Sennur
Sezer
12 Haziran 1943 Eskişehir
İstanbul Kız Lisesi’nde okudu. Taşkızak Tersanesi’nde
muhasebe memurluğu,
Varlık Yayınevi’nde redaktörlük, Büyük Gazete dergisinde
röportaj yazarlığı yaptı.
Cumhuriyet gazetesinde resim eleştirileri ve röportajları
yayımlandı. İlk şiiri Sanat
Dünyası dergisinde çıktı. Yeditepe, Türk Dili, Türkiye
Yazıları, Sanat Emeği, Varlık,
Gösteri gibi dergilerde göründü. Varlık Yayınları ve
Hürriyet Gazetesi Yayın Bölümü’nde
redaktör olarak çalıştı. Şiir yanı sıra deneme ve çocuk
kitapları yayımladı.
ŞİİR KİTAPLARI
Gecekondu (1964), Yasak (1966), Direnç (1977), Gerçeğin
Masalı (Çocuk Şiirleri, 1979),
Sesimi Arıyorum (1982), Kimlik Kartı (İlk üç kitabı,
1983), Bu Resimde Kimler Var (1986),
Afiş (1991), Uçuk Seçik Şiirler (1991), Direnç Şiirleri
(1995)
SESİMİ ARIYORUM
Bir ses arıyorum
Yeni bir şiire başlamak için
Bir doğum çığlığı gibi kaçınılmaz
Çocuğun ilk ağlayışınca güzel
Bir ses
-Çünkü yüreklerimiz
Acılarla şişip nasırlaştı-
Kızgın demirlere değen ellerimiz
Su toplayıp kabarır nasırlaşır
Ateşe ve demire dayanır
Yüreklerimiz acıyla dövüle dövüle
Çelikleşti
Yalnız orda ta dipte küçük bir çekirdek
Gözyaşı gibi titriyor mavisiyle havanın
Kız çocuklarının perçemleriyle
Oğlanların afacanlığı
Kaynatıveriyor o damlayı
Bir ses arıyorum
Yeni bir şarkı için
Çocukların ilk sözcüğü gibi umutla
Sevinçle duyulacak bir ses
Çünkü umutsuzluk yasaktır
Don vuran ağaç sürgün verecek
Kaya çatlayacak tohum yeşerecektir
Ama susmaktan sesimi yitirdim
Nasırlaştı dilim
Elim ateşten korkmuyor
Ülkemin bütün kadınları gibi tırnaklarım küt
Ateşten sıcak bir tencereyi yanmadan alabilirim
Köz basarım yüreğime
Yüreğim nasırlarıyla umudu koruyor
Bir küçük ışıltıyla baharı bekleyen
Çekirdek ateşten korkmuyor
Bir ses arıyorum
Yeni bir şiire başlamak için
Gece karardıkça yaklaşır güneş
Kar buğdayı besler
Buz göllerde balıkları korur
Ve buzda ölmez kardelenler
Bir kocayemiş gibi
Diken ucunda gelen gün
Güneşi bekliyorum
Şiiri bitirmek için.
(Direnç Şiirleri)
ÇİNE BİR ŞARKI
Bir su dökülürdü
Ellerin dökülürdü omuzlarıma
Sarar dürer uzağa alırdık uykuyu
Kuyu diplerinden bir kavga
Su yüzüne nasıl
Nasıl bildirirdi kendini
Kaygu
Bir su dökülürdü
Ellerin dökülürdü omuzlarıma
Sevgimiz ışır ışımaz
Bir martı kopardı geceden
Islak saçlarına, sinsi
Sevda adına ne kurulmuşsa
Eskirdi
Ezgi, ağır ve bulutsu
Sarardı başağrılarımla uzak
Masal başkentlerinden
Çin’den bir şarkı düğümlenirdi:
–Ming eskici değildi ama
Yamardı her gün
Kürek kemiklerine ölümü
Sızlardı önünde
Kaderi küçük kızların
Nerde o, derdim, nerde o
Kral sofralarından
Soframa uzanan değnek
Sızlardı kürek kemikleri
Ming eskici değildi–
Çin
Hiç yaşamadığım çıplak ve yaban
Düğümlenirdi kaş çatışlarında:
–Bilmediği halde okumayı
İsimleri tanırdı
Ölüsü olan
Şu biraz eğik yuvarlak Çing
Bu gururluca çizgi Çang
Ve kan damlar gibi parlak
Şehit listeleri–
Gece böyle güzel
Kara ve yalın
Uzat sokakları
Tek bir çiçek atılsın suya
Çünkü resmi yapılmaz yalnızlığın
İFADEMDİR
Evliyim
İki çocukluyum
Ozanım
Düzeltirim
Çocuklarımdır
Bütün çocukları dünyanın
Evet kaygılıyım
Çocuklarım için
Korkmasınlar isterim
Çalınışından kapının
Saygılıyım kurallara
Bu yüzden kurallar
Saygılı olsun isterim
İnsana
Evet ozanım
Çocuklarımdır
Bütün çocukları
Dünyanın
.......
İnsanın insandan korkmasına karşıyım
İşte bunun içindir
Bütün yazıp
Altına imza attıklarım
(Direnç Şiirleri)
YARIN SABAH ERKENDEN
Daha ümidimi yitirmedim
O dağ köyüne atanabilirim
Bu kez unutmam
Yaralar için kantaron çiçeği
Öksürüğe hatmi
Zeytin yaprağı tansiyonuma
Kırıklar için havacıva
Daha ümidimi yitirmedim
Bilirim cevap yazmasını
Asker mektuplarına
Er maaşı dilekçesini
Elektrik yoksa pil dayanmaz
Dinlerim kendimi
Daha ümidimi yitirmedim
Biri vardır kalabalıkta o köyden
Karşılıklı susabiliriz
(Direnç Şiirleri)
SEVDALIYA KUYUMCU ÖĞÜTLERİ
En güzel uğraş bizimki
Ustamız gür sesli yalvaç Davut
Dağ taş söylermiş onunla
Demir erir
Zincir zırh olurmuş avucunda.
İnsan evcil sevdalara kapılmamalı
Ben başeğip kadere küseni sevmem
Sevdin mi gücün yetmeli sevdaya
Umutlu olmalı umut ağır yüktür
Sevdası yüreğini yarmalı çarparken
Kıskançlık yastığa birlikte baş koymalı.
Bizim ustamızın sevdası da ünlü
Yalvaç Davut’u bütün ozanlar bilir
Onun kadar ünlüdür umut taşı opal
Panzehir taşı deriz biz.
Yılan ağzından çıkmış derler inanma
Aslı bildiğin çakmak taşı
Umut gibidir ama bin rengi vardır
Deniz vurur gibi vurur ışıltısı kiminin
Ayışığı gibi türkü söyler kimi
Kiminin ortasında kan görünür
Yemen taşı der gelinler.
Bak bu taşı sevmem saat gibidir
Sevgilin akşamı renginden bilir
Pahalıdır amatist deriz
Geceyi birlikte yaşamalı sevgililer
Gün batımıyla ayrılmamalı.
Biz sevdayı madenlerden tanırız
Sevdayla dağları delen de bizden
Paslanmaz bir yürekle sev de
Demir bir yüzük ver sevdiğine istersen.
(Direnç Şiirleri)