Sabri
Altınel
16 Nisan 1925 Susurluk - 18 Ekim 1985 İstanbul
İstanbul Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı
Bölümü’nü bitirdikten sonra
yabancı liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. Edebiyata
Kaynak dergisinde
şiirle başladı. Zengin bir dize işçiliğiyle yazdığı
şiirlerde yalnızlık ve yabancılaşma
gibi temaları işledi.
ŞİİR KİTAPLARI
İnsanın Değeri (1955), Kıraçlar (1959), Zamanın Yüreği
(1982), Şiirler (1983),
Kentin Küçük Sokağı (Ölümünden sonra, 1995), Seçme
Şiirler (1997)
NOTLAR
Durduk bütün gece
Hiçbir acıya varmadan kuytusunda yüreğimizin
Sessizlikler yığınında sabrın yanıbaşında
Zaman eğri bir kapı aralanan geleceğe
Yoğunlaşması insan sevgilerinin unutulan bir şeyin
yaşanmamış sözcüğün
Toprakta buğunun yoğunlaşması ekmekte tuzun
Günün bir yerlerinde umudu vuramayacaklar
Alın terini vuramayacaklar inanmayın onlara
Zulmün kanlı ağzı toprakta
Tozlara bulana bulana kırıla kırıla kanlı elleri
Sümbüller karanfiller bir akşam üzeri ey memleketim halkım
Sonsuzu eler toprağa, umudun toprağına
Masalsı gerçekliğin tutar süreyi, gülüşün yankılanır
kıyılarda
Sızar ılık teri özgürlüğün
Kavganın ve kanın akşamlarda
Yarınki yaşam uğruna
(Şiirler)
EY AŞAĞILARDA OYALANAN DENİZ
Kalabalıklar içinden geçer dükkânlar arasından
Aldanmış bir sabırla gecikmiş yürekle
İnce bir rüzgâr aşınmış zamanlardan
Ölüm gibi soluk açlık gibi yara
Silip her şeyi belleğinden
Artık yaşamayan belleğinden
Ve soğanlar asılı balkonlardan
Ey aşağılarda oyalanan deniz
Yaşamı sürüye sürüye geldiğimiz
Dönülmez yer öfke ve sessizlik
Ölü ellerin ötesinde düşüncenin ötesinde
Hamarat gücünde insanın bir başka ömrün içinde
Durgun kan yağmalanmış alın teri
Sokaklara boşalan alandan
Geçip giden ırmaklar gibi
Ey aşağılarda oyalanan deniz
Nasıl olsa varır insan özgürlüğe
Taçlandırır kendini ışıyan usuyla
Çılgınca aldanışlar kırık sevinçler
Akan durmadan akan yaşam
Aşar doğayı ve zamanı
Şafağa bulanan elleriyle
(Kentin Küçük Sokağı)
TAŞTAN SESTEN BİR DENİZE
Bakamam gözlerinin içine bakamam
Anıların bırakıyor seni
Sokaklar sessiz evler çarşılar arasında
Günlerin yanık kâğıtları arasında
Yaşamı daha kutsal kılmak görevi bizim
Güzü daha güz kılmak yazı daha yaz
Kanı ürperten yağmurlar
Sonra düşündüren sonra alıp götüren birdenbire
Taştan sesten bir denize
Sağır duvarları ardında gecenin
Ekmekler şirketler ardında
Solmuş acıma ve sevgi
Sisli insan yüzleri
Kırlangıç okları iner gök boşluğundan
Bilinmeyen rüzgârlar sonsuz zamanlar
Akar suların soğukluğu
Kokusu bitkinin madenin
Boş ellerin acı bakışların uğultusu
Kim getirdi bu ıssızı bize
Kim verdi soğuk külünü günün
Kapkara bir nehir gibi akan acıyı
Yavaşlığını türkünün
Yüreğin demirini kim
Duyuyorum kimsesiz kıyılarda
Uzayan sesini yüreğin
Yeni yaşamı duyuyorum başlayan isteği
Gece geçildi artık
