Seyhan
Erözçelik
1962 Bartın
Boğaziçi Üniversitesi’ne ve İstanbul Üniversitesi Arap ve
Fars
Dilleri ve Edebiyatları Filolojisi’ne devam etti. Reklam
ajansında
metin yazarı olarak çalıştı. Şiirleri Yazko Edebiyat,
Gösteri, Poetika
gibi dergilerde yayımlandı. Şiir Atı dergisinin
yayıncıları arasında yer
aldı. Halit Asım’ın şiirlerini “Ömür” adlı bir kitapta
derledi. Ayrıca şiir
çevirileri de yaptı.
ŞİİR KİTAPLARI
Yeis ile Tabanca (1986), Hayal Kumpanyası (1990), Kır Ağı
(1991),
Yeis (1995), Gül ve Telve (1996)
HARCIÂLEM GÜNLER
Ağacın altın sular sürdüğü göğ kırıklarında
kanatlanıp isyan etmiş tasvirler silsilesi,
haritalanmış sarsıntılarla zehirleyen coğrafya.
Akıyor
fecir,
eklenirken gövdeler sonbahara, altın ırmaklar
ağaçla dağılıyor göğe, tortu kalıyor sulardan,
gözler yarıklarda cam gibi mıhlandıkça.
Hapsedilmiş akşamlar bulanır ağlayan sonbaharlarda,
saydam ve karanlıktır cisimler. Savrulduğum,
gül yapraklarını araladığım loş odalarda erirdi tenin
mumışığında... hatırlıyorum. Kopuk sayfalarda kalırdı
saldığım çıplak güçler, alışırdık gölgelere,
ay zehirlenmesi alâmetlerini hissedip gövdelerimizde.
Lotoslar nakşedilmiş akşam çatlıyor,
sızan sıvıyı kana kana ve üzülerek içiyoruz.
O, heyecanla santûr çaldı bir günün sonunda, karıştık
böylece tasvirlere, birer şekil olduk göğ kırıklarında,
göğe giyinik atladık ateşlere.
AYNAYŞE
bir Karadeniz havası
I.
Yıkılmış manastırda örgü
örüyor kadınlar. Görüyor
kadınları ay. Ay örgüyü
görüyor, kadınlar örüyor.
Yürüyor ay, yürürken aysar.
Ağaçların donuk yüzünden
sana bakıyor çözerken sen
saçlarını.
örüyorsun
onları
Ağaçların arkasından
baktı sana ay, sonra battı.
Ya sen?
II.
Ayşe önünde aynanın, çözüyor
incik ve boncuklarını, saç!
larını ör Ayşe. Kır aynayı,
parçalansın eşyA.
Şangırtıyla iniyor ayna.
Önünde Ayşe’nin
eşyA
ve ay kırıkları. Ayaklarını kanatıyor.
.......
VI.
Kapanmış odasına,
yanıyor Ayşe! Çıplak, ıslak ve şah!
Kuş susmaz hiç. Tüylerinin arası
ıslak. Kanıyor Ayşe, yanıyor
Ayşe! Avcunun içinde kuş,
Çıplak, ıslak ve şah!
.......
IX.
Kızzz-
zzzzzt! Ayşe!
Kaçar mısın
kız benimle?
Şinanay şinanay
şinanayşe
.......
XIV.
Gong!
Ay vurduğunda ayşe oynuyordur yanarak
bıraktığında kendini denize fütürsuz
Seyirciler Açç! Açç! Açç!
O
‘ranı da göster! diye bağırmaktadırlar.
Aman Ayşem, yaman Ayşem türküsüyle
film biter, ışıklar yanar. Gözler
yorgundur.
XV.
Makiniiist! Açç’şe
(Kır Ağı)
I./‘eflâtûnî’
Akşamın gözü kör. Mâşûkun eflâtûnî,
kor meşk içinde zamanların en güzünü.
birisi yağmur yazıyor akşamlar üzre,
kor meşk içinde güzlerini bu zamanın.
