27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Veysel Çolak

 

 22 Ağustos 1954 İkizdere / Rize

Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü bitirdi. Edebiyat öğretmenliği yaptı.

1974’te Milliyet Sanat Dergisi Ödülü’nü kazanarak edebiyat yaşamına katıldı.

Şiir ve yazıları Yarına Doğru, Yeni Dergi ve Çıkış dergilerinde yayımlandı.

Dize dergisini çıkarttı. Çocuk kitabı ve şiirle ilgili incelemeleri yayımlandı.

Sabri Altınel, Ali Rıza Ertan, Halil Kocagöz ve Rıfat Ilgaz şiir ödüllerini kazandı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Terin Yaktığı Bir Yaradan (1978), Günlerin Yağmurunda (1980),

Aşkolsun (1982), Ötesi Yar (1985), Fotoğraf Arkalıkları (1985),

Ölüler Diyaloğu (1988), Umut Aşktadır (1993), Buz ve Ateş (1994),

Aşkın La Sesi (1995), Kalbim Hoşçakal (Toplu Şiirler I, 1996),

Giz ve Yara (Toplu Şiirler II, 1996), Mürekkep Zamanlar (1999)

YALNIZLIĞIN SESİ

Bir küflü gece. Haydi aldatılalım

Bıçağın kalbe değişi, bir baraj yıkılmış içimizde.

 

Ömrümüzdeki yırtık, yalnızlık bir cehennem

Bağırsa, gözlerinden gelen sesi duyurabilse

Kenti kusacak. Bağırsa

Kendi sesinde boğulacak.

 

Suçumla oturuyorum. Söz ve yazı utandırıldı

Güz benden başladı, benimle yarıştırıldı

Limanlar çürütüldü martılarını beklesin diye

Beni yanıltan,

Bir köylünün boyadığı başaktı.

 

İçimde avcılardan kaçan bir karaca sürüsü

Dışımda yaşasam da; aldığın gömlek, onları da korudu.

 

Geri döndü bir ömür boyu açılan kalbim

Kuşlar dönmedi. Bulutlar ve sonbahar değişti ama

Aşk eskimedi, beklemek eskimedi

Özlemek eskimedi hiç.

 

O günden beri bir begonya sesi.

 

 

SAĞANAK

                                                             Miray’a

Yüzüne bakarım sen ay çiçeklerine

İçinde biz ikimiz bir otobüs salınır

Bir yazın bittiğini söyleme sakın

Kırlangıçlar gidecek bu çocuk üşüyecek

Nasıl taşısın artık o göçmen yüreğini.

 

Sevdiğime kan veririm bütün gün

Sevişen insanların terlerinden bir deniz

Sevdiğime veririm yüzüm bana yakışır

 

Hep eylül vardı

Hangi ayda olduğunu unuttum

Altıyol ağzında bulduğum vakit

Su olmuş akıyordum yüzüm yamaçtı sana

Rüzgârına kapılmış da giderken

İki çiçek öpüşür koparılmaz bu yardan.

 

Erkeksiz kadın, alımlı, ağacın tek yaprağı

Sevgilim artık sulandı mı toprağın

Toplumun gözünde yosma tarlanın en kurağı

Dilsizlerin okumaya çalıştığı bir şiir.

 

Başlattığımız o sabahların gecesi yoktu

O gün yaktık dünyanın bütün ateşlerini

İki yangın kavuştu birlikte gülmedik mi?

 

Yüzüm gölgelenirse, unutma sakın

Aynı ufka bakalım yoksa giderim

Denize çıkan yolları kapat

Sana alıştım, anla ki dağlarımı özetleme

Senin için çam kırdım çiçek çaldım

Yorgunum susamışım, saat kaç

Hava ne kadar soğuk

Bir yorgan gibi üstüme seril

Beni öp ısınıp saklanayım

 

Sonbahar mı yeniden, bu nasıl olur

Kızlar hâlâ yeşil asmalarda koruklar

Düşün bu yaz böyle biter mi?

Söyleme-sakın.

 

 

YÜZYÜZE

Zaman da ölür. Kan göç eder

Kimse beni bu kentle barıştıramaz

İçimde bilmediğim bir şeyle karşılaşma korkusu

Neye baksam

Sevinçlerim çırpınarak ölüyor.

 

Bir sonu olsun diyorum ama gün uzasın

Bir çocuk çiçeğinin rengini arıyor.

Her şey bir yıkıntıya ulanır

İşte kuşatan buğu.

 

Sevişirken kahraman. O günden sonra

Bir okyanus usulca araya girer

Korkak ve başkaldırmaya uzak: İnsan

Sadece acı kalır ve dünyaya eklenir.

 

Sözler ablukada, kalabalık ve küflü

Doğa boşuna isteklenir

Kimsenin aklına özgürlük düşmüyor

Aşkın  gün olur, suskunluk eskitilir

Tutup sevemem seni, dağınıktır ellerim.

 

Seninle olmak hayatımın özrüdür ama

Aşk bir cephe açamıyor kendine.

 

 

İÇİNE SÜRGÜN

Acıyan yanlarımı susturdum: Surların gölgesinde

akşamları bekledim. Orda tiksindim verilen sözlerden

Bir rüzgâr kadar incelerek geçtim kentlerden,

sizi düşünüp ikiye biçildim, korktum yakalanmaktan.

Yüzüm sabaha çıkacaktı. Kıpırdamadan durdum

bütün gün aradım ama bulamadım kendini tanıyanı

ellerimden umudu kestim, ürkerek ten tuzundan.

 

Sonunda hayatımı yasa diye anladım.

Bunu anlatın suya, denize, yüzümün en derin çizgisine

ölümün kıyısına, sonraya ve uzun bekleyişlere.

Kuşlar uçurun kentlerin üstüne, bu haberi çoğaltın

çocukların uyku öncesi bütün masallar büyür

işe koyulur kadınların çevik kalçaları.

Gece vardiyasına gidenlerin düşünce şapkaları

yağmur ısınır, taş düşer, kan renklenir

dağılır giyilen çamaşırlar, orda yıkanır su

adlar unutulur, sesimi aranırım ağzımda.

Sokaklar anıları öldürecek kadar yalnız

Bekletildiniz. Yoruldum bunu bilmekten

Yüreğimin gölgesine çekildim, dağlara indim,

dilinizdeki keskin şarkılara karşı öylece durdum.

Sürüklendim sonra tutarak bir atın yelesini

aranızdan geçtim bir gürültüyle, duyan olmadı,

fundalar hışırdadı; kendini bağışladı ölüme giden biri

durmadan yıkıldı, bir duvar örülerek kendiliğinden.

 

Tanıyan biri unutulmuş bir derinliğe benzetiyordu

önündeki taşa çizdiği gökyüzüydü ama

özlüyordu simsiyah bir zeytin tanesini

 

öyleydi gözleri, gecede ışıldayan suydu

çatlayan nardı gövdesi, bozkıra güneş.

 

İçine sürgün edilmişlerin kıra kıra zamanı

cömertçe dağıtması derinin sakladığını.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


5760 - unknown - 38.107.179.236