Nevzat
Çelik
1960 Boyabat/Sinop
İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1980 yılında
İstanbul
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlı UESYO’da okurken
siyasal
nedenlerle tutuklanıp idam istemiyle yargılandı ve yedi
yıl hapis yattı.
İlk şiir kitabı 1982 yılında cezaevindeyken yayımlandı.
Bu kitabıyla 1984
Akademi Kitabevi Şiir Ödülü’nü aldı. Daha sonra 1987
Hasan Hüseyin ve
Poetry International ödüllerini kazandı.
ŞİİR KİTAPLARI
Şafak Türküsü (1984), Müebbet Türküsü (1987),
Suda Seken Hayat (1990), Yağmur Yağmasaydı (1990),
Sevgili Yoldaş Kurbağalar (1998)
ŞAFAK TÜRKÜSÜ
1
beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kaç zamandır yüzüm tıraşlı
gözlerim şafak bekledim
uzarken ellerim
kulağım kirişte
ölümü özledim anne
yaşamak isterken delice
2
bugün görüş günü
günlerden salı
ıslak
sarı bir yağmur
ülkemin neresine bakarsa ay
orda yitik bir anne ağlıyor
sen aralıyorsun yağmuru
acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
sonra bir umut koşuyorsun
yüreğin avucunda
ısırırken
çırpıntılı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avucunda koşan
herbir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan)
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece
ışık hızında koşan
kısa ve soğuk bir zamandır
bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
uykusuz
yorgun
ve korkak
3
sanırım baytardı
yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
boşver hipokrat amca
üzülme ne olur
sen de üzülme
hücremin dörtbir köşesinde el ayak izlerimi
ciğerlerimde yırtınan bir çığlıkla hazır beklediğim
ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
korkak kahraman gecelerimi
düşlerimle sınırsız
diretmişliğimle genç
şaşkınlığımla çocuk devrederken sırdaşıma
usulca açıverdi
yanağımda tomurcuk
pir sultan’ı düşün anne
şeyh bedrettin’i
börklüce’yi
torlak kemal’i
insanları düşün anne
düşün ki yüreğin sallansın
düşün ki o an
güneşli güzel günlere inanan
mutlu bir yusufçuk havalansın
4
sıcak omuzlar değerken omzuma
buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
bayraklar ve türkülerle
kopunca memelerinden o mükemmel yaşama
kurşunlar sıktılar alnıma
açık alanlarda ağır
kartalların konup kalktığı
yalçın kayalardan biriydim
ölüp dirildim yeniden
güneşli güneşsiz akşamlarda
mutlu yarınlar adına
özgürlük adına ekmek adına
dirilip dönmesin diye hiroşimalar
tahtadan atlarının boynuna çıplak
ölümlerle yatmasın diye çocuklar
aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
kardeşlik adına
havadaki kuş denizdeki balık adına
yürüdüm yıllar boyu
dönüp bakmadım arkama
ıraktı gözlerim çok ırak
izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
kalsa da silinir gider
yalnızca bir ağıt gibi çakılır
ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer
yani benim güzel annem
alaşafağında ülkemin
yıldız uçurmak varken
oturup yıldızlar içinde
kendi buruk kanımı içtim
5
ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma
bir açıklaması vardır elbet
6
geride
masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadın diye
kızma bana
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda
7
yaşamak ağrısı asıldı boynuma
oysa türkü tadında yaşamak isterdim
çiçekleri kokmak, ırmakları akmak
yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
su başlarında aylak sektirmek kavalımı
sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
anavarza kayalıklarına bakmak isterdim
o güzel günleri görenler arasında
bir soluk ben de yaşamak isterdim
bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
öperken siya-u jakond’u tebessümünden
işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
ölmek ne garip şey anne
bayram kartlarının tutsaklığından
aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların eline
sonra
sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi
vurulmak isterdim bir kıza
8
gecenin kıyısında durmuşum
kefenin cebi yok
koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar çocuklar koşun
sabah üstüme
üstüme geliyor
yanlış mı duydum yoksa
erkenci bir horoz mu ötüyor
keskin acı bilenmiş
gitgide yaklaşıyor sonum
irim sözlerim yoktu söyleyecek
usulca baktım yüzlerine
bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
göçtü ayaklarının dibine
kısacası güzel annem
bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
gülmek umut etmek özlemek
ya da mektup beklemek
gözleri yatırıp ıraklara
ölmek ne garip şey anne
artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
şaşkın umutlu şiirler yazamıyacam
mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamıyacam
baba olamıyacam örneğin
toprak olmak ne garip şey anne
ceplerimde el yerine birer balyoz taşırken
korkunç bir merakla beklerken
ve yüreğimin ırmakları taştır
taşacakken
ölmek ne garip şey anne
uçurumlar ki sende büyür
dağdır ki sende göçer
ben bayrak derim çiçek derim
çam diplerine açmış kanatlarını kozalak derim
gül yanaklı çocuğa benzer
yine de
oğlunu yitirmek kimbilir
ne garip şey anne
9
beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılısıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim
bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
(Şafak Türküsü)
İÇERİ
düştüğünüzde çok şeyden ırak bir daha yaşayamayacaksınız çok
şeyi
tutamayacaksınız kolundan kısa pantolonlu bilya çağında bir
çocuğu
coşamayacaksınız bir kızın eteklerinde oyun rüzgârı uçurmasından
bir daha hiç kalkamayacaksınız belki demir kaşıklı beyaz bir
sofradan
ve kanınız kaynasa da deli yalnız düşlerinizde tadacaksınız
sevişmeyi
ama
dışarı baksanız da bakmasanız da avaz avaz sıçrayacaksınız
camdan
ne zaman bir yaşıtınız düşse delik deşik süngü ucundan
(Müebbet Türküsü)
SINAMAK
biliyorum sokaklarda
kartopu oynuyor çocuklar
üşüdüm acıktım demeden
buz üstünde sınıyorlar
miniminnacık gövdelerini
tam zamanıdır
sınayın çocuklar
sokaklarda her zaman
buz tutmuyor kar
(Şafak Türküsü)
ÖĞÜT
bir gün eğer yolun
düşerse sorguevlerine
cinsiyetin yaşın rengin
farketmez kardeşim
yeter ki
tükür dilini yüzlerine
SAKLAMBAÇ
önüm arkam
sağım solum
beton
hey toprak
neredeysen çık
(Şafak Türküsü)
BAHAR AĞRISI
bir bahar daha dönüp gidecek kapıdan
bir bahar daha sensiz yaşanacak
demek
bir bahar daha
insanlar asılacak şafakta
ben en çok şafakları ağlarım
(Müebbet Türküsü)
KUŞLARDAN ÖNCE KALKAN
palton yoksa ellerimi tut
kaportacı işçi çocuk
pusu kurmuş kapına
çakal gibi bir soğuk
(Müebbet Tüküsü)
AF
duvar duvar duvar
sana ne desem ki ah
incitmeden gözlerini mahkûmun
her taşını kırmalı bir bir
gerisi laf-ü güzaf
(Müebbet Türküsü)
ZİNDANDA GECENİN ÖNYÜZÜ
geceler ayaz olur
geceler yalçın olur
berbat olur hayın olur
kadın olur be kadın olur
katar katar geçerler de
dişi dişi sekerler de
biri ilişivermez yanına
vay be...
(Şafak Türküsü)