Varıldı umudun şafağına
Ilık bir güz sabahında
Ölen ve yeniden doğan dünyada
DÜNYAYI ALIYOR SEVGİNİN AĞIRLIĞI
Yarı gecenin içinde eteklerinde dünyanın
Ay ışığı vurmuş kuma
Bunca deneyler bunca alın terleri
Geçiyor ölümün ötesine insan
Bir sonsuzluk sofrası gibi açılır doğa
Öfkeyi ve çamuru al burdan ey geleceğin insanı
Umutlar söz vermeler günün karnında
İyi bir ışık iniyor sessizce uyuyan denize
Korkuyu ve ikiyüzlülüğü al
Acı soğanı ve taşı
Toprakta kan ve ıssızlık aylardan haziran
İnce bir rüzgâr güllerin fısıltısı havada
Yorgun yürekler bölünen elleri havanın
Çocukların anımsamadığı bir zaman
Soluk bir zaman günlerin bilinmediği
Buğulu sulara düştüğü ölü bakışların
Dünyayı alıyor sevginin ağırlığı
Kapılarda bekleşen bebeler
Sürecek aydınlık topraktaki izi
Tuzun ve gücün şafağında yıkanmış
Geniş adımlarınız var artık güvenli sesiniz
Özlediğiniz bir yaşam var
Sonsuza gider yollar geçer insanlar
Karanlıktan ve içinden tartışmaların
Ve rüzgârla dolu çırpınan yürekleri
Gördük gördük düşlediğimiz yerdeki
Yağmuru inen uzak aynalara
Yıkanan gözyaşları gibi
(Zamanın Yüreği)
SİS
Geçiyorum kentin küçük sokağından
Evler yeni bir yolculuktaki gibi taşın
Çınlayan ıssızlığı siste nemli bodrumlar
Yaşamaların pası denize uzanan
Dağılan gökyüzü ötelerde
Ey yitik ada ey yüreklerin eskidiği yer
Balkonlardan çatılardan inen düşünce
(Kentin Küçük Sokağı)
KAR
Bu ağır saate, başkalaşan saate,
Göçebe bulutlar gibi evler yeryüzünde,
Dumanlı bir suda kımıldayan ışıklar gibi.
Beklemenin ağrıyan değişmezliği,
Doğumlarda uzak bir ağaç sessizliği,
Ellerin yavaş yavaş soğuduğu yerde.
Kar iniyor kapılara akşamdan beri kar,
Beyaz bir derinliğe götürür seni,
Beyaz bir hüzne sürükler, bir belleğe
Ölüleri unutan, ıssız ağıllar.
Gözyaşı tükenir yüzünde, yüzünde,
Çınlar yenik sessizliği yoksulluğun,
Kim görür ölümün sokağa indiğini;
Ağlar gecenin alanında çocuklar.
Yaşamları yağmalanmış insanların,
Ama incecik yürekleri
Yaralı ve çıplak bir ışık evlerde,
Eski duvarlara yansımış yazgıları,
Ömürlerin savrulduğu yerde
Korkuyla uyanırlar geceyarıları
Artık başka bir yer yok gidecekleri.
Soğuk kışlar alır götürür bizi,
Uzaklaştırır kendimizden,
Boşalır evlerin içleri;
Kırık dökük düşler pencerelerde,
O rüzgârsız mezarlıklar gibi,
Sofraların azlığı ezik bir yürekle,
Görmüyor musun insanı insanı,
İnsanı,
Acı çağımızdaki insanı,
Günün içinde geleceğin başladığı yerde.
ÖĞLE
Yeni umutlar iniyor günün gözlerinden,
Bir çağın ucundayız artık,
Savruk dalları soğuk ağaçların,
İnce bir rüzgâr dolanır evlerde,
Tükenir ömürler,
Gözyaşları çoğaltır ıssızı.
Haykırıyorum sağır bir öğlede,
Toza ve sıcağa bulanan bir öğlede;
Yanmış yakılmış anılar,
Islak duvarlarda yeşermiş yaşam,
Ve kamyonlar geçiyor uzaktan.
Direnen ve sıcak yüreği dinle,
Kim vuruyor bağlamalara kim
Sokaklarda, kapı önlerinde.