Salih
Bolat
3 Temmuz 1956 Adana
Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Sosyal
Politika Bölümü’nü bitirdi. Hacettepe Üniversitesi’nde
yükseklisans doktora programlarına katıldı. Öğretim
üyeliği yaptı. Yapıt, Petek, Oluşum, Broy, Varlık, Yarın,
Düşler gibi dergilerde göründü. 1984 Akademi Kitabevi,
1986 Yaşar Nabi Nayır, 1990 Ceyhun Atuf Kansu şiir
ödüllerini kazandı.
ŞİİR KİTAPLARI
Yaşanan (1983), Bir Afişin Önünde (1986),
Sınır ve Sonsuz (1988), Karşılaşma (1993),
Uzak ve Eski (1995)
ŞARKI SÖYLE
bugün eve gitme yusuf şarkı söyle
dersten çıkmışsın bak elin yüzün tebeşir
yağmur yok dışarda hava çok güzel
gelirken bir çiçek çarptı alnıma
alnım bu yüzden ıslak
al bu şiiri önce dizelerine ellerini sil
dersten çıkmışsın bak elin yüzün tebeşir
yusuf beni dinlersen bize gidelim
karım var evde seni görünce sevinir
son günlerde bunalımlı bilirsin çocuk ev iş
çocuğa bir çukulata karıma bir nergis alırız
olmazsa bir şişe hitit’le ağzımızı kana bularız
sizinkilere haber verme istersen bir telefon aç
nasıl olsa tahmin ederler bizimle olduğunu
şöyle bir düşündüm de dünyayı ülkemizi kendim
kuşku ve korkuyla nasıl yaşarız böyle
bugün eve gitme yusuf şarkı söyle
YETER Kİ
kabul ediyoruz, saatlerle nesnelerin uzaklığını
günün değerini belirleyen yankıyı
dinmez çağıltısını dal ucundaki çiyin
söyleyin, gürültüsüyle gelsin gecenin yatağı
uyuyan ağaçlarıyla bir park nasıl bölünür
ikiye, üçe, daha fazla düş’e, gelsin.
kabul ediyoruz, güneşte ısınmış buğdayın sıcaklığını
çamın gövdesinde zonklayan budak, kabul ediyor
köstebeğin burnundaki toprak kırıntısı, kabul ediyor
yanmış kâğıdın karanlığı, kabul ediyor
yeter ki sürsün kanın serüveni!
ŞİİRLER ŞİİRİNİ ARAMAK
bırakılmış bir sonbahardı
şiirler şiirini arıyordum
lorca’yı ağlarken buldum rüzgârda
eylül güneşiyle tutuşan bir gitar sesiydi ispanya
bir elim sıcak denizlere değerken
bir elim buzul çağlarında
şili yangınlarında buldum neruda’yı
gülüyordu kasımpatılar arasında
şiirler şiirini arıyordum
acılarda ağrılarda ayrılıklarda
biliyordum uzak değil
pir sultan nâzım hikmet ve daha
gün eridi mor dağların ardında
gürültüyle uzaklaştı güvercinler
tam ulaşmıştım şiirler şiirine
sinsice bastırdı gece
böyle sinsice bastıran gecelerde uyumadım hiç
en yanık türkülerle kırdım sabahın sürgülü kapılarını
hasretle atıldı şiirin kollarına
yürek ve bilinç
GÖK
küpünde dinlenen şarap; yaz göğü
fazla bir şey istemiyoruz, yaşamaktan başka
anlamak istiyoruz, ters dönmüş böceği
dinlemek istiyoruz, taştaki yosunun türküsünü.
geceyle mühürlenmiş mektuplardır, yaşlılar
eski ölülerden haber veren, eski şeylerden
bakarlar, açık bırakılmış kapınızdan
bir at yapmak için ne gerekiyorsa, örneğin
kişneme, yele, sağrı, nal - binicisi bilinmez-
öyle bakarlar, fazla bir şey istemeden.
hep bu saatlerde bir gök geçer üstümüzden
nar ağacı nasıl çiçek açar, onu düşünür kadınlar
kedi nasıl gerinir, kundağı çözülen bebek nasıl, onu
derinliğinde ağustos’un, kımıldar kozasında uyku
alınıp götürülmüş oğullarımızın son yüzleri gibi
ve kayıp kızlarımızın, belleğimizden silinmeyen
bir gök: demire ve geceye bölünmüş.