27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

VİYANA 1900-2000

 

ADOLF LOOS: “İNSANLIĞI GEREKSİZ İŞLERDEN KURTARAN KİŞİ” 10 Aralık 1870’de, o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun içinde yer alan Çekoslovakya/Brno’da doğan Adolf Loos, çocukluğunun en mutlu saatlerini, basit evinde ailesiyle masa başında geçirdiğini anlatır. Evdeki eşya ve nesnelerin ayrı ayrı hikayeleri vardır onun için: “Ev hiç bitmedi, o bizimle, biz onunla geliştik”. Unutamadığı bir diğer olay da, çocukluğunda gezmeye gittiği Viyana Sanat ve Endüstri Müzesi’nde gördüğü David Roentgen’in mobilyaları ve ahşap işçiliğidir. Mobilya yerine hacmin parçası olarak gömme dolap fikrini, bu müzede benimsedi.

 

Orta eğitimini Teknik Meslek Okulu’nda, yapı ustası olarak tamamlayan Loos’un ideali mimar olmaktı. Bu amaçla önce, Gottfried Semper’in de bir zamanlar hocalık yapmış olduğu Dresden Teknik Yüksek Okulu’na yazıldı. Daha sonra askerlik görevi için ara verdiği eğitimine Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nde devam etti. Ancak, 1891 yılında ölen Friedrich Schmidt’in yerine Carl Freiherr von Hasenauer Akademi Müdürü olmuştu. Loos, Hasenauer’in kimseye sormadan G. Semper’in, aralarında Burgtheater de bulunan bazı projelerini değiştirmesini kabul edemeyerek Viyana Akademisi’ndeki derslere devam etmekten vazgeçti.

 

Loos bir süre daha Viyana’da kalarak kentin yapılarını ve insanlarını tanımaya çalıştı. Daha sonraki yaşantısında önemli rolleri olacak sanatçı ve düşünürleri de bu dönemde tanıdı. Café Grinsteidl’da sık sık bir araya geldiği Hermann Bahr, Peter Altenberg, Karl Kraus gibi ünlü isimlerle arkadaşlığını hayatının sonuna kadar sürdürdü.

 

Yüksek eğitimini tamamlamak için tekrar Dresden’e dönen Loos, yüksek okulun eğitim düzeyinden memnun kalmadığı için buradan da ayrıldı. Loos, Politeknik’teki yılları yerine duvar ustası eğitiminden geçtiği dönemi gururla anlatır.

 

Bu arada 1893’te Chicago’da açılacak olan Columbus Dünya Fuarı ilgisini çeker. Gerek Dünya Fuarı izlenimleri gerekse Amerika’da ve İngiltere’de yaşadığı yıllar, bilgi ve bilincini geliştirmesi açısından Loos’un en önemli yıllarıdır. İleride yazacağı yazılarda bu ülkelerden örnekler verecektir. Yeni bir yaşam biçimi, teknik gelişmeler, demokrasi anlayışı, Louis Sullivan’ın mimarlıkla ilgili görüşleri, Japon mimarisi ve Shaker mobilyası ile ilk tanışması onu son derece etkiledi. Özellikle tekniğin cüretli ve kararlı bir şekilde kullanılması ve beraberinde getirdiği pratik çözümler, onun için modern bir stilin habercileri oldular. “Kullanılabilen güzeldir...” Bu, o ana kadar öğretilen güzellik tanımlarından farklıydı.

 

Yedek subaylık çağrısıyla ülkesine dönen Loos, 1896’da Carl Mayreder’in yanında işe başladı. Çalıştıkları projeler çoğunlukla şehircilik ve klasik yapı tarzıyla ilgiliydi. Bu iki konu Loos’u devamlı olarak ilgilendirdi. Bu yıllarda Carl Mayreder’in eşi Rosa Mayreder sayesinde kadın hakları hareketiyle tanıştı. Rosa Mayreder, ressam, yazar ve modern toplumda kadının rolünü doğru tanımlayan ve savunan isimlerden biridir.

 

Loos’un Viyana’ya dönmesi üzerine Peter Altenberg ve Karl Kraus’la birlikte, sürekli çevrelerindeki olumsuzluklara karşı çıkan ve eleştiren bir “sacayağı” oluştu. Kraus bir taşlamasında, “Viyana’yı büyük bir şehir yapmak için yıkıyorlar. Eski yapılarla birlikte anılarımız yok edilmekte, saygısız kazmalar Café Grinsteidl’ı da yerle bir ederken edebiyatımız evsiz-barksız kalmakta, ebedi üretimin bağları koparılmaktadır” diye yazar. Bu tartışmaların yanısıra, modern mimarlık konusunda da ayrı görüşlerin cepheleri açılmaktadır.

