Seyyit
Nezir
16 Nisan 1950 Çorlu
Trabzon Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu.
İstanbul Atatürk
Eğitim Enstitüsü’nde, bazı ortaokul ve liselerde
öğretmenlik yaptı. Düşün dergisini
çıkardı ve Broy Yayınları’nı kurup Broy dergisini
çıkardı. Yazdıkları, Vatan ve Gerçek
gazetelerinde yer aldı.
ŞİİR KİTAPLARI
Şili Duyarlılığı (1976), Bütün Yarınlarda (1978), İzleri
Var (1983), Dağları Öylecene (1986),
İnsanın Beyaz Kokusunda (1988), Bana Bir Senaryo Yaz
Dediydin: Mesela Papalina (1991)
DAĞLARIN SİPERİ
Akranıdır
Ağzı taçyaprağı yâr.
İnce usul boynuna al dudaklarını
Açarken gelincikler
İlkyazı sesleriyle süslediler.
Dilleri ekmeğe dönmezken daha
Ağıt öğrendiler.
Lokmayı bölemeyen ufacık elleriyle
Döğündüler.
Gönül gönlü tutar.
Gözün ıraklığı gönülsüze arkadır.
Gönülleri körebede bile
İlikle düğme gibi sarılıştılar
Ve kaleme ve yazıya ilk
Birbirinin adıyla alıştılar.
Velâkin dünyanın illeri muhannetlik
Ferhadın gürzü kaç para
Yoksulluk dediğin prangadan dağ
Bir acayip güç erişemez zebellâ
Ne kurşun değer alnına
Ne böğrüne bıçak.
Gidi felek nâmerdin koynuna yâr
Güzelim gerdana
Altın dişlerden çürükler dizerek.
Ve artık dağlar da fukara...
Ömrü bütün yanası, kül olası yürek ah
Sana dağların da siperi yok.
(Dağları Öylecene)
SEVGİLİM, BOŞ VER
Seni daracık evlerden topladım, sözcüklerin kitaplardan
çiselediği
boş evlerden
Yüzünün incecik oluklarında büyük bir çağıltıyla
akıyordun
bana, kederden.
Seni parklardan topladım, evet, halkın iş kokularını
ve
yorgunluktan getirip bıraktığı
Ama baktım, onun koyu gölgesinden hep dışardasın,
romanlarda
bekliyorsun kalabalığı.
Seni sinemalardan topladım, hep iyiliktir bunlar,
gündüz
matinelerde boş düşlere
Ağlayıp duruyordu kadınlar; gerçi sen sayfaları
ıslatırdın, ama
ağlamak değil mi bir kere.
Seni çiçeklerden topladım, doğru, sereserpe uzasın
diye boyun
güzelliğin bana
Yaslanınca özgürce boy at diye - ah, ama hayat böyle,
insanlar hep yanar tomurcukken
solduğuna.
Seni kitaplardan topladım en son, dostluklardan,
toplantılardan - haklısın o da
var, patates
doğramaya
Ama elimizden bu geliyor, görüyorsun; sevgilim,
boş ver, hayat bunca kedere değmez,
hadi çaya.
BİR KARARA
Biz biraz gecikerek geldik arkadaşlara
İpliğin evvel eski yufkadır kanattığı ve hep sonra
Biz sonra geldik, maden öndedir, acısı pek
Dokuz çentik önde bizden ondaki göz, ısrara
Tel kalınlığında, orda dur, sesini tart
Bam telidir ezelî, usul gelen şarkılara
Yeni geldik ahımızla yüzondokuz çentik için
Karları anca yedik, bize anca geldi sıra
Birazdan kayısı da burda, demi devranımıza ibret
Nasıl sendeler bir çiçek damlasıyla; çürük ve kara
İşte geldik bir karara, arkamız vardır
Undan az önce geldik –şimdi o da burdadır, hamurda–
bir karara.
VİRANŞEHİR
Gece masmavi ipektir, ekmeği ahret şehir!
Ah nedendir gün ışığı , o ekmeğe ters gelir.
Ha vardık mayınlara, yürümez ayaklarım
On ağızdan kulağıma açız diye ses gelir.
Ey candarma adaşım, niye şu canım sana
Dünkü asker arkadaşım, canım sana örs gelir.
Üstüme varma hudut, varıvereyim şurdan
Haneme bir kan ağıt, bebelere yas gelir.
Zalim uğursuz mayın, amanı bilir misin
Sorulacak sorum var, kanıma saf saf gelir.
