27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Oktay Rifat

 

 10 Haziran 1914 Trabzon - 18 Nisan 1988

Öğrenimini Paris'te Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamladıktan sonra Basın Yayın Genel Müdürlüğünde çalıştı. 1914'te Orhan Veli ve Melih Cevdet Anday'la birlikte çıkardığı "Garip" adlı şiir kitabı ile yeni şiirin kurucularından biri oldu. Şiir yanı sıra oyunlar ve romanlar yazdı, resimler yaptı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Garip (Orhan Veli ve Melih Cevdet ile, 1941),  Güzelleme (1945), Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler (1946), Aşağı Yukarı (1952), Karga ile Tilki (1954), Perçemli Sokak (1956), Aşık Merdiveni (1958), İkilik (Aşağı Yukarı ve Karga ile Tilki'nin 2. basımı, 1963), Elleri Var Özgürlüğün (1966), Şiirler (1969), Yeni Şiirler (1973), Çobanıl Şiirler (1976), Bir Cigara İçimi (1979),

Elifli (1980), Denize Doğru Konuşma (1982), Dilsiz ve Çıplak (1984), Koca Bir Yaz (1987), Bütün Şiirleri (1991)

 

 

ESKİ KOLTUKTA

Güzel ne güzel

yıpranmış incelmiş yüz gibi ak

köşkler ayakucumda

açıyorum kapılarını girip çıkıyorum

ölü bir bahçıvanla dikiyorum

sardunyayı saksıya, gülü

saydam gemilerin uzaktan geçtiği yola.

 

Tren duruyor arabalar duruyor yol duruyor

yıkanmalar duruyor gözleri sabunlu

büyümüyorlar ölümsüz çağlarını

bir çocuk kiraz ağacında bir çocuk dutta

başka nem var leyleklerin eski çıkartmalardan

doğradığı iki başlı sessizlikten başka.

 

Dirisin ölmekle, uzaktan uzağa

konuşmalar, eski püskü konuşmalar

duruyor gece kuşları gibi camda

bir çil basması eski zamanda

bir kız hiç bitmeyen gününde

güzel ne güzel

havuzlu bahçede eski koltukta.

(Dilsiz ve Çıplak)

 

GÜZEL

Kadın vurmuş maltıza tencereyi

Fasulye pişiriyordu

Adam düşünüyordu

Altmış beş fasulye diyordu

Yirmi beş de soğan

Doksan

İki yüz de yağ

Etti mi sana iki yüz doksan

Yaaa

Adam düşünüyordu

Bir kundura almalı diyordu

Hayrı kalmadı bunların

Su alıyor bunlar diyordu

Nasıl etsem diyordu

Çocuk zıpzıp oynuyordu

Kedi sıçan tutuyordu

Kedinin tuttuğu sıçan

Ecel terleri döküyordu

Fasulyeler helme döküyordu

Çocuğun zıpzıpları

Kilimin sarısından mavisine

Mavisinden alına geçiyordu

Yoldan adamlar geçiyordu

Adamların kafasından hayaller geçiyordu

Kiminin han hamam geçiyordu

Soğan ekmek kiminin

Gökten bulutlar geçiyordu

Gök mavisi titriyordu bulutların ötesinde

Güzel güzel

(Aşağı Yukarı)

 

AYDINLIK

Gece oldu yandım

Tepeden tırnağa donandım

İndim şehre pırıl pırıl

Geçtim ışıklar içinden

Işıklar ışıklar ışıklar içinden

Işıklar içinde

   (Karga ile Tilki)

 

ZAFER

Cümlesi bizden yana ağaçların

Bulutlar ve yağmur bizden taraf

Dört gözle bekliyor güneş

Karıncalarla beraber zaferi

Bir haber tek bir haber

Başlaması için bayramın

Bütün yıldızlarım davetli

Fener alayına

Boyum devrilsin diyor baca

Böyle sevinçle tütersem eğer

Bahçeler bahara tövbeli

Zafere kadar

               (Yaşayıp Ölmek ve Aşk ve

                     Avarelik Üzerine Şiirler)

 

DEĞİRMİ

Ölürse balıkları güneşin

Susuzluktan dağın ardında

Düşerse kuluçkaların ardına

Bu ağır bulanık meydanda

 

Dişimde denediğim yumurtası kayıkların

Üşürse denizkızı mağazaları

Dökerse yaprağını duru su

Ot bürürse çaydanlığı

Kâğıt kararırsa yeniden

Bir rûzgâr eser değirmi

Kalkar dağlar dağların üstünden

Evler evlerin üstünden

(Âşık Merdiveni)

 

 

DEMİN VE ŞİMDİ

Daha demin buradaydı, ter kan içinde, mintanı sırılsıklam.

Ot bürümüş bahçeyi belledi bütün gün, belle keseklere vurdu.

