Orhan
Alkaya
1958 İstanbul
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni ve Marmara
Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirdi.
İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oyuncu olarak çalıştı.
Çeşitli kuruluşlarda ansiklopedi yazarlığı, editörlük,
danışmanlık yaptı. Şiirleri belli başlı edebiyat
dergilerinde yayımlandı; eleştiri yazıları yazdı.
ŞİİR KİTAPLARI
Parçalanmış Divan (1990), A! Etika (1991),
Yenilgiler Tarihi I (1994)
İLK DEFA SEVER GİBİ BİR BAŞKA SEVMEYİ
Nazlı’ya
bir şeyi ilk defa sever gibi
ayın tutulduğu her yerde ilk ay tutulması belki
içime bir bıçak ilk kez, kan nasıl da ılık
nasıl sorardım –
ayaklarım arzan bıçak gibi delerken küreyi
bir şeyi ilk defa sever gibi
gözçukurumda ilk kitabı görmenin mürekkep izleri
Neil Armstrong’un ayak izleri bilinemezlerimizi ezerken
bilincimizi ezerken bildiklerimiz
ağır yaralı bir tetiğin akla doğru sessiz bir yolu katedişi
bir şeyi ilk defa sever gibi
uzun kahve, koyu çiğ, ince damla, bir mucize kesinliği
artık bir söz bir sözü saracak kadar yakın
ve artık uçurum mutlak
bir ses bir sesi, çocuk unicorn’u, rüya ölümlü gerçeği
bir şeyi ilk defa sever gibi,
tanrısızlığın kandil geceleri, yanık levhaların tarihi
gözlerin gizli, parmakuçlarında topluiğne aşkları –sırça
ölüm–
anısız bir öpüşme
her tarafı sünnet bir Asyalı nasıl ezer vişneçürüğü
çimenleri
bir şeyi ilk defa sever gibi
ilk defa sever gibi diri meme uçlarını, taze dilini, yoğun
tenini
arzın patlayacağı fikrini sever gibi serin ve kanlı bir
histe
kurşunun kâğıda dokunduğu ânı
bir başka sevmeyi sever gibi şaşkın; aşkın el tutuşma
saatleri
YENİLMİŞLER İÇİN İKİNCİ PARÇA
Yeşim
Derman için!
peki beni kim intihar etti
kim tedavülden kaldırdı böyle erken
inlerken görülmem hoşlarına gitmedi mi
bir içevurum fazla mı geldi bu sığlıkta
nasıl da dijital şimdi yakınlıklar
parlak kanatlarıyla gökyüzüne kaybolurken anka
kimse tanrıyım demesin, hepimiz sarhoş kaldık
varedene duyulan hasret gibi yoksul anda
nerde şimdi Burgonya Beyleri, Kara Şövalye
gölgeye dokunanlar nerde
böyle erken mi kesilecekti sözüm, tam da burada
ciltler dağıldı, dağıldı olmayan ne varsa
güzel sözcüklerim, Mallarme’m, Yahya’m nerde
beni de beni de beni de... intihar ettiler
dosya kapandı katilim nerde.
(Yenilgiler Tarihi)
IN MEMORIAM
IN LIMINE
çocuktum, zamanım çoktu, ölmeyecektim
başımı kitaplara sokup yürüdüğüm yollarda
kimi Peçorin, kimi ansızın sarsılırdı iklim
hiçbir düellodan kaçmadığım o eşsiz yıllarda
babası olan herkes kadar sakin dururdum
ölüme doğru koştuğum beyaz at üstünde
Hacı Murat, Enver, D’artagnan olurdum
o masal senin, bu masal hep benim içimde
Huzur bilmez Suad’dım, Romeo pek komik
ben böyle ölmem, hiç değilse dua ile Mecnun
öğrendim sonra, aşklar trajikti kahramanlar epik
kaldırımlar evim oldu; Halide’ye değil bana vurun
tek yol devrim’di, sapa sokakta yakalandım
ne vakit arasam arzu ile hâl arasında bir yer
dedemin sattığı koca evlerde gizlice yıkandım
Deniz Gezmiş Mahir Çayan devrim için öldüler
orman büyüyor, ekmek dağıldı, cinim kayıp
bir kez daha dönmek için o büyük aileye
yol karanlık, dil engel, yakınmak çok ayıp
ölsem eksik. kalsam... geç mi kaldım, ne
A! ETİKA
“bizi hep erdemlere ittiler” ve “kendi
isteklerime uygunluğumdur erdem” ise
ben beni ittim, bizdim
I
aşkın atasözleriyle bayağılaşmış esrik dehlizler
kara gülüşün ağısı, unutkan inanış
bir âna sığınan ölüm, labyrinthos, gözler
şiir formülleri: a yoktuydu, e idi, ö!
