Yılmaz
Odabaşı
15 Ağustos 1961 Diyarbakır
Diyarbakır Lisesi’ni bitirdi. Tabela ressamlığı, ajans
muhabirliği gibi çeşitli işlerde çalıştı. Edebiyat 81, Oluşum, Ortaklaşa,
Cumhuriyet Dergi,
Gökyüzü, Çağdaş Türk Dili, Parantez, Yarın, Yeni Sanat,
Temmuz gibi dergilerde şiirleri yayımlandı. 80’li yıllarda Diyarbakır’da
sıkıyönetim
döneminde yazdığı şiirler, onun, kuşağının şairleri
arasında kendine has bir yer edinmesini sağladı. 1998’de şiirleri nedeniyle
cezaevine girdi.
ŞİİR KİTAPLARI
Siste Kalabalıklar (1985), Yurtsuz Şiirler (1987), Talan
İklimi (1987),
Aşk Bize Küstü (1987), Aynı Göğün Ezgisi (1988), Feride
(1990),
Her Ömür Kendi Gençliğinden Vurulur (1992), Cehennem
Bileti (1995),
Nice Küllerden (Şiir kaseti, 1996),
Hayat, Gül Kokulu Bir Sağanak Yine (Seçme şiirler, 1996)
CİZRE YOLUNDA
GÜNEŞE BAKAN ASKER
kuşatılmışlığa kar yağıyordu
toprağın mayınlı şakağı ürkek
ve sabahın yeni renginde bir asker
cizre yolunda güneşe bakıyordu
herkes bir dünya konuşurken dilinin yordamıyla
en önce aşklar bitiyordu cizre yolunda
sonra sigara paketleri ve sofralar
sonra mevsimler
çocuklar ergenliğe bitiyordu.
kar beyaz, bembeyazdı morarmanın dilini bilmiyordu
cizre’de havalar o gün ayazdı
neredeydi o alabalık sürüleri, turna katarı
nerede bulurduk çılgınlıklarla yonttuğumuz
ve karlar gibi eriyip yiten baharı
/cizre yolunda güneşe bakan asker sesini nerede bulur?/
özlemler biraz kalsın, bırak
bırak her özlem önüne bir yol bulur
sen de o fısıltıya savrulma asker
cizre ellerimize
hayat düşlerimize yeter...
(Yurtsuz Şiirler)
KONUŞSAM SESSİZLİK
GİTSEM AYRILIK
resimin rehindir gurbetimde
gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin
alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana
sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcağına
konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana
ve akşam bir kez daha
saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgarlara
“bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”
çekmiyorsun!
akarsuları imrendiren yüzün de
sabahçı kahveler de biliyor
görüşmeyeli yorgunum
yıkık kentler kanadı sevinçlerimle
görüşmeyeli ya sen nasılsın
adım, adresim durur mu defterinde?
şimdi siirt’te koyun kokulu bir gecedeyim
beynimde iklimsiz papatyalar
ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde
sokakların gün batınca neden boşaldığını
ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum
konuşsam: sessizlik / gitsem: ayrılık
sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne
al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara
gurbetini rehnetme özlemimde...