 

Otto Wagner’in “Modern Mimarlık” yazısına tepki göstermekle birlikte, Loos o sıralarda daha çok Arthur von Scala’nın Viyana’daki Avusturya Sanat ve Endüstri Müzesi’ne atanmasıyla gündeme gelen meslek sanat okullarındaki eğitimin düzeltilmesi ile ilgilenir. Bu okullardaki eğitimin sanat akademilerine özenmesini kınar, uygulama ve malzeme bilgisi yoğunluklu bir eğitime gerek duyulduğunu savunur.

 

Mimar ve sanatçıların rahat atölyelerinden çıkıp “sevgili sanatlarını çiviye asmalarını”, planya, torna, dokuma tezgahı başına geçmelerini tavsiye eder. Yazılarında günün beğenilerini ve eğitim sistemini eleştirir. Scala’nın Avusturya Sanat ve Endüstri Müzesi’nde açtığı sergileri, özellikle İngiliz mobilyalarının kopyalarına yer verildiği Noel sergisini, orta sınıf ev eşyalarını tamamladığı için övmektedir. Avusturya’da uygulamalı sanat okullarının, İngiltere’dekiler gibi yaşamın bir parçası olmasını, endüstri kuruluşlarının iyi öğrenci işlerini alması gerektiğini savunur. Ona göre Avusturya’da sanat, hayatı adeta karşısına almakta ya da uygulamalı sanat adı altında günlük eşyaların yüzeyini gereksizce süslemektedir.

 

Loos’a göre: “Modern düşünce, önce kullanım eşyasının kullanılabilir olmasını ister. Güzel, kusursuz olandır, kullanılamayan nesne kusurludur, güzel de olamaz. İkinci beklenti, kesin gerçeklerdir. Taklidin, yalancı inceliklerin modası geçmiştir. Üçüncü beklenti kişiselliktir. Kralın kral, orta sınıfın orta sınıf, köylünün de köylü olması, kişisel özelliklerini evlerinde yansıtmaları gerekir”.

 

Çağın mimarlarını eleştiren yazıları önceleri Secession grubunun yayını olan Ver Sacrum dergisinde yayınlandı. Bu yazılarında, Viyana Ring caddesinin bir “Potemkin şehri” görüntüsünde olduğunu, o yapıların salt cephe mimarisi olduğunu, bu şehirde sadece soylu kişilerin yaşadığı kanısı uyandırdığını eleştirir, görüntünün sahte olduğunu küçük bir kesim fark edebilmektedir. “Her şehir layık olduğu mimarlara sahiptir. Arz ve talep yapı biçimlerini etkiler. Fakirlik utanılacak birşey değildir. Herkes feodal bir ailede dünyaya gelmez. Çevresindeki kişilere böyleymiş gibi görünmek komik ve ahlaksızca bir davranıştır... 19. yüzyıl insanı olduğumuzu anlayıp, eski çağların yapılarını andıran evlerde oturmayı reddedersek, çok yakında kendi zamanımıza ait bir yapı ortaya çıkacaktır”.

 

Bir yapının çatısından kömür küreğine kadar tek bir mimarın elinden çıkmasına karşıdır. Yine de böyle düşünen mimarlar arasında, zaman zaman karşıt görüşte olmasına rağmen, Otto Wagner’in farklı bir yeri olduğunu savunur. “Otto Wagner’in dehası karşısında yelkenleri indiriyorum. Wagner, şimdiye kadar ancak Amerikan ve İngiliz mimarları arasında ve ender rastladığım özelliklere sahip. Mimar kabuğundan çıkarak bir el sanatçısı kabuğuna girebiliyor. Su bardağı tasarlarken bir cam üfleyici, bir cam kesici gibi; pirinç yatak tasarlarken bir pirinç ustası gibi düşünüyor ve davranıyor. Geri kalan herşeyi, bütün engin mimarlık bilgisini eski kabuğunda bırakıp, tek birşeyi sürekli yanında taşıyor; sanatçılığını...”