Yabanıl kökler, otlar ayıkladı, yığdı öbek öbek.

Hep o toprak, o güneş, o gök gün boyunca,

sonra gitti. Bizse burada kaldık, söğütlerin altına oturduk.

Soğan, domates, biber doğradık sahana, yağ gezdirdik.

Şarabı şişeden içiyoruz. Gün battı batacak.

Kıpırtılı otlar gibi düşünce gidene bağlı.

(Bütün Şiirleri)

 

GÜNDÜZLE GECEYE ÖZLEM

Gitmez bu böyle, bu böyle yürümez! Bir gün

Durulur bu çalkantı, doğarsın güneşe.

Bakarsın gökyüzü eski bir resim gibi

Pencerede yeniden ve kitap masada,

Tasaların, kaygıların yunmuş, arınmış,

Peşkirin, çarşafın, gömleğin yanı sıra

Uçuşuyor çırpına çırpına rüzgârda.

Nerdesin alın teriyle gülen aydınlık,

Nerdesin güzel kokularla dolu gece!

 

(Bütün Şiirleri)

 

YAN YANA BAŞLARIMIZ

Yan yana başlarımız yastığın üstünde,

Neyi seyrederiz gözlerimiz yumulu!

Yaklaştır kuşlarını uçurmuş yüzünü,

Tut yüzüme ve avuçlarıma uzan ki,

Ey kısır ayna, yalnızlığımın benzeri,

Büyüsün memelerine kurduğum yapı!

 

Bir değirmen döner aramızda. Uğuldar

Kanatları gecemde, gıcırdar ipleri.

Süzülürüz, dalgın, zaman dışı düzlükte.

Bir kente varır yol: köprüsü var, geçilmez,

Otları var, biçilmez. Acıdır suları,

Bir tas içilmez. Bilinmez haritada yeri.

 

Buluruz, kaybederiz, yeniden yaşarız.

Uyuruz çok kollu, çıplak tanrılar gibi.

Yanaşır, borda bordaya gemilerimiz,

Sıçrarız. Biz miyiz, yoksa başka biri mi!

Böyledir o, soy kısrak, silkinir ve koşar

Güneşe, bilenmiş bıçaklarıyla diri.

 

Yan yana başlarımız yastığın üstünde.

Açmış ellerini umutlara, bırakmış.

Yüzer saçlarının gölünde dudakla diş.

Unutulmuş bir bacak bulurum kumsalda

Düşlerle kıpır kıpır. Gündüzden biçtiği

Çavdarı öğütür, döndükçe değirmeni.

(Bütün Şiirleri)

 

TOMURCUK

Sen en güzel çiçekleri açacaksın tomurcuk

Uçuşan yaz böceklerinin gümüşten hâlesinde

Küçük bebekleriyle oynayan sarışın çocuk

Seni isteyecek ıhlamurların gölgesinde

 

Sen en güzel çiçekleri açacaksın ve kuşlar

Tuhaf renklerinin methi vardığı zaman Hinde

Gelecekler uzak kıtalar aşıp bahar bahar

Vahşi kokulu ağaçların ıtrı tüylerinde

 

Sen en güzel çiçekleri açacaksın tomurcuk

 

(Yaşayıp Ölmek ve Aşk ve

Avarelik Üzerine Şiirler)

 

ULUDAĞ SOKAK SATICILARI

Girin satıcılar evimin bülbülleri

Girin girin bahçemden içeri

Üzüm satın armut satın nar satın bize

Dağlar görünürken kapıda ardınızdan

İndirin tüy gibi küfeyi sırtınızdan

Bir elmada bir mevsim dolsun evimize

 

Ya sen ey karınca taciri gazeteci

Ağzının ucunda bir sap ebe gümeci

Kaşlarında macera gözlerinde oyun

Şeytan gibi kaçan yollu bisikletinle

Yırtık çizmelerin kadife kasketinle

Getir o eski sevincini çocukluğun

 

Akşamla bacada mavileşince duman

Biten türkü gibi uzaklaşın kapımdan

Kayın ağır ağır gündüzden gecenize

Ey İstanbul ağzıyla mal satan simitçi

Çocukları eşeğine bindiren sütçü

Halil İbrahim bereketi kesenize

(Aşağı Yukarı)

 

 

HAYRANLIK

Ne güzel enseyi geçmemesi saçların

Alnımızda bitmesi

Tane tane olması kirpiklerin

Tel tel olması kaşların

Ne güzel insan yüzü

Elmacık kemiği ve on parmak

Ya dünyamız bütün bu mevsimler

Bulutlar telli kavak ve İstanbul

                     (Yaşayıp Ölmek ve Aşk ve

                            Avarelik Üzerine Şiirler)

 

GECE GÜNDÜZ

Nerde, içinde mi oturur sözcüklerin,

Cebimde gezdirirken düşürdüğüm tanrı?

