Sıtkı
Salih Gör
1934 Elazığ
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’ni bitirdi.
Ankara’da Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne
bağlı görevlerde çalıştı. Başkonsolosluk yaptı.
Almancadan şiir ve hikâye çevirileri yaptı. Varlık,
Türk Dili, Yeditepe gibi dergilerde yayımlanan yazı
ve İkinci Yeni anlayışındaki şiirleriyle adını duyurdu.
ŞİİR KİTAPLARI
Dumanlı Eşik (1957), Kuşluk Ötesi (1966),
Boston’da Bir Harputlu (1968), Ağıt (1972),
Yaban El (1987), Kehribar ve Tuğra (1992)
SULAR KUŞLUK VAKTİNDE
Geçip ellerimi yıkıyorum saçlarının o en güzel öğlesinde
hani bir övgü çiçeğisin desem yeri desem işte öyle
ben insanı dudaklarından özlüyorum artık iyi-kötü
senin bahçelerini alıyorum bir de ölçü olarak
anam ocaklar başında gülüyor saçları ağarırken
seni sevmekle bir anamı sevmek te işte öyle
Bu durakta her ırmak gözlerime akıyor
yakıp seninle başlıyorum dar sokak uçlarını
bir denizli gök kuşağında yıkanıyor körfezimiz
boyanmış gül sevgilerle ilikli işte öyle
Geçip kendimi seviyorum saçlarının o en güzel öğlesinde.
(Kuşluk Ötesi)
ÖLÜM ÜSTÜNE AYLÂ
Kırmızı dudakları bir elma duyarlığı
saçlarında sevişmek baharından bir ülke
yorgunluğum vurdukça yoklarla ellerine
yenilgimin gözleri ölüm üstüne Aylâ
tutuşmuş çiçeklerle çıplak üst ayakları
böyle yorgun bir adam ha ölüm ha uzaklar
sabah gibi uzanık sıcaklığı bir daha
yumuşak karanlığa kedilerden bir kedi
vurur ayaklarını herşeyi o adamda
o adam bir yabancı ağlar kız bir avuçta
kırmızı dudakları gülmek üstüne Aylâ
(Kuşluk Ötesi)
TUĞRA
Bir güvercindi avuçlarından su içen,
paylaşılan avuçlarından, saçından ve yüzünden.
Ki şiirim sanadır, yalnızlığını gürültüyle
tenhalara salan sana, ki ilkyaza, elleriyle.
Ayrı geçmiş günlerimiz sanki hüzün atlarıdır,
ki şiirin koylarına ulaşan, ki ara-sıra.
Acılarım seninle kanardı, o güneşli ovada,
kokusu öteye giden gül gibi, uzaklara.
Bir faytona binerdik, iz sürerken peşinden
dehlizlere girip çıkar, coşkular evinden.
Kıyılardan kopup gelen dalgalara ki dönerdi,
suskun ve sözleri süsleyen martılarla, derdi.
Bir gün denize de serpilir berraklığın,
ışıkları parlayan şafağa dönüşür sesin.
Senin değişmendir, ki beni kavrar, götürür,
damlalara koşanlarla, o süzgün atlılarla.
Derinden duyarım yaşadığımı, seninle,
sıcaklığın yaraşır düşlerime, seninle.
Adları türküler gibi gürül gürül akar,
sevgileri, coşkuları içimize, çiçeklerle.
Seninle, ki seninle, ki seninle, ki seninle.