 

Yazdığı eleştiri ve makaleleri “Neue Freie Presse” adlı gazetede yayınlanmaya başladıktan sonra fikirlerinin daha büyük bir kitle tarafından izlendiğini görüyoruz. Bu yazıları ile orta sınıfın günlük yaşantısı içinde kullandığı nesneler ve yaşam biçimi hakkında öğretileri değişik tepkilere ve tartışmalara neden olur. Loos, aynı sütunlarda okuyucu mektuplarına cevap vererek ulaşmak istediği kitleyle de ilginç bir diyalog kurdu. Yazdığı yazıların çoğunda “uygulamalı sanatlar” kavramını eleştirirken sanatı yücelterek ait olduğu “tapınakta” oturması gerektiğini savundu. Modern geçinen kişilerin sanatı günlük yaşantılarına bir yan ürün gibi sokmalarına karşıydı. El sanatçısının eşyaları üretirken daha doğru çözümler getireceğine inandı. Günlük yaşantıyı güzelleştirme çabasıyla alay ederek, “Bari tramvaycılar da düdük sesi yerine Lohengrin veya Rheingold’dan motifler çalsınlar” dedi.

 

Bu tür eleştirilerin başlıca hedefi, Secession’a bağlı sanatçılar ve özellikle Joseph Hoffmann’dır. Davet edildiği bir Secession toplantısında sıradan bir Thonet sandalyesini havaya kaldırarak; “Doğal formlardan kopmayın!” diye haykırması üzerine topluluğun tepkisi, bir sanatçının böyle davranmayacağı, zaten Loos’un da sanatçı olmadığı şeklinde oldu.

 

Yazılarında savunduklarını uygulama fırsatı mimar Max Fabiani’nin kanalıyla gelen, Secession binası yakınındaki “Café Museum” adlı kahvenin projesiyle ortaya çıktı. Loos bu kahveyi bir fikir alışveriş merkezi olarak düşünmüştü. Kahvenin konumu da buna uygundu; opera, tiyatro, konser salonları ile Teknik Üniversite, Güzel Sanatlar Akademisi gibi eğitim kurumlarının ortasındaki kahve, açılmasından hemen sonra Viyanalı sanatçıların buluşma yeri oluverdi. Tarz olarak belki de büyük bir yenilik getirmiyordu. Viyana’ya özgü Biedermeyer “Kafeehaus” kültürünün geleneğini sürdürmekle beraber, yalın bir hacim anlayışı içinde “mühendislik estetiği”ne öncelik vermiş, tavandan sarkan elektrik telinin ucundaki ampuller çok yadırganmıştı. O dönemde moda olan ahşabı başka renklere boyama anlayışına karşı çıkarak maunu doğal renginde bırakmış, Thonet (Joseph Kohn firmasının ürettiği bükme ahşap) tarzında mobilyalar seçerek Viyanalılar’a sadece harika form ve renklerden başka malzemelerin de kullanılabileceğini göstermişti.

 

1900’lerde Karl Kraus aracılığıyla aldığı işlerin arasında Gustav Turnowsky, Otto Stoessl ve Hugo Steiner’in evlerinin düzenlemesi ve mobilya tasarımları yer aldı. Bu kişiler onun hayat boyu müşterileri oldular; gerek diğer aile fertlerinin gerekse çalıştıkları iş çevrelerinin mimarlık ve iç mimarlık projelerini Adolf Loos’a yaptırdılar. Bunlar arasında Knize firması için 1924’te Berlin’de, 1926’da Paris’te açılan moda salonları, malzeme ve hacim değerlendirme açısından önemli projeler arasındadır.

 

Her zamanki en acımasız eleştirileri ile çevresindeki olayları ve farklı düşünen sanatçıları ele alıyor, “Batı Kültürünün Avusturya’ya Tanıtılması” başlığı altında yayınladığı “Das Andere” adlı dergide Amerika ve İngiltere izlenimlerinden bahsediyordu. Dergiye ürünlerini beğendiği ve doğru bulduğu firmaların ilanlarını da koyuyordu. Bunların başında Goldmann & Salatsch adlı erkek terzisi, F.O. Schmidt mobilya firması geliyor, bu ilanlarla da “Batı Kültürü” kavramından ne anladığını ortaya koyuyordu.

