Süreyya
Berfe
1943 İstanbul
Ortaöğrenimini Çanakkale Lisesi’nde tamamladı. İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde bir süre öğrenim gördü.
Reklam şirketlerinde metin yazarlığı yaptı ve
yayınevlerinde çalıştı. Düzlem, Zeren, Türk Dili, Yeni Dergi, Milliyet Sanat,
Gösteri gibi
dergilerde şiirleri yayımlandı. 1966 yılına dek
şiirlerini Kanıpak soyadıyla yayımladı. 1992 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü aldı.
Hayatı
sorgulayan yalın şiirleriyle 1960 kuşağının önde gelen
şairlerinden oldu. Çocuk şiirleri de yazdı.
ŞİİR KİTAPLARI
Gün Ola (1969), Savrulan (1971), Hayat ile Şiir (1980),
Ufkun Dışında (Toplu şiirleri, 1985), Şiir Çalışmaları
(1992),
Ruhumun (1998)
KALFA
Aldım kalemi yazdım
Kalem ki ezbercilere göre benim “en güçlü silah”ım
Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, yazarın telif hakkı
ekonomik ve sosyal güvence
hastalık ya da ölüm halinde ortada kalmama vs. vs...
Sen sen ol bunları ezbercilere bırakma
Aziz nâşını bırak, düşündüğün son şiirin müsveddesini
teypteki
sesini üstünde başında ne varsa hepsini,
kitapları dergileri gazeteleri, gerekirse resimleri
başkalarının “bozuk” dediği dengeni ve
rakının son dublesini bırak
Sen sen ol inandığın doğruları bırakma
Şöyle bir kalfaya kulak ver
Sarıbal sokağında oturuyor, epeyce olmuş askerden geleli
yalnız yattığı için sabaha karşı atıyor yorganı üstünden
çok geç uyuduğu için de
sabahleyin uyku gözünden yağmur gibi yağıyor
evlenemiyor ama seviyor kendisi gibi evlenemeyecek bir kızı
İkisinin de aylığı ayın onyedisinde bitiyor
kalfanın uçan kuşa borcu var, kızın yürüyen karıncaya
Her gece aynı şarkıyı söylüyor
“Bir yer ki sevenden sevilenlerden eser yok”
Neden devrimci bir sendikaya geçmeleri gerektiğini
anlatıyor arkadaşlarına
en sevdiği yemek, köfte piyaz ekmek
birbirlerine benzeyen devrimci kızlarla arası iyi değil
onları erkeksi ve fazla ukâlâ buluyor
sevmiyor onların bayıldığı türkücüyü
kurdukları cümleleri yadırgıyor
çok sigara içtiklerinden
çok konuştuklarından ya da çok sustuklarından yakınıyor
Elele tutuşup
Boğaz Köprüsü’nden atlayan sevgilileri bir türlü unutamıyor
sevişince serçe gibi değil fil gibi sevişiyor
ağır bir hastalıktan kalkmış gibi oluyor
yalnızlıktan kesinlikle hoşlanmıyor
yolda taşıtlarda meyhanede kahvede
hiç tanımadığı insanlarla konuşabiliyor
ne devrim ne hayat ne insan ne aşk ne şu ne bu
yalnız kitabî olan hiçbir şeyi anlamıyor
Bir de ezbercilere bak
Kendilerini, kitapları ama yalnız kitapları
vitrinleri, modaları izleyenlere
haketmedikleri, kendi güçleriyle kazanmadıkları şeylerle
avunup
hüzün acı yalnızlık yabancılık anlaşılmama nutukları
çekenlere
iç dünyalarını dış dünyalarını
değerlerini beğenilerini inançlarını
davranışlarını arkadaşlıklarını aşklarını ithale açık
tutanlara
askere gitmemiş ve gitmeyecek olanlara
bütün ezbercilere
çürümekte olan ağaçtan meyve bekleyenlere bak
Mutlu evlilere, uykuları düzenli olanlara
ustalara, profesyonellere, mekaniklere, otomatiklere,
naylonlara
bıraksan pahalı bir elbiseyle sevişecek olan karılara
koyversen güzel kokulu bir perukla evlenecek olan erkeklere
sidiği deterjan, teri plastik kokanlara
turfanda sebzelerle meyvelerin
pek seyrek çıkan balıkların adını
hayatın gerçek tadını bilenlere
