Veysel
Öngören
1931 Diyarbakır - 30 Eylül 1998
Afyon Lisesi’nde ortaöğrenimini tamamladı. İstanbul
Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ile Dil
ve Tarih
Coğrafya Fakültesi’nde okudu. Vatan gazetesi ve TRT’de
çalıştı.
Dost, Yeni Ufuklar, Türk Dili, Ulus, Türkiye Yazıları
gibi dergi ve
gazetelerde yazdı.
ŞİİR KİTAPLARI
Remo ve Salo (1979), Vay Gözüm (1981), Remtelebe (1982),
Koca Ülke (1983), Arif’in Kızı (1987)
VAY GÖZÜM
IV
Bunlar yetmiyormuş gibi
Ne kadar yanlış anlatılır
Halleri halkın
Övgüler ve yergilerle
Değil mi ki
Yiğitlik
Yalnız kondu çoktan
İliği somurulmuş
Bir geçmiş zaman oldu
Olmadığı sohbetlerde sözü edilmekten
Teres adamlarca
Kimi şeyler sözlerle sevilmişse
Biraz hayata yabancıdır
Can havliyle fırlayışı insanın
Kendi gibi birineyse
Boynu bükük bir ağacın
Boynu bükük bir suya düşmüş gölgesidir
Ayrılıklar
Biraz safça, çocukça
Duruyorken orta yerde
Herkesi karartan
Kara dinli izbandut
İşte
Kulplu Recep
Şeğoy Fişati
Koçero
Abdurrahman Balta
Ve herbiri.
Çok övdü Koçero’yu
Kulp canavarı, dedi, Reco’ya
Edebiyatı burjuvazinin
Temellerken silâh ticaretini
İkisi de aynı garibdi
Koçero mert fakat öyküsü hoyrattı
Reco gerçekildir
Sinsice,
Komşusunun, kardeşinin kılığına girerek
Onu gelip buluncaya kadar zulüm
Reco
Delika’da kavruk bir çocuktu
Havedalı’dır
Zulma direndi
Ve direnir direnmez
Tutulmadı bu kavruk çocuk
Dersin fırtına
Mermisi hedefini şaşmadı
Düşmanından başkasını vurmadı
Çobandan aldığı ekmeğin parasını verirdi
Talan aktarmadı
Kadın oynatmadı
Hep çabuk çekilmiş tetiğe yaşamıştır
Kimi yerde kıl payı
Ya da almayan kapsüle
Vurmasa vurulacaktı
Gel gör ki düşmanı kendi gibi
Başka bir köyde başka kavruk çocuklardı
Gül ki şimdi burjuvazi
Kursağında kalacak hevesin
Anlamadığın şeydir
Övünmüyoruz
Şivan düşüyoruz
Pusatlarımızla
Kimsesiz kalmışlığına kavrukluğumuzun
Onlar
Kovuşturulmuşlardır
Mahkumdurlar
Düşmandan, jandarmadan
Ev içlerine korku salan konuk
Kırda çobanlar birer kırmızı gelincik
Ekmek yenir, su içilir
Düşman sorulur
Kısaca, hayat
Süreklenen bir ırmak
Dağlar
Kuytu koyaklar
Kıvrılan bulutlar
Ekmeği suyu ve uykuyu verebilseydi
Ve bilseydi konuşmasını insan diliyle
Kendi başına meseleyi çözseydi silâh
Kolaydı
Yeryüzüne indirmek yıldızları
Yaklaşınca zulüm
Yürekli tek adama
Kendini kesen kılıçtır başkaldırı
Bu
Bilindi artık
Geriye ne kaldı
Çete mi:
Korkuyu ve ölümü üretir
Naralar
Atlar
Otuz altı boğumlu mızrak
O eşi bulunmaz ulak
Devriyeler yararlar
Köyler yakarlar
Çekilir
Kuytu beleklerde nöbetle uyurlar
İstense de istenmese de
Egemenliğin soluk alışıdır,
Çete.
Çete,
Yükselirken güzeldir
Halkın dilinde sıcak,
Özlenilmiş çağrıdır
Tülbente vurulmuş sumak
Çıkarır orta yere çehresini zulmün
Zulma karşı umutdur
Yükselince uzaklaşır
Rengi solar
Göz yaşıyla sulanır yaşmak
Hiç sızlattı mı içinde bir yeri
Bir genç kadının umudunu gömüp içine
Faydasız diyen bir el çevikliği ile
Düzeltişi tülbentini
Kaldı ki
Hele ufak iş bunlar kele
Bizzat halk
Sardı aman vermez belleri
Yol vermez geçitleri
Kuş uçmaz karlı dağ başlarını tuttu
İnadla yürütülmüş savaşlarıyla
Heyhat!
Tadı değişmişti alanların
Doğmuştu sorgu.
Üretmek meslek olduğunda
Yaşamak meslek olduğunda
Silâha karmıştı mal.
Her zamanki gibi,
Şebnemlerle bezenmişti dünya:
Çocuklar doğmuştu.
Kadın memeleri süt dolu
Erkekler gizli gizli gönenmede
Baktı
Tenhaydı sular,
Duraksadı.
Biliyor artık:
İşlikten başlamıyorsa müsademe
Özlemleri tehlikededir.
(Vay Gözüm)