27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Rıfat Ilgaz

 

 24 Nisan 1911 Cide - 7 Temmuz 1993 İstanbul

Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirdikten sonra çeşitli yerlerde öğretmenlik, ardından da gazetecilik yaptı. Sınıf adlı şiir kitabı nedeniyle tutuklandı. Yazılarından dolayı beşbuçuk yıl kadar hapis yattı. Markopaşa dergisi yöneticiliği yapan Ilgaz, mizah eserleriyle ünlendi. Çeşitli dergilerde çıkan şiirleriyle toplumcu gerçekçi akım içinde kendine özgü kişilik kazandı. 1955’ten sonra çalışmalarını mizah, öykü ve roman türünde yoğunlaştırdı. Şiir, hikâye, roman, oyun, anı, fıkra ve çocuk hikayeleri dalında 60'ı aşkın kitabı yayımlandı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Yarenlik (1943), Sınıf (1944), Yaşadıkça (1947), Devam (1953), Üsküdar'da Sabah Oldu (1954), Soluk Soluğa (1962), Karakılçık (1969), Uzak Değil (1971), Güvercinim Uyur mu? (1974), Kulağımız Kirişte (1983), Ocak Katırı Alagöz (1987).

Bütün eserleri Çınar Yayınlarınca yayımlandı.

 

GİDİŞİNİ ANLATIYORUM

Sen gidiyorsun ya işine yetişmek için

Saçlarını, gözlerini, ellerini

Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya

Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak

Termometrede yükselen çizgi çizgi

Kim bilir nerelerde soğuyorsun

 

Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen

İnsan insan bakan gözbebeklerin

Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta

Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder

 

Ne gelirse onlardan gelir bana

Çalışma gücü yaşama direnci

Mutluluk gibi kazanılması zor

Mutluluk gibi yitirilmesi kolay

 

Bir açarsın ki mutluyum

Bir kaparsın her şey elimden gitmiş

 

 

ÇOCUKLARIM

Yoklama defterinden öğrenmedim sizi,

benim haylaz çocuklarım!

Sınıfın en devamsızını

bir sinema dönüşü tanıdım,

koltuğunda satılmamış gazeteler...

Dumanlı bir salonda

kendime göre karşılarken akşamı,

nane şekeri uzattı en tembeliniz...

Götürmek istedi küfesinde

elimdeki ıspanak demetini

en dalgını sınıfın!

 

İsterken adam olmanızı

çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun

palto, ayakkabı yüzünden.

Kiminiz limon satar Balıkpazarı'nda

kiminiz Tahtakale'de çaycılık eder;

biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı,

tereyağındaki vitamini

ve kalorisini taze yumurtanın!

Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta,

çevresini ölçtük dünyanın,

hesapladık yıldızların uzaklığını,

Orta Asya'dan konuştuk

laf kıtlığında.

 

Neler düşünmedik beraberce

burnumuzun dibini görmeden

bulutlara mı karışmadık!

“Hazan rüzgârı”nda dökülmüş

“hasta yapraklar”a mı üzülmedik!

Serçelere mi acımadık kış günlerinde

kendimizi unutarak.

                                               (Sınıf)

 

DEFNELER GİBİ

Sevdim döl döş torun torba

Taflan gürlüğü çoğaldım

Kimi tek başıma bozkır yalnızlığı

Kimi çift yaşadım sarmaşıklarca

 

Neler geldi geçti bir sevgiyi ayırdım

Yaşamayı defneler gibi uzun ömürlü

Pıtrak pıtrak üremeyi kök verip

İçlerinden bir sevgiyi ayırdım

 

Götürüldümse özgürlüğü yüzüstü koyup

Ben bir yanda sen bir yanda suç kimin

İşsizsem güçsüzsem onlar mı haklı

Ben mi taktım bileklerime kelepçeyi

Duvarları ben mi çektim boylu boyunca

Ben mi vurdum kapılara çifte kilidi

 

Yılmadımsa dişe diş savaşmaktan her çağda

Sevişip kökleşmekten yorulmadımsa

Söyleyin hadımlar kısırlar güçsüzler

Boş öğretiler çığırtkanı yüreksizler

Kötü mü ettim size karşı çıktımsa

 

Sevdim haklıdan yana olabilmek için

Çalışıp ezilenden senden yana

Sevdim aldığım soluğu hak etmek için

Ama sevdim halkımca

 

BABAM

Küçük işler peşinde harcadın

altmış üç yılını;

mum sattın, kürek çektin,

kul oldun sonunda bir kapıya.

