27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

CHICAGO 1975-2000

 

HOMAGE A ROSSI”: CHICAGO’NUN BELLEĞİ Amerikan kenti Aldo Rossi’nin kentsel belleğe olan inancını sarsmak için özel olarak tasarlanmış olmalıdır. Kuramsal olarak, üç boyutta adeta bitimsizce yayılabilen bir kartezyen sistem biçiminde düzenlenmiştir. Düşeydeki ve yataydaki uzanımını engelleyen tek şey, günün teknolojik ve ekonomik sınırlılıkları olabilir. Bu kartezyen sistemdeki biricik yönlendiriciyse, bir ızgaradan ibarettir. O ızgara her tür topoğrafik koşulda uygulanır, her doğal engeli aşar; caddeleri, parkları, parselleri ve tüm kentsel toprağı olduğu gibi, tarımsal araziyi de alıp satılabilir “rant birimlerine” indirger. Zaten bu ülkede kentsel düzen, çağdaş bir kapitalist toplumda para ne kadar soyutsa, o oranda soyuttur ve mobilitesi de o oranda yüksektir. Kentsel mülkler öylesine hızla el değiştirir ki, devasa alanlar birkaç yılda yoksul “slum”lara ya da varlıklı alanlara dönüşebilir. Mülk sahipleri borsa simsarları kadar duyarlıdırlar. Değişen koşullarda ellerindekini satıp yenisini almakta tereddüt etmezler. Tıpkı para gibi kentsel toprak da nostaljik bir yönelimin nesnesi değildir.

 

Ama, unutkanmış gibi gözüken bu kentsel bellek kimi konularda sanıldığından çok daha güçlüdür. Ekonomik ömrünü dolduran çokkatlı yapıları bile yıkıp ortadan kaldırmaktan çekinmeyen bir değişim temposu dahi ondaki süreklilik iradesini sarsamıyor. Chicago’daki bellek gücüyse, diğer ABD kentlerinden de fazla. Sadece 150 yıllık bir yerleşmenin mimarlıktan yaşam kültürüne dek tüm kentsel olgularda bu denli yoğun tarihsel referanslarla yüklü olduğunu farketmek şaşırtıcı. 1871’de büyük bir yangın geçiren kentte herşey yerel tarihin bu olay tarafından saptanan Milattan Önce-Milattan Sonra ayrımına tabi kılınmış. Tüm “downtown”u (kent merkezini) yeniden yapılaşmak zorunda bırakan büyük Chicago yangını bugün de sürüp giden bir mimarlıkla ilgilenme geleneği başlatmış. Varlıklı ve hızla gelişen bir kenti yenilemek zorunda kalanların elinde “downtown” bir gösteri alanına dönüşmüş.

 

Dolayısıyla 19. yüzyılın sonlarında ABD’de mimarlıkta odaklanan bir kamuoyu ilk olarak Chicago’da oluşmaya başlamış. En yalın anlatımıyla, bu arada o günden beri “ilginç” yapılar görmek isteyen malsahipleri var. Mimarlığın şirket kimliğinin bir göstergesi olarak nitelenebilmesi ilk kez burada sözkonusu olmuş. Hala da bu gelenek sürüyor!

 

Belki de “yeni”den korkmama geleneğiyle beslendiği için Chicago, Mies van der Rohe’nin mimarlığını ABD’de ilk kabul edebilen kent olma onuruna sahip. ünlü mimar Almanya’dan Amerika’ya hicret ettikten sonra ilk önemli işini Chicago’da almış, hemen İkinci Dünya Savaşı ertesinde Illinois Institute of Technology’nin yeni kampüsünü planlamaya koyulmuştu. Gerçi bugün Chicago turistik broşürleri bir zamanların mimari hac merkezi Crown Hall’un adını bile anmıyorlar ama, kentin siluetinde Mies’in gerek yapıları, gerekse de düşüncelerinin etkisi hala en belirgin etmen. Daha da ilginci, bugün kentin yeni Sullivan’ı olmuş gibi gözüken Helmut Jahn, 1966’da Münih’ten buraya sırf o ünlü Illinois Institute of Technology’de okuyabilmek ve Chicago’nun mimari havasını soluyabilmek için bir yıllığına gelmişti. Bugün Mies karşıtı mimarlığıyla kente yeni bir çeşni katıyor.

 

Chicago’da mimarlık yaşamı ünlü yangından beri hep canlı. Amerika’nın özel teşebbüs tarafından örgütlenen ilk mimarlık yarışmalarından biri bu kentte açılmıştı: “Chicago Tribune” gazetesinin yönetim merkezinin tasarımını elde etmek için açılan bu yarışma 1922’de dünya ölçüsünde bir olaya dönüşmüş ve A. Loos’tan W. Gropius’a dek çoğu ünlünün katılımıyla sonuçlanmıştı. Bugün yarışmanın anıları hala yaşıyor. Stanley Tigerman gibi bir Post-Modernist, yazdığı kitaba “Chicago Tribune Competition: Late Entries, Vol.2” (Chicago Tribune Yarışması; Geç Kalan Yarışmacılar Cilt 2) gibi mizahi bir başlık koyarak ona gönderme yapıyor.