 

Das Andere’deki yazılarıyla insanlara, yaşadıkları evlerin şekillendirilmesinde kendi kararlarının önemli olduğunu öğretiyordu: “Şimdiye kadar sizlere dergilerin de yardımıyla modern sanatçıların zevksizliği örnek olarak gösteriliyordu. Ben size kendi zevksizliğinizi ortaya çıkarmak için cesaret vermeye uğraşıyorum... Yaşadığınız evde bazı yanlışlar yapabilirsiniz. Bu yanlışları fark edecek, değiştirerek düzelteceksiniz... Modern sanatın sözcüleri, evlerinizi sizin zevklerinize göre şekillendirdiklerini söylerler. Bu bir yalandır. Bir sanatçı ancak kendi tarzında bir ev yapabilir... Kılıç kullanmak isteyen, kılıcı eline alır. Kılıç kullanmayı öğrenmek isteyen, bu işi iyi bilen bir hoca tutar. Ben sizin ev hocanız olmak istiyorum... Evinizle ilgili sorunlarınızı bana yazabilirsiniz”. Bu yazıyla müşteri edinmeyi değil, halkı eğiterek onu pasif bir tüketici olmaktan kurtarmayı amaçlamaktaydı.

 

Ancak dergi iki sayı çıkabildi. Aldığı yeni projeler bütün zamanını alıyordu. Fizyoloji profesörü olan Theodor Beer’e ait Montreux’deki Villa Karma ve Anglo-Avusturya Bankası müdürlerinden Dr. Hermann Schwarzwald’a ait ev. Schwarzwald ailesinin evi, Viyana’da yaşayan düşünür ve sanatçıların toplantı yeriydi. Loos burada Arnold Schönberg’le tanıştı onun müzik anlayışı ile kendi teorileri arasında ilişki kurdu. Schönberg’in “Oda Senfonisi Op. 9”un ilk çalınışında dinleyicilerin yuhalama ve ıslıklamalarını, kendisinin Goldmann & Salatsch modaevi nedeniyle karşılaştığı tepkiyle özdeşleştirdi ve garip bir tutkuyla Schönberg’i sonuna kadar savundu. Wagneryen olarak tanınan Loos’un bu davranışı, çevresinin küçümseyici ve alaycı tutumu içinde kulağının duymayışına bağlandı. Schönberg, Loos’un bütün kalbiyle desteklediği tek sanatçı değildi; sırasıyla eserlerini satın alarak veya çevresine tanıtarak ayakta durmalarına yardımcı olduğu ressam Oskar Kokoschka, şair Georg Trakl’ı sayabiliriz.

 

Ludwig Thomas, Hermann Hesse, Alber Langen tarafından çıkarılan “März” adlı dergide peşpeşe yayınlanan beş yazısı “Fazlalıklar”, “Günümüze Övgü”, “Kültür”, “Kültür Yozlaşması”, “Süsleme ve Suç” Loos’un fikirlerinin adeta birer manifestosudur. Bu yazılarla, Secession’cuları, 1903’te Hoffmann’ın öncülüğünde kurulan Wiener Werkstäette ve 1907’de kurulan Deutsche Werkbund grubu sanatçılarını karşısına alıyordu. Süslemeyi reddederken gereksiz dekorasyonun düşünce ve üretim açısından zaman kaybı olduğunu, ayrıca doğru kullanımı engellediğini, böylece günlük yaşantıyı anlamsızlaştırdığını söyler. Uyguladığı projelerle de bu görüşlerinin doğruluğunu kanıtlar. Bir bakıma katı ve tek yönlü sayılabilecek görüşleri belki de zamanına göre çok ilerdeydi. Loos, 1925’lerde Dessau’daki okulun (Bauhaus) onun söylediklerini gerçekleştireceğinden emindi.

 

Önemli tasarımlarından biri; 1908’de gerçekleştirdiği “Kärtner Bar”, diğer adıyla “American Bar”da uyguladığı yalınlık, düz hatlar, malzemelerin kullanılışı, ufacık bir hacimde “muhteşem bir senfoni” havası yaratıyordu. Kendi hacim anlayışı olan kübik bölüntülerin tekrarı, kaset tavan, duvardaki maun lambriler ve kesintisiz ayna, hacme olduğundan büyük izlenimi veriyor; döşemelik olarak kullandığı İngiliz keteninden kılıflar da neşeli bir görüntü sağlıyordu. Sonradan restore edildiğinde kullanılan deri döşemeler bu neşeyi yok etti.

 

Yaptığı çalışmalar içinde en büyük gürültü Michaelerplatz’daki Goldmann & Salatsch firmasına ait dükkandan çıktı. Bu, onun herşeyi ile tamamlanmış ilk projesiydi. İngiliz tarzında erkek giyimi üzerinde çalışan Goldmann & Salatsch, Viyana’nın ortasındaki Michaeler Meydanında, tam Hofburg’un karşısındaki köşe arsada yapacakları mağaza için bir yarışma açtı. Davet edilen mimarlar arasında Loos ve Eppstein gibi yapı ustaları da vardı. Loos prensip olarak yarışmaları reddettiği için katılmadı.