Çıkarı olduğu halde işinin

kaplarını doldurmadın vaktinde,

sessiz sedasız göçtün aramızdan;

ne ölümün geçti gazeteye,

ne dokuz göbek soyun.

Kötü mü olurdu kara günler için

beş on para ayırsaydın bir kenara,

hiç olmazsa başımızı sokacak

iki gözlü bir ev bıraksaydın.

Sokakta kalmış değiliz,

adını herkese hatırlatacak

bir dikili çöpün bile yok yeryüzünde

mezar taşından gayrı.

Büsbütün unutulup gideceksin

seni üç aydan üç aya hatırlatan

elimizdeki cüzdan da olmasa...

Bizi yukardan konuşturacak

ne han bıraktın, ne hamam,

iki karışlık arsa da kalmadı

yangın yerinde;

borcun bile yoktu ödenmeyecek kadar,

neyinle övüneyim!

Şöyle böyle bir memurdun

kolculuktan yetişme

kimlerin yanında lafını edeyim!

                                                                       (Yarenlik)

 

BİLMEYECEKLER

Geride kalanlara ne bırakacağım,

Çocuklarıma,

Onların da çocuklarına?

 

Olsa olsa

Karadeniz'den payıma düşeni...

Beş on evlek yer gökyüzünden.

 

Ne vermek istedimse sağlığımda,

Ne veremedimse,

Gizlenip kaçışlardan.

 

Biliyorum bu yüzden

Yokluğumu çekmeyecekler,

Hep yaşıyormuşum gibi gelecek onlara

Biraz ötelerde, uzaklarda.

 

Babamız diyecekler, dedemiz,

Dur durak bilmezdi,

Dert nedir, tasa nedir bilmezdi...

 

Neyi bildiğimi bilmeyecekler.

(Kulağımız Kirişte)

 

LEYLAKLARINI ANLATIYORUM

Leylak getiriyorsun bana güneşli bir gün

Onu saçlarından topladığın belli

Bir leylak bahçesisin karşımda

 

Böyle kucağında kalsa daha iyi

Bir vazoya bırakıp gidiyorsun

Sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki

Önce renkleri gidiyor arkandan

Nesi varsa gidiyor soyunarak

 

Her vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhaf

Her kokladıkça dönüp dönüp geliyorsun

Düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçe

Yaprak yaprak gelişiyorsun

Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine

Ölümsüz bir mevsim oluyorsun

(Soluk Soluğa)

 

 

YALNIZLIĞIMI ANLATIYORUM

Koğuşta inceden bir lizol kokusu

Dışarda tam tamına On Sekiz Şubat

Ne üstümdeki örtüler ısıtıyor beni

Ne altımdaki yatak

Ellerini arıyorum sıcak ellerini

 

Kuruyan dilim tutuşan alnım

Garipliğim nöbet nöbet gecemde

Susuzum, ilaçsızım, sensizim

Sıcak dudaklarını arıyorum

 

Camlarda karayel acımasız

Nereye baksam can çekişmesi

Gece... Yol boyu memleket memleket

Işıtsın iyimserliğin içimi

Dağılsın ölüm korkum bir görün

Aydın bakışlarını arıyorum

 

(Soluk Soluğa)

 

NE DİYEBİLİRSİN!

Geç vakit işten çıkarsın,

İki satır konuşmak için

hasretsin bir ahbap yüzüne,

bıçak açmaz dostların ağzını

değirmenci su derdinde...

Yorgunluğu çıkarmak istersin

bir koltuk meyhanesinde,

kesen elvermez,

ne yaparsın, gün o gün değil...

Bir kahveye sokarsın başını,

dolaşamazsın ya böyle soğukta...

Temiz bir kahve çeker canın,

mis gibi nohut gelir burnuna,

sen eski tiryaki, gel de iç bakalım!

Duramazsın okumadan yeni haberleri,

gazeteler emeklilerin elinde...

Vakti gelir radyo açılır,

dinle dinleyebilirsen!

Erkek müşteriler uğrar meyhane dönüşü,

bir sözle kestirip ajansı

plakla Urfa havası çaldırır,

ne diyebilirsin,

paraya geçer hükmün!

Girecek değilsin ya belaya

tutarsın erkenden evin yolunu;

hem altıda kalkacak adamın

işi ne, kahve köşelerinde!

(Sınıf)

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


4821 - unknown - 38.107.179.237