Kalfa, bekar odasında, gece yarısı
sevgilisini borçlarını hayatını düşünürken
kapının önünden Mustang Mach I ile
international bir otelin odasına gidenlere bak
Ve bıkma usanma yılma bakmaktan
Şimdilik bak
Bütün olup bitenlere şimdilik bak
Ve gör
Dört aç gözünü
Düşün ki her soru sana da soruluyor
Her cevabın içinde senin cevabın da var
İşte aldım kalemi yazdım
Belki iyi ettim
Belki büyük hâtâ yaptım
Belki de kınayacak beni ezberciler
Sağlık olsun n’apalım
Kalem bu
Benim en acemi silahım
BİR DOST BULAMADIM
GÜN AKŞAM OLDU
Yorgunluktan başım düşüyor
Gökte kanadı ayrıç ayrıç bir kırlangıç
Dere gibi geçiyor içerimden
Ekmek kurumuş
Zeytin çekmiş yağını
Yürüdüm yutkuna yutkuna
Toza belendi miğdem
Gözlerim soldu
Armuda vardım yüksek
Bostana vardım ellerin
Köy hayat gibi ırak
Dönendim durdum
Bir dost bulamadım
Gün akşam oldu
Taze yavrum kan kusuyor
Dışarda eli kırbaçlı bir rüzgar
Hançer gibi geçiyor yüreğimden
Tezek tükenmiş
Oda çekmiş sıcağını
Düşündüm tütünü sara sara
Ağuyla dağlandı ciğerim
Yüzümün rengi durdu
Avrada baktım ağlıyor
Komşuya vardım susuyor
Kasaba devlet gibi ırak
Yol kapalı
Kalktım oturdum
Bir dost bulamadım
Gün akşam oldu
Amerikan buğdayı bereketli olmuyor
Ötede bizim buğdaydan sapsarı bir ırmak
Güneş gibi geçiyor düşlerimden
Öküzler zayıflamış
Toprak çekmiş elini
Eridim hilâl oldum
Sele karşı terim
Gücüm dondu
Tüccara vardım ürkek
Yakın köye vardım bakmıyor
Geçim bir kanlı tuzak
Sordum sordurdum
Bir dost bulamadım
Gün akşam oldu
Şehre inince keyfim kaçıyor
Her yerde yüzüme çarpan bir tokat
Eski bir kin gibi geçiyor gözüm önünden
Kapılar kapanmış
Hükûmet çekmiş ayağını
Bekledim köle oldum
Yere yapıştı dizlerim
Umuduma set kondu
Valiye vardım ödlek
Başkana vardım gülüyor
Belki çıkar diye evrak
Sustum oturdum
Bir dost bulamadım
Gün akşam oldu.
(Gün Ola)
NÖBETÇİ
Dağ başından bir ışık geliyor
Yansıyor gözlerimden şehre
Bozkıra köy evlerine
Yorgun değilim seninle buluştum
Bir mendil sevinç yolladım sana askerden
Sevdamın nöbetini tuttum bütün gece
Dağ başından bir yel esiyor
Dönüyor tüfeğimin namlusundan şehre
Fabrikalara harmanlara
Üzgün değilim anamla konuştum
Bir tokat izi yolladım ona askerden
Vurulan yeğenimin nöbetini tuttum bütün gece
Dağ başından bir su kaynıyor
Akıyor postallarımdan şehre
Sana izin tezkeremi yolladım askerden
Acılarımın nöbetini tuttum bütün gece
(Savrulan)
SON AYLARIN ŞİİRİ
Ben sevince yeryüzü arınır
Yüzüme vurur gölgesi
Yüreğim aşkla beslenen başaktır
Açılır
Soymak ister kabuğundan bedeni
Ben ağlayınca serçeler uçar
Dünya küçülür gözümde
Durur önümde bir hüzün serpintisi
Yayılır
Yıkmak ister acıdan kuleleri
Ben gidince öfkem ayaklanır
Dindiremez onu çocuklar bile
Köpürür taşar ama yalnız kalır
Morarır
Yalnızlığın verdiği sessizlikle
(Şiir Çalışmaları)
GİTMİYOR
Sen olmadan gitmiyor
taptığım yalnızlık bile.
Sen olmayınca gitmiyor
yenilerini tanıdığım acılar bile.
Sen olmadan gitmiyor
bıktığım, usandığım ölümler bile.
Sen olmayınca gitmiyor
sokağa atılmış bir köpeğin hüznü bile.
Sen olmadan gitmiyor
nar ağacının altına çekilmek bile.
(Şiir Çalışmaları)
GURBET
Ayışığı unuttu karları
Nerdeyse tipi çıkar
Yaralı bir keklik
Uçtu önümden
Bende kaldı kanadı
(Savrulan)
ZAMANLA
Düşününce uzaklarda olduğunu
öyle uzuyor ki zaman...