Birileri yağmur yazıyorlar akşamlar
üzre. Aşkın gözü kör. Mâşûkun eflâtûn
–îîî Âteş olur aşk, eflâtûnî. Bu akşam.
YAZA SIZILA
I./
Yontular, hepsi dağılıyorlar. Ağ
olup dağılıyorlar. Öptüğün an.
O yerde; ırmağın denize döküldüğü,
bildik bir çiçeğin koparılmadığı, bir
açalyanın varlığından habersiz,
kuşların kısacık öttükleri ve
öldükleri, kimsesiz çocukların ırmak–
ırmağın sürüklediği akağaçları
topladığı ve yonttuğu o kıyı,
o kıyıda; yontular, hepsi de ağ
olup dağılıyorlar, o kıyıda, güneş–
güneşin sürüldüğü ve ırmak denize
dökülürken kopuk denizcilerin
içki şişelerini kırıp uzun,
gözalıcı dalgakırana gittikleri
o kıyıda, dalgaların durmaksızın vur-
vurdukları-bir şeyleri karaya
vurdukları, o yontuların, çocukların
şekillendirdiği o ağaçların, sürgün
güneşin batıp kırık akşamların
yaşandığı, piyanoların kapak-
kapaklarının hafifçe örtüldüğü,
kıyısız bir deniz mi artık, hangi kıyı,
ırmağın denize döktüğü yontu-
yontular dağıldıkça, serseri bir
deniz adamının, hiçbir zaman elinde
lavtası, oturup Bach’ı çalmayacağı,
güneşin göğe sürüldüğü, uçsuz
kıyıda, esrik ikindiler, eyağ-
eyağsız, divitsiz, kâğıtsız, çiçeklerin
koparılmadığı, kuşların,
o
yerde. Öp-
öptüğün an. o yerde, o yerdeyiz.
II./
Güneşin ıslandığı, gözeriminde buğunun
dalga dalga yayıldığı, kendiliklerde, deniz-
denizde, gözeriminde, bulutların buğuyu
dalga dalga yaydığı, cazı dinlemediğimiz
saatlerde ve çayı bıraktığımız, geçirip
başımıza şapkaları, gözlükleri takıp bir
kadını düşündüğümüz saatlerde, tuz ve gün-
güneşin ıslandığı, söndüğü, akşam geçirip
giysilerini sırtına ağır ağır inerken,
inlerimizde büzülünce, gecede, gazino-
gazinoların çın çın öttüğü, dağıttığımız
saatlerde, dilimizde pasın tadı, ölünce
akşam; hangi denizin derinliklerinde yitti-
yittiğimiz ve neleri yitirdiğimiz, martı-
martılar
, güneş, deniz, bulut ve bizi andıran bir şeyler.
martılar
, güneş, deniz, bulut ve bizi andıran bir şeyler.
III./
Gözeriminde küçücükcük bir yelkenlimsitrak gidiyor!
ken, güneş-buğulaşınca geride tuz bırakan denizin
suyu gibi, yani ince bir buhurdan-ağır ağır batıyor!
ken, güneş sabah da böyle mi doğar, kendimizi yenilerken
biz?
saat kaçta
Güneş
batar?
kaç saatte
(Kır Ağı)
Ø ile T
Yıldırım için, Cihangir
kedilerine
İnce Tarih ve Labirent! Hadiseler
çoğaldıkça büyütülen vesveseli yalnızlık
hadiseler boyunca. Bir şehre
sürünüyor imparatoriçe, sonradan sokaklarında
ince bir yağmur gibi yaşlı şairin gezindiği...
Keder ve dedikodu içinde... altın temaslar hayal ederek.
O günler bir daha gelmeyecek. İhtiraslar da...
Emanetler, Labirent’in isli odalarında saklanıyor,
Tarih’in anılara döndüğü yerde. Kuytu tavernalarda
yutuluyor ateş, su, hançer ve zehir.
Labiodental, tiz bir çığlık iniyor Tarih’in üstüne.
Arzu eden herkes artık ölebilir!