Ondan etekleri kaldırıp bakıyorum.

Bakıyorum bir leke, bir çalgı sadece!

Ondan çalgılar çalıyorum gece gündüz

Bakıyorum, ne yeteri kadar ağacım,

Ne çakılım, ne insanım yeteri kadar.

Türlü giysilerle çıplağım, üşüyorum.

Bakıyorum yalnızım, bir türkü sadece!

Ondan, ondan işte bu türkü gece gündüz.

(Elleri Var Özgürlüğün)

 

TELEFON

Gözlerin var ya çekik kara kara

Önce gözlerindi en güzel ışık

Beyaz dişlerindi bacakların omuzun

Damalı örtüde bir kâse çorba gibi

Buğulu bir lezzetli karıkocalık

Şimdi bir çınar yeşeriyor içimde

Bir şarkı söyleniyor uzun uzun

Hürriyetin rüzgârlı bayrağı oldu

Bize yeten aydınlığı sevdamızın

 

Aman dayanamazsam ne etmeli

Bütün pencereler üstlerine açık

Kimler soyar çocukları kimler örter

Biri on bir yaşında öteki küçük

Ya anne diye bağırırsa uykusunda

Belki korkmuş belki de susamıştır

Geceleri su içmeye alışık

Çorap öyle mi giydirilir don öyle mi bağlanır

Gömleği bir tuhaf sarkıyor arkasında

 

Çocuklara bakma dayanırım

Gide gide çoğaldım halkım ben artık

dağ taş kalabalık kalabalık

Satar mıyım onları onlar da çocuklarım

Ben kadınım çocuklarımla varım

Telefon nafile açmam seni

 

Söylemez dillerim yarınla bağlı

Tutmaz parmaklarım kocamdan belli

Telefon benimki de analık

Çocuklara bakma dayanırım

Sevgiydim önce bir çeşit incelik

Şimdi işe yarıyorum kaba saba

Tuzlu bir deniz kokusu havada

Benimle başladı bu müthiş tazelik

Benimle yaklaştı güzel günler

O günlerin eşiğinde beni hatırlayın

Hatırlayın onların vahşetini

Her telefon çalışta kesik kesik

(Karga ile Tilki)

 

İSTANBUL TÜRKÜSÜ

Kasımpaşa kıyıları tersane

Bir kız sevdim alimallah bir tane

Herdem sevdalıya kız mız bahane

Top çiçeğim deste gülüm

Canım İstanbullum

Aman aman bahane

 

Gittim baktım şıkır şıkır Balıkpazarı

Üç tek attım sarhoş oldum ayak üzeri

Üç doluya üç tanecik badem şekeri

Top çiçeğim deste gülüm

Canım İstanbullum

Aman aman badem şekeri

 

                                       (Aşağı Yukarı)

 

PERÇEMLİ SOKAK

Aydınlık gölgesi gibi gelir peşinden

Yarı belinden yukarısı damların üstünde

Elini kaldırsa kırlangıçlar uçar

Dümen suyunda çıplak ağaçların

Erir bakındıkça gözlerinin mumu

 

Böyledir bu şehrin saatleri

Bu camların yüzdüğü karanlıkta

Sallarım bağırarak mendilimi

Yollar sende başlar sende biter

Açık denize dökülmeden önce

 

Yarısı gündüz bardağın yarısı gece

Karanfilden küçük

Ay ışığından ince

Çimer akar suyunda düşüncenin

Koşar koşar koşar

 

Beyaz mendiller vardı havada

Çalgılı gemiler balkonlarda açık saçık

Bir kız vardı yok gibi öyle güzel

Ne yerde ne gökte belki tuzda

Acısında ekmeğin dilim dilim buğusunda

 

Kendine göre evlerinin damı çatanası

Bacaların şakırtısında akşam akşam

Saksılar sedirler tahtaların güvercini

Otursa kısa çoraplarını çekse dilenmese

 

Beş çocuk anası el

Eciş bücüş maydanoz bahçeleri

Düğümlü balıkları bekleyişin

Uzun etme iki gözüm biraz da bize uğra

Bu lambanın karpuzu benim işte

Benim işte bu testi

Benim işte bu soysuz sevdaların musluğu

(Perçemli Sokak)

 

KUŞ DİLİ

Param olsa satar mıydım

Kahve rengi elbisemi

Damalı gömleği giyerdim

Alaca mendili takardım

Kuş dilinden geçerdim

Param olsa satar mıydım

Kahve rengi elbisemi

(Yaşayıp Ölmek ve Aşk ve

Avarelik Üzerine Şiirler)

 

ÂŞIK MERDİVENİ

Dişli rüzgârlara karşı büyüttüm

Düşman gecenin içinde seni

Bir damlacık aydınlığım

Kalemime kâğıdıma şavkı vuran

Avucumda koruduğum bugüne

 

