Nahit
Ulvi Akgün
1918 Milas - 13 Kasım 1996 İzmir
Yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Felsefe
Bölümü’nde tamamladı. Ödemiş Lisesi, İzmir Karşıyaka
Erkek
Lisesi ve İzmir Atatürk Lisesi’nde felsefe öğretmenliği
yaptı.
İlk şiiri, İzmir’de yayımlanan Akın gazetesinde çıktı.
Bir süre
hece ölçüsüyle yazdı. Yeni şiir akımına bağlı ürünleri
ortaya
koyarken değişik bir anlayış geliştirdi.
ŞİİR KİTAPLARI
Leyla (1937), Irgat (1942), Sebep (M. Serpin ile, 1945),
Birisi (1951),
Karanlıkta Bir Ağaç (1960), Gerçek Düş (1965), Evren
Türküsü (1966),
Ağaçlar Uyanınca (1971), Eksilen Gökyüzü (1980), Güneş
Açınca (1985),
Yolumuz Üstünde Bir Adam (1991)
BİRİSİ
Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda
(Birisi)
BELMA'NIN SERÜVENİ
Belma yirmisinde taş bebek
Bastığı yeri bilmez hoppa
Yürür mü seker mi anlaşılmaz
Bir gülmesi bir konuşması var
Sanki kırılır dökülür haspa
Lâf mı dinler söz mü anlar
Böyle doğmuş anasından
Kalk sen var bir aylâğa
Tıngır elek tıngır tas
Ama sevişene samanlık seyran
Evde arama dirlik düzenlik
Oğlan dik kafalının biriymiş
Bir köşeye sinmiş durur Belma
O gülüşleri artık koydunsa bul
Üstü paramparça yüzü gözü şiş
Gazetede okumuşsunuzdur sanırım
Belmacığın başına gelenleri
Benim söylemeye dilim varmaz
Hem ağladı hem anlattı baştan
Eli elimde bir akşam üzeri
(Ağaçlar Uyanınca)
DALGINLIK
Bir pencere açıldı kitabımın sayfasında
El sallayarak sen göründün
Satırlar takım takım evinin önünde
Ne güzel bu küçük askerler...
Fakat koyboluyorsun pencereden
Şimdi ağlıyor bütün harfler...
Sonra birden beliriyorsun
Elinde nakışlı mendilin, gülümsüyorsun
Ve başlıyorsun konuşmaya
Sesin ağlamaklı
Sesin yumuşak,
Anlattıklarına karışıyor kitabın anlattıkları...
YÜZLER
Oyuncu sahnede başlar oyuna
Bir yürür güler bir durur
Bir çizgi çizer bir nokta
Bir ağaç olur bir kuş
Bir dal kırılmış
Bir el uzanır çeker alır
Gülüşü gider tasası kalır
Bir el uzanır çeker alır
Sandalyesi gider masası kalır
Bir el bir el daha
Birbiri ardınca düşer yüzler
Bir biçimden bir biçime geçer
Her yüzü saygıyla takar yüzüne
Seyirciler oynar oyuncu yerine
Borular bir yakın bir uzak
Oyuncunun yüzü bomboş
Oyuncunun yüzü çırılçıplak
HER ŞEY YERLİ YERİNDE
Hiçbir şey değişmeyecek o gün
Göçüvereceksin bu insan kalabalığından
Gelmemiş gibi olacaksın dünyaya
Sanki bu odada sen oturmadın
Sen giymedin bu elbiseyi
Ağlamadın
Gülmedin
Yemedin bu ağacın meyvasını
Bütün maceran
Bir varmış
Bir yokmuş
KORKU
Soframa usulca düşen aydınlık
Havada birdenbire gül kokusu
Dört bir yandan sızan ışık-su
Çekip gider o eski karanlık
Dört bir yandan sızar ışık-su
Eşya yüzer ben yüzerim dalgın
Sevişmekten düşmüş gibi yorgun
Apansız yitivermek korkusu
(Ağaçlar Uyanınca)
ÇAĞRI
Günlerin gürültüsünde nerde
Tut ki seviştik diyelim
Artık elim ayağım tedirgin
Zamanım seninle akar gider
Yaşamayı yeniler durur sevgin
Gözlerinde o dayanılmaz çağrı
Öpüşmelerin en olgunu kaçamak
Tut ki kalkmış engeller aramızdan
Üstümüzde ay aydınlık gökler
Bir mutluluk içindeyiz umulmayan
GÖÇEBE
Nereye gittiysem yadırgadım yerimi
Canıma tak etti bu göçebe yaşam
Tam alışırken yurduma yuvama
Bir de bakıyorum saat tamam
Yüzümü iyiden iyiye tanıyorum
Elim ayağım benim de
Başkası çıkacakmış gibi karşıma
Aynalardan kaçıyorum şimdi
Zaman içinde böyle darmadağın
Ne mutluluğum belli ne mutsuzluğum
Bir düşteymiş gibi hafif
Sis dağlarından yuvarlanıyorum