 

Yarışma sonuçları başarısız olunca firma projeyi doğrudan Loos’a verdi. Üç cephesi olan bu yapıda mağaza girişinde ve ara katlarda kullanılmak üzere Yunanistan’dan bizzat gidip seçtiği “Cippolino” denilen bir mermer getirtti. Üstteki dört kat için de daha sade bir görünüm tasarlamaktaydı. Ona göre, konut olarak kullanılacak üst katlar gösteriş olarak mağazadan kesinlikle daha farklı ele alınmalıydı.

 

Proje yapı dairesinin onayını zorlukla alır. Büyük bir merak kitlesi, popüler basının da kışkırtmasıyla, yapının nasıl gelişeceğini izlemektedir. Loos, “Ben bu yapının eski tarz çevreye uymasını istiyorum. Güçlü mermer sütunların üstüne oturtulmuş üst kısmını da süslemek istemiyorum. Öyle bir yapı düşünüyorum ki, zevk açısından son zamanlarda Viyana’da yapılanlardan farklı olsun” der. Farklı da olur. İnsanlar olayı “kanser, skandal” gibi benzetmelerle yerenlerle “yeni çağın ilk belirtisi” biçiminde övenler olarak ikiye ayrılırlar. Adeta politik iki cephe yaratılmıştır. Bütün bu kavgalara ve saldırılara cevap vermek için Loos, 11 Aralık 1911’de Akademik Edebiyat ve Müzik Birliği’nin salonunda projeksiyonlu bir konferans düzenler. 2700 kişilik salon, aralarında Viyana Belediye Reisi ve Yapı Dairesi’nin elemanlarının da bulunduğu bir toplulukla ağzına kadar dolar. Olayı yuhalamak isteyen küçük bir grup Loos hayranlarının alkışlarıyla susturulur.

 

Tepkiler Loos’u üzmüş, yıpratmış, hatta sağlığını bozmuştur. İnatla çalışmalarına devam eder. Üç yıllık bir özel yapı okulunu Ekim 1912’de eğitime açar. Okulun programı üç ana başlık altında; Sanat Tarihi, İçyapı ve Malzeme Bilgisi olarak toplanır. İsteyen öğrenciler Loos’un proje çalışmalarına katılır. Öğrenciler ve zaman zaman konferansları izlemeye gelenlerin arasında Gustav Schleicher, Paul Engelmann, Richard Neutra gibi daha sonra ün kazanacak isimler de vardır.

 

Bu arada Loos, Avrupa ülkelerine yaptığı araştırma gezilerinde çağdaşı sanatçı ve düşünürler ile tanışır, aynı zamanda sanat görüşlerini yansıtan konferanslar vererek kendini uluslararası düzeyde de tanıtır. İki önemli yazısı “Mimarlık ve Modern Stil” ve “Süsleme ve Suç”un Fransızcaya çevrilmesi üzerine Loos, Paris’te Sonbahar Salonu’nda açılacak sergiye davet edilir. Ancak I. Dünya Savaşı, olayı altı yıl geriye atacaktır.

 

Savaş içinde işler yavaşlar, öğrenciler, yardımcıları ve arkadaşları orduya katılır. Bunların bir kısmı geriye dönmeyeceklerdir. Loos da gönüllü olarak başvurur, ancak savaş yıllarındaki kötü beslenmeden dolayı sağlığı iyice bozulur. 1917’de Avusturya ordusunun yedek birliklerine çağrılan Loos, mide ameliyatı oluncaya kadar geri hizmette görev alacaktır. Savaşın ağır koşulları herkesi zorlamaktadır. Gustav Klimt ağır bir akciğer rahatsızlığı sonunda, Otto Wagner de bakımsızlıktan 1918’de ölürler. Savaş sonunda Avusturya İmparatorluğu bölünmüş; Çekoslovakya ve Macaristan bağımsız birer devlet olmuşlardır. Bu nedenle Brno doğumlu Loos da Çekoslovak vatandaşlığı almak zorunda kalır: “Ben Avrupalıyım” diyen Loos fazla etkilenmez. O, kendini bütün insanlığın hizmetinde görmektedir.

