Sina
Akyol
1950 Ankara
Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi.
TRT’de program yapımcısı olarak çalıştı. Reklamcılık
yaptı. Yansıma, Dost, Forum, Meltem, Yazko Edebiyat
dergilerinde şiirleri yayımlandı.
ŞİİR KİTAPLARI
Su Tadında (1980), Lokmanla Geçen Şen Günlerim (1982),
Haytalarla Hatmiler (1990), Ayda Tümör İzleri (1994),
Meğer Söz Gümüş (1996), Avluda (1996)
(BU KİTÂBIN CENKLERİ)
Geceleyin orman, çalar borazan.
Uyanır asker, tüfengine sarılır.
Boşa gayret! Üç beş Köstebek
namluları delmiştir.
***
Geceleyin orman, çalar borusun.
Toplaşır manga, hüda korusun.
Esirgeyip korumaz; sırtın döner.
Dönmekle, telef olup ihvan,
şöyle tasvir edelim:
Meydan ölü, zından yesir,
küpler altun doluşur.
Ekleyelim: Bakın’dı kaçarlara!...
Savuşup cümlesi... ervahına yuf.
Ben de onlara şi’rile saldırıp
kafiye sapladım: bakıyetüssüyuf.(*)
İşte Kirpiler
buna pek sevindiler.
***
Geceleyin orman, çalar kavalın.
Kaval ki şenliktir, Börtü Böceğe.
Eğleşip gelirler, Milli Cephe’ye
ve Sincap ve Baykuş ve Tilki Soyu.
(Haytalarla Hatmiler)
--------------------------------
(*) Kılıç artıkları
(ADI: ÇARLİSTON)
Şöyle ki. Nisan toprağına
cemresiz ve salâsız
ve gizli gömüldüler.
Olsun, süren filizlerine
ruhlarını verdik. Mesela:
bendeniz oğlu Mahir. Şadiye’den doğma.
İmdi.... on beş yaşında bir gençtir
ve namından
kat’iyyen hoşnut değildir.
Vay benim , vay’lar götürsün,
ey benim, ey’ler getirsin,
hüznü hazin gençliğim.
Dahi şunlar:
Cesur kalbim!..
Duyarlı yüreğim!..
Sağlam pabuçlarım!..
Elbirliğiyle eskiyorlar.
Zaten, onlar da eskiyeli,
mahur bir şarkıdır geçmiş.
Ephesus’ta Joan Baez’in
sevabına söylediği.
(Haytalarla Hatmiler)
YASTIĞIM
YORGANIM
Epey uzak yıldızda
epey uzak yıldızda
ben sapsarı uyudum
Kim değer bana? Kim-
sevinç olur?.. Kendi-
yastığım!.. Ürkütür.
Ey benim, benden-
derin toprağım!
Ört beni, kurdumla-
böceğim üşür.
Ben ölürken, ey hırkam!
Avluya köz düşer.
Göğsüm kadar söz düşer.
Gümüş olur.
SU TADINDA
– Yalnız değildim ki orda...
O çıplak
göğün altında,
sabahtı! ormana karışan
bir sabah
gibi indim
nice güzel duyguyla...
Çoğaltarak beni, yan yana
geçtiler, tuhaf bir tıpırtıyla
giden sürü
uzakta, bir çizgi olunca,
yazdım erken
başlayan günü:
Mavidir
diye yazdım.
BABAM İÇİN...
Yaz bahçesi! Sefalı vakitler!
Rüzgâr narin! Hayat İnce!
Zamanın rengi
kıvamına erince,
Sofraya ardıç
dalı değerdi.
Sen, olgun kavun!
Ben, delikanlı peynir!
Hemhal olur söyleşirdik.
Genç babam, gencecik babam.
NİSAN
Dokunsam, diyordum
kadim sesli rüzgâra.
Tenha kıra uzandım,
göl hayatı inceydi.
Sürer,
yalın bir şiir.
Ekşi erik tadıyla.
(Haytalarla Hatmiler)
LOKMAN’LA GEÇEN
ŞEN GÜNLERİM
– Lokman, bize civanperçemi gerek!
bize mürver çiçeği gerek!
Bize turnagagasıçayı gerek!-
1. BÖLÜM
(TABABET İLMİ)
GİRİŞ
Lokman hekim der ki;
tababet ilmi,
zımni
ve karmaşıktır!
2. BÖLÜM
(LOKMAN’A KUŞLAR VE OTLAR
ÜSTÜNE AYKIRI SORULAR)
– Lokman, sence niçin
bazı kuşlar
yüksek uçuşur?
– Lokman, sence niçin
kuşlar ilmi
karmaşıktır?
– Lokman,
dulavratotu
sence niçin
dulavrattır?
3. VE
SON BÖLÜM
(LOKMAN’IN
CÜMLEKUŞLAR VE OTLAR ÜSTÜNE
GÜZEL BİR YANITI)
– Onlar günün erkenci gezginleridir
ve mümkün değildir onları anlamak!