Azalır mı ölmeyle can, tükenir mi akmayla kan
Ordadır ölümüzü sağ koyan Viranşehir
Cinayeti sormaya, her dolayı ülkenin
Kanımı sormaya halkım, elleri tas tas gelir.
ÇOCUK VE ÖĞRETMEN
Ayrılıyor işte kasabadan
elinde bavul, gönlünde dinmez bir yara
Hep acıycak parmakları, gözleri yaşarıcak
tozlu fotoğraflara
Hele bir tanesi, yüzü çıban içindeki çocuğun
hayatının en büyük iyiliğini
tandır ekmeğini verirkenki yüzü
o yüzü hep taşıyacak avuçlarında
Ve dudaklarında ona dair bir acı mısra
selâm söyle bizden, iyi söyle
İstanbul’lu gül yüzlü çocuklara.
(Dağları Öylecene)
YÜZÜNÜ GÜNLE OVAR
Ağaran her saç teli, yüzünde kır sakalı
beterli günler gördü, yine de çetin.
Hane hane devşirir, yorulmaz bir sabırla
umutları dengine, özgürlük ve yurt için.
Yüzünü günle ovar, ellerini toprakla
ve seferberliktedir içinde hep bahar
Dünya kahır yüküdür, o kahırdan gül yapar
ama ne bir ilenme var dilinde
ne de acılara bir dirhem kin.
(Dağları Öylecene)
ZAHMETLİ BİR YARA
Çığrımdan çıkıyorum ansızın işte
Günün yaşanacak son ayrıntısından
Kafamda saatlerce ağrıyacak hünerde
Bir mısranın gece vardiyasından
Çığrımdan çıkıyorum ansızın işte
Can havliyle uğruyorum yüzüne
Boş bir umut değil bu, yitirilen duygunun
Okunur kimliği çizgilerinde onun
Yüzün ki cömerttir seğirirken de
Can havliyle uğruyorum yüzüne
Boynun da boy veriyor işte omuzlarında
Yoktu orda sanki demin, ezik bir çiçekti
Elindeki kitabın sayfaları arasında
Hızlanan atışlarını, kalbimi demliyor şimdi
Boynum da boy veriyor işte omuzlarında
Yürüyünce memelerine o sahici oylum
Karnına toprağı özendiren kıpırtı
Teninden avuçlarıma rahmetli bir ter
Olanca tohum nerdeyse yeryüzüne çıkacaktı
Yürüyünce memelerine o sahici oylum
Peş peşe düşüyoruz, her şey buz
Sevda bizi tutmuyor, bu sözün altını çiz
Çoktan bellidir, az sonra yine
Hakkımız yenecek, yarınların ateşine
Peş peşe düşeceğiz, her şey buz
Bu şiir böyledir hep, terken buz oluveren mısra
Sırada hep en geri, hakkı hep yenecektir
Tam ortamızdan vuran, bir zahmetli yara
Mutlu aşkın acısına gönüllü atıldıkça
Ekmekler gül örtüye, kalbim yüzüne
Nasır tutmayan terle sarılıncaya kadar
Bu şiir böyledir hep, buz oluveren mısra.
SAVCI, ÇOCUK VE ACI
Sırtı, dağın yuvarlanmış bir kayasında
kaval çalıyordu çocuk
Kavalı silme keder, dinleyenin boğazında
zehir yumruk
Keşfe gidiyordu savcı at sırtında
hep ölüm ezgileri, dedi, hep yürek dağlayıcı
– Gönül bizde nasıl şen olur savcı
katığım dert, ekmeğim acı.
(Dağları Öylecene)
DAĞ KÖYLERİNİN
KADININA ÖVGÜ
Göğsü ızgaralı kadın
Kalk artık
Acılardan bugünkü öğünü kotarmaya
Bebeler acıkmadan daha
Kalk artık
Gönlü yaralı kadın
Dağa güneşten önce tırmanmalısın.
Kamyonlar boşalmadan kasabaya
Kalk artık
Sırtında odun yükü
Koynunda çağan
Koltuğunda peynir çıkın
Pazara sen başlamalısın,
Gözleri garazlı kadın
Kalk artık
Gurbeti en uzun sen yaşadın
Hasretin düğümlü kaldı
Sor artık
kimin boynuna vebalın.
Çevirmişler pazarı
Sakın ilişme tezgâhların yanına
Sen ki onlar için mayın!
Mayınlar...
Ölü mü döner huduttan
Yaralı mı
Ya da zindanda mı kocan
Aylar var ayrılalı.
Derdi horalı kadın
Yerinme, küşüm çekme
Kalk artık
Hazırda mı merhemin
Ekmeğin tandırda mı?
(Dağları Öylecene)