Doğudan
gelen sağlık
Akupunktur
Akupunktur, iğne batırarak hastalıkları tedavi etme
sanatına verilen bir addır. Çince olmayıp Latin kökenlidir; “Acus” iğne ve
“puncture” batırma kelimelerinden üretilmiştir. Çin’de ise bu tarifi içeren
“iğne ile sağlığa kavuşturma yöntemi” anlamına gelen kelime kullanılmaktadır.
Akupunkturun kısa tarihçesi uzun bir zaman dilimini
anlatmakla ancak özetlenebilir. MÖ 300-500 seneleri arasında yaşamış olan Huang
Di Neijing, Sarı İmparator’un El Kitabı “Tıbbın Kanunları”nı yazdı.
Akupunkturla ilgili eldeki ilk kitap budur. Daha da gerilere gidersek, eski
ören yeri kazılarında insanların ağaç dallarında, mağara kovuklarında yaşadığı
günlerden kalma buluntular hayret vericidir. Taş devrinde “yeşim” taşından
yapılan ve “Bian” adı verilen taş iğnelerle akupunktur yapıldığını biliyoruz.
Daha sonra bambu iğneler giderek bakır çelik, altın şimdilerde ise “laser”
iğnelere dönüşmüştür.
Akupunktur çok uzun yüzyıllar dokuna öğütüle olgunluğa
kavuştu. Çin kültürünün bir parçasını oluşturdu. Bu kültürün ana dallarından en
önemlisi olan Geleneksel Çin Tıbbı’nın en ağırlıklı bölümünü teşkil etti. Bu
tıp dalı materyalist felsefenin içindedir ve birini anlamadan diğerinin anlamak
kesinlikle olası değildir.
Diyalektik bu tıbbın ana anahtarıdır. Makro cosmos ile mikro
cosmos arasındaki ilişkinin canlı bünyesindeki karşıtlığı, tedavi ve tanının
ana iskeletidir. Evreni oluşturan beş temel madde (odun-ateş-toprak-metal-su)
canlı vücudunda da aynı şekilde temsil edilmektedir. Odun nasıl ateşi beslerse,
odun sınıfından olan karaciğer ve safra kesesi de ateş sınıfından olan kalbi ve
ince bağırsağı besler, ateş nasıl metali eritirse, ateş sınıfı olan kalp ve
ince bağırsağın bozuklukları da metal sınıfından olan akciğer ve kalın
bağırsağın sağlığını bozar. Böylelikle çok eski çağlarda tabiatın, canlıların
ve insanın sırrını çözmeye çalışan insan zekası bugünkü fizyopatolojinin de
temelini atmıştır. O gün konulan “Tıbbın Kanunları” bugünde aynen geçerlidir.
“Geleneksel Çin Tıp Teorisi” nin en önemli akıl
yürütmelerinden birisi de; Yin-Yang teorisidir. Bu evrendeki kutuplaşmayı ve
zıtlıkların birlikteliğini anlatır. Aşağı olan Yin, yukarı olan ise Yang’dır.
Gece Yin, gündüz ise Yang’dır. Kadın Yin ise erkek Yang’dır. Artı Yang’dır,
eksi Yin’dir. Bu evrende geçerli olan devinim, daha doğrusu fiziğin en temel
kuralını anlattığı gibi felsefenin de ana mihveridir. Akupunkturu
uygulayabilmek için Geleneksel Çin Tıbbı’nı bilmek lazımdır.
Bunu anlamak için ise, materyalist felsefenin esprisinin
anlaşılmış olması gerekir. Bu espriyi anlamış olan insanın hayatı ve ona bakış
açısı tamamen değişir. Akupunktur uygulayıp da onun felsefesini benimsememiş
olanlar yaptıkları işin ne olduğunu kendileri bile anlayamazlar.
Beş bin yıldan beri insan, evren ve canlılar dünyası ile
ilgili gizemi çözmeye çalışmaktadır.
Bu gayret Çin’den başlamakla birlikte; Japon, Hindu
geleneklerini ve öğretilerini de özümseyip kendi potasında eritmiştir.
Akupunktur, bunca zamandan beri işlene işlene, temizlene
temizlene çok berrak ve çok detaylı, kendi içinde bir mantığı olan “Geleneksel
Çin Tıp Teorisi”ni ortaya çıkarmıştır. Eğer bir kişi akupunktura merak
sarmışsa önce bu teoriyi öğrenmek zorundadır.