Koşuyorum dağların dağların köpüğünde

Kaygan sütünde ormanların

Koşuyorum koşuyorum beyaza doğru

Koşuyorum cam gibi dumanın peşisıra

Küçükkız köşkünde türküler mavi

İşte atmadan vurduğum ibibik

İşte taş işte yosun işte hokkabaz sağdıç

Koşuyorum seyrek sakallı bulutların

Sırıtıyor yedek beygiri taflanların ardında

 

Koşuyorum yarınların çağrısına

Bitimine karanlığın

 

(Âşık Merdiveni)

 

TECELLİ

Nedir bu benim çilem

Hesap bilmem

Muhasebede memurum

En sevdiğim yemek imam bayıldı

Dokunur

Bir kız tanırım çilli

Ben onu severim

O beni sevmez

(Yaşayıp Ölmek ve Aşk ve

Avarelik Üzerine Şiirler)

 

PEMBE YALI

Kızlar vardır kıvırcık salata gibi

Ağızları burunları kıvır kıvır

Bacak bacak üstüne vapurlarda

Rüzgâr eser oraları buraları görünür

Baktıkça fık fık eder adamın içi

 

Vay canına tükürdüğümün İstanbul'u

Bir oynak olur Fındıklı önlerinde

Elimde yüz iğnelik çapari

Poyraz gibi dalarım palamutlara

Altımda Turgut Reis motoru

 

Rumelihisarı'nda Orhan'ın mezarı

Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem

Taze ekmek bir parça beyaz peynir

Şimdi olsa şuracıkta kafa çeker

Denize mi bakar kim bilir

 

Ben rıhtımdan suya atlarım

Altımda balıklar

Üstümde bulutlar

Ağzımın kenarında çırpıntılı Boğaz suyu

Pembe yalıya doğru yüzerim

 

(Karga ile Tilki)

 

OVAYA DOĞRU

Tel tel ördüm, kilim gibi dokudum

Yelesini, morlu çevreyi astım

Başlığına, ovaya doğru sürdüm.

Ha benim kır atım, ceylân bakışlım,

Seyreyle havaların altındaki

Mavi düzlükte, dallarında göğün

Anadolu kuşlarını susmaya

Yakın; burçlara çekilmiş bayrağa

Benzer gölgeleri, minare boyu;

Otların mırıltısında büyüyen

Yıldızları yüksekteki yaylada!

Kitap gibi okuduğumuz taşlar

Dizilmiş yolumuza, somun gibi

Kabarmış akşamla mayalı toprak.

Gittiğimiz yer uzak, başka uzak!

Dudakla, elle, gözle varılmayan

Işık ötesi kapıyı açalım!

Ha benim kır atım, keklik sekişlim,

Güneş babamızın dizi dibinde,

İyi kötü günlere kardeş, ortak,

Nerde akşam, orda sabah, bir ölüm

Ayırsın ikimizi: Dik iğnem dik,

Sonsuzluk urbamızı! Biç makasım,

Büyük Gece'yi boyumuza göre.

 

(Bütün Şiirleri)

 

ANIŞ

Her dakikasını ayrı hatırlarım

Erenköyde geçen zamanımın

Rüyama girer bir arada

İstanbul bahar ve Türkânım

 

Bir odamız vardı etrafı sarmaşık

Bostanlara bakan penceremiz

O güller kadar taze

Ben ona deli gibi âşık

 

Bir yastıkta dinlenir başlarımız

Saçlarım saçlarına karışırdı

O güzel bir kızdı ince alımlı

Ne giyse yakışırdı

 

Yeter ki gönüller şen olsun

Şarkılar söylerdik yolda

Hep karşıma otururdu ellerini tutardım

Akşam üstü eve dönerken paraşolda

 

Ağaçlar çiçekteydi

Türkânım sağ beraberimde

Kalbim sevda içindeydi

İstanbul bahar içinde

(Yaşayıp Ölmek ve Aşk ve

Avarelik Üzerine Şiirler)

 

HER AKŞAM

Biz her akşam döşeklerde sarmaş dolaş,

Başlarımız en ürkek yıldıza yaslı,

Düşlere harcarız bütün paramızı.

O masal her akşam sıyrılır kınından.

Gönlünce usul usul bitsin diye mum,

Uyur, ölümle açarız aramızı.

 

Dizilmiş, sıradayız nasıl olsa.

Agathias ozanın gözdesi Philinna,

Umutsuz öpüşlerle sarar sarmalar,

Gergefinde işlediği yaramızı.

Neden gözlerimiz kurudur, yavuklum,

İçten içe mi erir, biteriz yoksa?

(Elleri Var Özgürlüğün)

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


4838 - unknown - 38.107.179.238