 

Savaş sonrası koşullarını düzeltmek ve yeni değerler yaratmak için aralarında Max Ermers, Karl Kraus, Leopold Liegler, Ludwig Münz ve Arnold Schönberg’in de bulunduğu bir grupla birlikte “Bir Sanat Bakanlığı İçin Kurallar”ı yayınlarlar. Amaçları, “Yeni Avusturya’da toplum ve sanatçı arasında varolan uçurumu ortadan kaldırmak”tır ve bu görevin büyük bir kısmı da devlete aittir. 1919 başlarında Loos’u en çok etkileyen olay, Peter Altenberg’in ölümü oldu. “Sade olun! Sağlık, vücut ve ruh temizliği sizin en büyük lüksünüz olmalıdır!... Dünyayı karanlık, acımasız, şeytani önyargılardan temizlemeye yardımcı olun,” öğretileriyle “şimdiye kadar yanlış olanların karşısında duran iki kişi”den biri yoktur artık.

 

1920’de Paris’e davet edilir, burada Le Corbusier ile ilk kez tanışır. Loos’un, mimarlığın reformu ile ilgili görüşleri “L’esprit Nouveau” tarafından desteklenmektedir. Sonbahar Salonu’nda açılacak sergiye davet edilir. Sergide kendisine ayrılan bölümde 1913’te tasarladığı Kış Sporları Oteli projesini ve maketini sergiler. Gördüğü yakınlık üzerine Yapı Okulu’nu Paris’e taşımaya kalkışır. Bu projesini gerçekleştiremez ama kitabının yayınlanması için Georges Crés Cie Yayınevi ile anlaşır. Paris’te edindiği dostlarından biri olan Tristan Tzara ona evini yaptıracaktır.

 

I. Dünya Savaşı nedeniyle ara verdiği Yapı Okulu’ndaki eğitim sürmektedir, Breuer ve Kulka öğrencileri arasındadır. Eğitimle birlikte yeni yerleşim bölgelerinin planlanmasını geliştirirler, yardımcılarından bir tanesi de Margarethe Lihotzky’dir. Loos kendisinden, “erkek meslektaşlarını gölgede bırakıyor” diye bahseder. Savaştan zarar görenler için düşünülen yeni yerleşim bölgeleri düşüncesi, sosyal-demokrat hükümet tarafından desteklenir ve bütün Viyana’da kamuoyu oluşturur. Bu projelerin başında şehir merkezinden uzakta, Hirschstetten ve Lainz’ta yapılan sıraevlerin tasarlanmasında Norveç ve Amerika’da uygulanan ahşap yapı konstrüksiyon sistemini benimser. İlginç olan, sadece yapı sistemi değildir, iç hacim düzenlemelerinde ev yaşamı ile ilgili teorilerini de yansıtır Loos. Ailenin biraraya gelebileceği bir yaşam mutfağı ile gömme dolapların planda ele alınması ilginçtir.

 

Adeta çağdaş Savonarola gibi, hayatının sonuna kadar ahlakçı bir yaklaşımla yazılarında mükemmelliği öğütledi ve herşeyin ölçüsünün insan olduğunu anlatmaya uğraştı. Sullivan’ın düşüncesini bir adım daha geliştirerek adeta “form fonksiyonu izler” yerine “form, insan fonksiyonunu izler” demek istediğini satır aralarından çıkartmakta ve uygulamalarından izlemekteyiz.

 

Öğrencilerine, “mimarlık olgusu üç boyutlu olduğuna göre” hacim içinde serbestçe düşünmelerini, farklı yüksekliklerde bulunan ve birbiriyle ilişkili olan hacimlerin bir uyum içinde, ayrılmaz bir bütün olması gerektiğini; böylelikle bir “hacim ekonomisi” sağlanabileceğini öğretmiştir. Ona göre bir ev, rahat bir giyecek gibi insanı sarmalı ve insan yaşantısıyla bu hacimleri doldurmalıdır.

 

Onun uygulamalarına baktığımız zaman bir yapıyı içten dışa doğru tasarlama fikrini daha iyi anlayabiliriz. Bütün yapılarında, ister villa ister mağaza olsun, planda gördüğümüz hacimlerin, organik olarak birbirlerine bağlantılarını ve gelişmelerini izleyebiliriz. Bütünü oluşturan parçaların arasındaki sessiz uyum, kontrollü bir amaca bağlılıkla tamamlanır. Can sıkıcı olmayan bir kesinlik, gevşemeksizin bir rahatlık izlenimi yaratır.

 

 

 

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


6767 - unknown - 38.107.179.239