 

Chicago’nun bir yüzyıldır mimarları cezbeden deneyci ortamı genç Wright’ı da bir mimarlık kariyeri kurmak için buraya çekmiş olmalıdır. ABD’de artık bir kült  objesine dönüşen ünlü mimarın kabaca 1890-1930 arasındaki erken dönemi hemen hemen bütünüyle Chicago merkezli bir etkinliktir. Oak Park semti onun yüzden fazla yapısını içermekle övünüp, gerçek bir turistik yöre olarak “işliyor”. Chicago’da bugün bir Wright endüstrisi var. Wright’la ilgili kitaplar kitapçılarda raflar dolduruyor; mobilya ve vitraylarının röprodüksiyonları tüm şık dükkan ve hediyelik eşyacılarda satılıyor. Hatta, çocukluğunda oynaya oynaya mimari yeteneklerini geliştirdiğine inanılan Froebel oyuncaklarından satın almak bile olanaklı. Gerçek Wright çizim ve tasarımlarıysa antikacılarda olağanüstü fiyatlarla alıcı buluyor. Tek bir özgün Wright koltuğu ortalama 300.000 dolara dek satılabilmekte. Tek bir mimari çiziminin fiyatıysa 200.000 dolara kadar yükselmişti.

 

Geçmişin ünlü mimarlarını, mimarlık olaylarını ve genel olarak tarihi anımsamakta bu denli hevesli olan Chicago’nun mimari belleği eski yapıları gözden çıkarıp çıkarmamak sorunuyla büyük ölçüde ilgisiz. Büyük bir Amerikan kentinde eski yapının ekonomik serüveni özetle anlatılamayacak kadar çetrefil ve sayısız parametreye göre değişken olduğundan, bu ilgisizliği anlatmak ve belki de anlamak zor. Ancak, kesin olan şu ki, Chicago’nun belleği kentsel strüktürü koruma konusunda değil de, ortamın mimari üretkenliği destekleyen canlılığını korumada uzmanlaşmış.

 

Çoğu ABD kentinde genel olarak o soyut ızgara dışında kentsel strüktür adına hiçbir şey mevcut olmadığı için kent, tarihi ancak bir toplumsal etkinlikler sahnesi olarak “aklında tutabiliyor”. Böyle olduğundan ötürü, Chicago hala bir mimarlık ziyaretgahı olarak işlev görüyor; mimarlık “rölik”leri burada her yerdekinden daha fazla saygı görüyor, para getiriyor. Kutsal Haç’ın gömleğini sergileyerek prestij ve para kazanan Ortaçağ katedrali gibi, Chicago da geçmişinden yararlanıyor. Kentsel belleğin yalnız Chicago’da değil, tüm ABD’de ekonomik değeri de var.

 

Hangi biçimde somutlaşırsa somutlaşsın, Chicago’da mimari ortam hala çok canlı ve kent ABD’nin mimari başkenti olmayı her yerden daha fazla hakediyor. Ancak, mimari bellek ABD’deki her toplumsal olgu gibi, kendi doğruluğuna duyduğu inançla öylesine mest ki, “downtown”ı kuşatan kilometrelerce genişlikteki çöküntü alanı ona kaygı vermiyor. Terkedilmiş dev yapılar, yanık binalar, boş arsalar, insansız sokaklarla dolu bu çevrede kolektif bellek sadece sistemin vazgeçilmez ögesi olan “rant birimi”ni anımsar gibidir. Bu çevrede bir zamanlar insanların yaşadığı unutulmuş gibi. Böylesi çoğu kesim, dolaşmaya cesaret edebilen de Perge, Aphrodisias, Aizanoi ya da Knidos kadar bile yaşam izlenimi uyandırmıyor. Kentsel varoluş buralarda asgariye indirgenmiştir. Deneyimsiz gözlemci bile geniş alanların adım adım yeniden parsellenmiş toprağa dönüştüğünü farkedebilir.

 

Amerikalı buralarda adeta kenti kurmaya başladığı noktaya yeniden dönmüş gibidir. Anlaşılan, Amerikan kenti yoklukla varlık dışında bir dereceli kademelenmeyi bugün de tanımıyor. Ve mimari bellek eskiyi anımsamaya başladığında, topoğrafın araziyi parsellediği noktaya kadar geri gidebilmektedir bu ülkede

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


6498 - unknown - 38.107.179.240