uyuklayan kedi mırıltılarıyla aydınlan ey! kalp
sen kısa sabah yürüyüşlerine söylenmemiş
birşeyler bıraktıydın; kim sordu
sabuklayan zihin dolambaçlarında etika
bir ova, bir nehir, bir yer adıydı: viva la vita
II
düz’gün anne dokusu unutulurken gömüsünde hayatın
sırdır kır sözüm yedi gök altında
gömülen büyük aile: es! çözülürdü ars
hars söner, asılır yedi askı çöldolabına
ayağımı toprağa vurduğum yerden fışkırırdı serâp
a! kör ölür savaş biter. Hektor’un cenaze şöleni
“atları iyi süren”... atları... ad... atikada hayat
est! indi sin yeryüzüne, sır döküldü: feryât
III
görmezlerdi, göstermezdik, büyür uçlarında uçurumun
uyumsuz ölüm yasaları uydururdu atonal tanrılar
dizboyu cinayet bono kırdırır: gülüş
üşüşür diplerde, gelirdi eşkenar sevicileri
agora ve ün! tokuşturmaları ıskalayarak
gelir ve sararmış sabah buluşmalarını bulur
ne dediydin neler oldu İthaka: dur!
IV
aziz Jean-Luc göstermişti, ansızın kesilir sürmekte olan
uy ve uydur erdem sözüne şehvetini
yoksul akşam kırıntılarında majör dalgalar muare
yalnızgezeri götürür limansız hollandalılar müzesine
sürgit taşıyacak mısın bu zıkkım izleği
ey hakik: öl ve dağılsın kentin belleği
BİR SORUNUN SONUNDA AYAKİZLERİ
sakin bir dalganın ayakizleriyle
koyulur yola ipucu avcıları, cehennem
eskitmiş dedektifler, orospular
bir fotoğrafın koynundan yeni çıkmış aşk tazeleri
daha kimler, bir dalganın ayakizleriyle
serin salınışıyla hep bakıyordur korku
kendi güzelliğinden mahcup yolcu
zencefiller sürünmüş âdettir diye
Fikriye bir Meyerhold treninden yeni inmiş
raylar boyu akıp gider ayakizleri
bir haberdir bu eskimiş akşamüstleri
ağlamaklı izler... kulaklarında
gümüş yorgunluklar taşıyan eski usûl avcı
bir gülüşün peşindedir, nasılsa yerleşmiş
azgın aşkın öpüşleriyle mor dudaklı dedektif
düşüncenin tarazlanmış aynasında cinayetler
belki daha karanlık şeyler arar
orospular onda kara bir deniz edası
tazeler, her şey onda vardır diye ardından koşar
son sözler bahçesinde arkasına dönüp
sakin bir dalga; nasıl başlar yeniden
bir dalganın ayakizleri? yalnız bunu sorar
ANLAMLAR-II
zamanın kıyısız gemisinde yanlış fotoğraflarım yoktur
yanmış fotoğraflarım yoktur zamanın pişman gemisinde
akşamı tırmalayan huzursuzluk bin yıl arkamdan gelir
kim gördü? yalnız bir fotoğrafta yanmış tek hatıra yoktur
hatırayı elleyen bir anne kadar yorgun ve uzaktayım
bıyıkları kendinde bir sokak kedisiyle ansızın paylaştığım
serüvenin ellerinde câm olan -sandığım ne varsa
beklenen dağılmanın yüzde bir yağmur gibi kırıldığı andayım
adımdan eksilen her yerde, kendimden kalan şeylerleyim
kimbilir kimlerle? yüzünü bir kez dahi görmediğim
ânı diri tutan ne varsa, acızamanda yaslandığım bir asâ
bir anlam kıyımında, yüzyıla eksilmeyen sözlerleyim
zamanın kıyısız gemisinde kaptanım ve miçom yoktur
bilinir, dönülecek yer yoktur zamanın pişman gemisinde
bin yıl, arkama dönsem, daha bin yıl arkamdan gelir
kim duydu? saklıdan kayda geçtiğim tek hatıra yoktur