LİRİKLER
(1)
Kışı bekliyorum, nergis çiçeğini.
onunla ovmak için, seni.
(3)
Derin su.. Böyle mi yazmıştım?
–Hayır, diyen sesi. Dipteki kumun.
(7)
Tırtılın
yaprağa söylediğini
dal
duyar.
(11)
Ustanın
çiviye vurduğu çekiç
onarır mı eşyayı?
Zaten, zehirdir söz.
Dolanır, kendini bulur.
(13)
Nakşı derin bir kadın.
Üşür ve işler.
Dağ: Çömelir.
Geyik: Düşer.
Avcı: Vurur.
Kurşun: Kaçar.
Dağda maral
sesi büyür.
(16)
İmdi, martılar da eklendi. Gün
çığlığa kesecek. Hazin salâ
neyi anlatsın? Hayat yürür.
UZUN YÜRÜYÜŞ
(1)
Susacak ve konuşacak ne çok şey var.
Mesela zakkum: büyüsünü yitiren bir
sözcük
işte!
Bu yüzden.
çıkmıyorum kırlara.
Olur görüşelim derken bir dosta,
inançsız ve yalancı sesim
hayır, üzmüyor beni.
Zaten,
yıllar var ki.
şehir değiştirmedim.
Ve hayrettir,
yerli yerinde duruyor
bunca gök.
Duradursun...
Rüzgârlar da dineli
epriyen yelkenimiz
kefen bezimiz.
(2)
Onu fakat şöyle yırtıp
cart diye geçelim:
Saklı dehlizlerden
gizli koyaklara
yollar bulup yol eyleyip
yıllar sürüp gün eyleyip
çaşıt donlu uğru gezip
köyler basıp itler kırıp
tavuk çalıp tüyün yolup
derhal kesip çiğ but yiyip
beter olup cüzzam kapıp
kinin yutup inildeyip
ölen ölüp kalan kalıp
namlar verip namlar alıp
kurda kuşa yemler olup
isabetle kavuşalım:
menevişli mor sümbüllü
yayla çiçeği kokuşlu
esirgeyen dağlara!
esirgeyen dağlara!
(3)
(Bu meyanda,
Şafak söksün, gün ışısın,
biz inmeye devamla:
Nerelere şuralara:
Yamaçlara bayırlara!
Ovalara çayırlara!
..Hitamında:
Gümüş derelere...
Zümrüt yeşillere...
Şükürler olsun, konalım.
Konuldukta,
basübadelmevt’e varalım.
Vardık madem, anlatmaya devamla:)
(4)
Neyi fakat? Niçin? Ne hakla?
Şu hakla: Akşamın balkonunda
batan güneşi aziz şarâbı
yasak meyveyi, yeşil biberi
cemedip yazâriken,
aman!... kem talihe kör uçuş:
safalar getirdi bir ölü kuş!
Adını da düşelim:
Değil serçe! Değil martı!
Parmak uçları çengel tırnaklı.
dahası: emici safihayla kaplı.
ayacıkları kanatlı.
sık tüylü, derviş kılıklı
şirin veba kuşumuz!
Üstelik,
memeli
yumuşak
ve huffaş!
Onu yakıp kül edip
anlatmaya devamla:
Saksıdaki biberi!
Saksıdaki biberi
FELSEFE VE ABUZER
1
“Kuramsal doğrularla pratik yanlış
lar arasındaki çelişki delirtti Al
duzer’i!”
dersem eğer;
şaka değil,
gerçektir sözüm!
Koyun siz de gerçek
sözüme bir mim!
2
kuramsal doğrularla pratik yanlış
lar arasındaki çelişki delirttiyse
Alduzer’i;
Bizim ilden, sarhoş gezen, amca oğlu
Abuzer’i;
Hangi namert kuşlar bunlar?..
Hangi mel’un keçiler!..
Yiyip bitirdiler!..
Dağ yolunda bıraktılar!..
Küller, küller, küller başıma!
(Lokman’la Geçen Şen Günlerim)
SATEN
I
Sabah serinliğiyle yazıyordum; güneş
hınzır bulutla çekişiyordu.
II
Uyuyordum, uykunun kıyısında
usulca durdum.
Yastığına taze otlar bıraktım.
Biraz gümüş, biraz şiir ekledim.
Şenlensin diye om’zun,
ıslık çalıp çağırdım:
Gelen,
çayırkuşuydu.
BEN BANA ÜRYAN
Hangi tanemi
bin bir tane giyinsem,
ben bana üryan!
Sana soyundum.
Senin gülden memene
fakir yetiştim.
Nasip dedim, çok-
memen!... (Yedi uyurla
uykular uyur.)
***
Gezdim rüyanı!
Keskin gözüm arpacı-
kumrusuydu of!
***
Derûnundayım.
Saklındaki eşkıya-
yatağındayım
Bana kurşun mu,
bana yoksa nazar mı
incecik değer?