Bugün ne?
Hafta bitti bile.
Bana sorarsan daha günler var.
Ne acı
günlerle ölçülüyor ayrılıklar
Duyunca uzaklarda olduğunu
öyle duruyor ki zaman..
Saat kaç?
Gün bitti bile.
Bana sorarsan daha saatler var.
Ne tuhaf
saatlerle ölçülüyor ayrılıklar.
Bilince uzaklarda olduğunu
öyle ağırlaşıyor ki zaman...
Güneş doğdu mu?
Sabah bitti bile.
Bana sorarsan birkaç dakika var.
Ne korkunç
dakikalarla ölçülüyor ayrılıklar.
(Ruhumun)
ŞİİR ÇALIŞMALARI
17.
Sabah. Fena değilim.
Herşeyim yerli yerinde.
Okudum gazeteleri, baktım insanlara
döndüm önceki halime.
18.
Akşama kadar, gün battıktan sonra bile
didinip durmak...
Bir bilsem ne için?
19.
Rızk topluyor ana ve çocuklar
çöplüklerden, yollardan.
Dişi kaplan
yavrularını ava alıştırıyor.
20.
Olduğum yerden başlasam yaşamağa;
olduğumu sandığım yerden.
21.
Ne kadar sürecek bu dehşet?
Ne kadar yaşayacak
insanın karşısındaki insan?
Dursun. Son bulsun.
Çekmek istemiyorum her gün
değişik işkencelerini aklın.
22.
Her geçen yıl beni eşyasızlığa alıştırıyor
eşyasızlığı bana.
Soğuyoruz günümüzün gözdelerinden
ısınıyoruz yalına, yalınlığa.
23.
Sordum yeni doğmuş bir bebeğe:
-Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?
-Annemin sütünü düşleyerek.
Bir mezarlıktan geçerken sordum ölülere:
-Affedersiniz. Boş zamanlarınızı nasıl değerlendirirsiniz?
-«Gelecek»leri düşünerek.
25.
Yorgunuz.
Durup dururken ve
yaşayıp yaşarken yorulduk.
Hiç kimse, hiçbir şey dinlendiremez bizi.
Ölene dek yorulduk.
KAYIP
Seni yitirmedim, kaybettim.
Cep saatimi yitirdim, seni kaybettim.
Gökyüzünün herhangi bir yerinde
herhangi bir gökyüzünde
kaybettim seni.
Kim kimi buldu ömründe?
Herkes başka bir günü düşündü.
Şöyle ya da böyle
ömründe olmayan dünü düşündü.
Yeryüzünde, hemen şurda
kaybettim seni.
Telâşta, korkuda kaybettim.
Hüzünde, coşkuda kaybettim.
“Mutluluktan ölebilirim” dedin, kaybettim.
Kim kimi tanıdı ömründe?
Herkes başka bir durumu düşündü.
Şöyle ya da böyle
ömründe olmayan umudu düşündü.
Kaybolan ne varsa onlarda, onlarla
geçen günlerden birinde, geçmişte
kaybettim işte, zaman sustu.
Zifirî karanlık bir mağarada
ürkek bir yosun ışıdı, kayboldu.
(Şiir Çalışmaları)
RAĞMEN
Kayıp bir gün daha.
Çocuklar büyüyor, yaşlanıyoruz
seni seviyorum.
Soğuk bir çağrı daha.
Tanıdık bir boşluk, dağılıyoruz
seni seviyorum.
Gitti bir arkadaş daha.
Zaman ölüyor, duruyoruz
seni seviyorum.
Gizli-açık bir mutsuzluk daha.
Çok konuşuyorlar, sıkılıyoruz
seni seviyorum.
(Şiir Çalışmaları)
ÇOK ARIYORUM SENİ
Ağlamam Turgut, ağlamıyorum.
Alnım kırışır.
Alnım neyse ne de
gönlüm buruşur.
Seni indirdim mi yataktan?
Çıkarsam aklım karışır.
İyidir Turgut
-lâf aramızda-
bize ağlamak yaraşır.
Bir gün olur her şey değişir.
Bakarım buralarda değilsin.
Hep böyle süreceğini sanırım
sürer gerçi, ama sonu değişir.
Denkleştiririm senden kalanları.
Buruşuk bir gül bize bakar kamaşır.
Sonra bir sana bir bana bakar.
Neden biliyor musun?
Medresenin yanındaki kışlanın
önü deniz
Bahçesinde çamaşır.
(Ruhumun)