi de doğru galiba
Bak, tüpten fışkıran bir hançer gibi aramızda
Bu yol. Hızla çıkıp geçip gidiyor, yitiyor-
Şeytan da kızıl bir ip germiş iki yüzük parmağı arasına
Zaman Hazretleri’nin,
Alkış tutuyor pezevenk.
(Dip)
AYRILIKLAR
Çelik gibi bir dil. Aydan bir kızıllık
Doğuyu karartan bulutlar içinde
Işığını alıyor coşkunluğumdan
Ve boynu bükük alüminyum bir çocuğun ikindilerinden
Ey iç buran anılar. Ey iç buran gelecek.
Türkçeyi çelik bir tel gibi eğiyorum aranızda.
Belleğin son kırıntıları. Elçinin esintileri
Odanın ak aydınlığında
Daha demin çıktın. Boşluğunu
Doldurmadı henüz hava
Soluk alıyorsun henüz, burada bıraktığın
Soluğun yerine
–Zaman. İncecik bir zar,
İnen saydam bir giyotin, zaman
(Arka Oda)
HARAÇ
(Ey hiçlik! Bana bir
salgını çağrıştırıyorsun.
Yangınları, dinamiti. Bana bir
cinayeti.)
Çünkü Biri hep bir şey alır geçirdiğim günden
gözümü kamaştıranı
geçeni aklımdan yüzümde bir gülümsemeyle
öpüşümün altında uzanan yüzü alır
Elele ayrılığınla ve silinir gibi
gidince silinir gidersin böylece.
İki korkunun sığmadığı inde
benim eşsiz yalnızlığım kalır
Ben ki utanmışım yıllarca sevmekten beyazı
odalarda aynalardan yitik
dokunulmaz bir gül düşünüp fidanlar içinde
dokunulmaz bir güne ayırmışım
Bunu mırıldanırım içimden bir yerinde kalabalığın
sessizce siyaha sürerim tenhada yanımı
HORTLAK VE NEŞTERİ
Çık benim kana susamışlığım, “çık orta yere”
Geceye sokul, deş
Cızırtılı plağın zarını.
Seni ezgin karınca,tatlı su arığı
seni kudurgan tilki, azgın camış
Karnındaki ejderhayı bir süs;
Soyup alayım da sırtından derini bir çekişte-
(Zamanını topla gel.
Yıldızlarını, delilerini, kanıtlarını
Darbelerini, darplarını, gasplarını-)
Çevir, kır
sana kırılan dümeni, yükselt bıçağı, bu çağı;
Şu buyurgan ve buyurulgan elleri öpme!
Kana susamışlığım, “çık orta yere!”
Oluk oluk ak
Var, susan denizlere.
(Dip)
RUHUMUZUN BEYAZ ALEVİ
Kediler, bilirler, günlerimizin nasıl
Sessiz, sıkıntılı geçtiğini
Kaldırır başlarını, esner
Bakarlar kapıya, bize, yastığımızdan
Esasen birer ejderha olan
Hayatlarımız daha açmadan ağzını
Kısarlar gözlerini, ta oradan, gözdiplerimize kadar
Bir son takat ile içlerimizde
Yanan, mumu kollatırlar
(Dip)
MİS!
Mis gibi şeftalinin sırasıdır şimdi
Haziran maziran derken o da çıkacak
Aldatılmış ruhum çıkacak
Adım deliye çıkacak
(Arka Oda)
DERVİŞ
Adam ansızın yolumu çeldi. Kolunu uzatıp
Çekti önüme yığdı sabahı
Şarkılarla koca bir dağ yaptı, atılmış şarkılarla
Sonra bir yumaktan söker gibi
Açtı dağı. Bir yandan açtı, yürüdü bir yandan:
-Bu bir sanrı olsa olsa
Dedi,
Çünki ben, gözleri olmayan ben
Nereye gittiğimi bilmem ki
(Arka Oda)
TEKNE
Şiir coşkun bir an’ı kucaklamak içindi
Yaşam da fırtınanın arayışı
Yitik tekneleri
İstek sönünce
Mırıltılar da işitilmez oldu
Sessizlik de çekildi
Beni arayan bir su damlası
Gecenin kursağında
Ve yalnız kendi iniltisi
(Arka Oda)
MEZAMİR
Yusuf, kendine tekrarlar bulacaksın Yusuf!
İki yakan çâk olmuş
Her keresinde aynalardan
Züleyha’sız çıkacaksın
Taşmış bir ağızla, taşıran bir dille
Ve ama yine kesilmiş memeden
Ve Dâvud da, koparmış son telini harpının
Cihanda acı gibi çıplak olacaksın.
(Dip)