27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

TOKYO 1970–2000

 

Tokyo’nun Modernleşme macerası 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Meiji Dönemi’nde ani bir hevesle başlar. Ancak kentin günümüzdeki şeklini almaya başlaması, bir sonraki Taisho Dönemi’ne (1912-1924) rastlar. Tokyo’da gerçek anlamda birtakım değişikliklerin başlamasının bu döneme rastlamasında başka etkenler de vardır. Bunlardan biri, kenti yerle bir eden Kanto depremi (1923), diğeri ise ülkede bu dönemin simgesi olarak da kabul edilen demokratik rüzgarların esmeye başlamasıdır. Ayrıca, 1920’lerden itibaren sadece konut mimarisiyle kalmayıp, Tokyo’nun alt yapısı da hızla gelişerek büyük değişikliklere sahne olur. Daha o zamanlar Londra, New York, Paris, Viyana gibi pek çok Batılı metropollerde gerçekleşen Endüstri Devrimi, çalışan kitlelerin hareketleri, yeni demografik oluşumlar sonucu gelen kentsel sorunlara birtakım planlı ve akılcı yaklaşımlar ön görülürken, benzeri sorunlara karşı Tokyo kırsal kökenli yapısından günümüzün çok merkezli (polycentric) dev metropolüne ani bir sıçramayla, hatta plansız olarak ulaşır.

 

Tokyo’nun bu ani metropolleşmesi, ilk bakışta görsel çatışmalar sergileyebilir. İşlevsel olarak da kentin değişik ölçeklerindeki bütün ve parçalar arasında yüksek verimlilik ilişkilerini esas kabul eder. Bu tanımlama, özellikle günümüz Tokyo metropolünün merkezi kısmını oluşturan (İmparator Sarayı merkezli) yaklaşık 60 km. çapındaki dairesel alanı içerir. Bu alan, Tokyo’nun güneyindeki körfez bölgesini saran ve kısmen metropolitan idaresine, kısmen de komşu illerin (Kanagawa, Saitama, Chiba gibi) idarelerine ait yönetimsel bir coğrafyadan oluşur.

 

Merkezi kısım genel olarak iki ayrı yaygın kent dokusu olarak incelenebilir: Biri, sözkonusu 60 kilometrelik alanı sürekli bir halı şeklinde kaplayan, yüksek yoğunluklu ve nispeten düşük kat yükseklikli (ortalama 2-3 katlı) yapı adalarından oluşan konut platformu; diğeri ise, ticari ağırlıklı ve ayrı ayrı özel işlevleri olan, büyük ölçekli ve kat yükseklikli büyük yapı adalarının biraraya geldiği ve bunların bir önceki konut platformuyla da kısmen örtüştüğü altmerkez kentler (Shinjuku, Shibuya, Roppongi, Ikebukuro, Ginza gibi). Ayrıca, bu her iki genel dokunun daha alt ölçeklerine inildiğinde başka dokular da vardır.

 

Özellikle konut platformu, 20. yüzyıl başlarındaki Japonya’yı ziyaretinden sonra A.C. Beard’in de tarif ettiği, bir grup yerleşimin biraraya getirdiği mozaik biçimindeki mahallelerden oluşur. Bu platform, esas bina tiplerini biraraya getiren bir konteynere benzerken, topoğrafyaya uyum sağlayabilecek esnek özelliklere de sahiptir. Topoğrafya olarak Tokyo, tepelik Musashino ile Sumida ve Ara nehirlerinin denize döküldüğü düz yüzeylerin arasında kurulmuştur. Buna göre de, kentte iki ana konut dokusu oluşmuştur: Yamanote (yukarı-kent) ve Shitamachi (aşağı-kent). Bu coğrafi konumundan dolayı oluşan her iki konut dokusu, aynı zamanda tarihsel ve sosyo-kültürel oluşumlara göre de farklılıklar kazanmıştır. Böylece, tepelik yüzeylerde esnek karakterli Yamanote-dokusu ile onun karşıtı olan düz alanlarda daha düzenli ve grid karakterli Shitamachi-dokusu birbirine paralel olarak gelişmiştir. Ama, bu coğrafi ve morfolojik farklılıkların yanısıra diğer bazı yapı özelliklerinden de biraz bahsedelim.

 

Sadece Tokyo’ya mahsus olmamakla birlikte, ahşap Japonya’da her zaman için konut mimarisinde en çok kullanılan yapı malzemesi olmuştur. Giderek ileri yapım teknolojisindeki gelişmeler ve betonarme kullanımının yaygınlaşması geleneksel bina tiplerinin yok olmasına sebep olmuştur. Bunun sonucu olarak, günümüzün halısal dokulu konut platformu karma özellikler gösterir. Bu durum da gerçekte değişik kat yüksekliği, yoğunluk ve yapım tekniği kullanılan üç farklı konut tipinin birarada olmasından ileri gelir: Tek müstakil konutlar, “apato” ve “mansion” tipi toplu konut binaları.

 

Müstakil konutlar, ya geleneksel biçimde dışardan koruyucu bir duvar malzemesi ve kiremit çatıyla kaplı ahşap binalar, ya da modern brüt beton kutular şeklinde yapılırlar. “Apato”, bir toplu konut bina tipi olup, iki-üç katlı, düşük maliyetli hafif karkas sistemlerle (genelde ahşap) üretilir. Dışarıya açık bir merdiven ve koridorlar aracılığıyla yaşam ünitelerine ulaşılır. Bir başka toplu konut bina tipi olan “Mansion” ise, Apato’dan daha yüksek standartlarda yapılmıştır. Yapımında betonarme kullanılırken, ölçek olarak da değişik tipleri vardır. Her üç konut tipinin kentsel planda biraraya gelişi genellikle rastgeledir. Böyle olunca da, benzer cephelerin hakim olduğu sokak peyzajlarına Tokyo’da rastlanmaz olur. Bu bağlamdaki farklılıklar bizi, korozyona uğramış ahşap, metal yüzeyler, saydam veya opak plastik paneller, alüminyum parmaklıklar, beton duvarlar ve bu yüzeylerle birlikte çalışan vejetasyonlar gibi birçok değişik bina formu, yapı elemanı ve malzeme kullanımlarıyla karşı karşıya getirir.

 

Yoğun konut platformlarının kesiştiği yerlerde Tokyo’nun önemli merkez kentleri oluşmuştur. Bu kent oluşumlarının en belirgin özelliği, kendi etrafındaki yoğun doku içerisinden adeta birer taç gibi sıyrılarak, önemli kentsel faaliyetlerin odaklandığı kilit noktalarını meydana getirmeleridir. Buralardaki bina yüzeyleri, tıpkı çok ince deri tabakalarına benzeyip, belli belirsizdirler. Bunlar, zarif ya da kaba yüzeyleriyle, izleyiciyi şaşırtan çeşitlilik ve teknolojiler sergilerken, kentin anlam bazındaki yönelimlerini de ortaya koymaya çalışırlar. Böylece konut platformlarının küçük ölçekli ahşap ve betonarme yapılarının yerini, altmerkezlerde büyük ölçekli, karma birtakım ticari, kültürel faaliyetler almıştır. Bu merkezlerin nüvesini genellikle, o merkezin önemli, katlı mağazaları ve ticari işlevlerini kapsayan terminal kompleksi oluşturur. Farklı tren ve metro hatlarının kesiştiği terminallerde yer alan katlı mağazalar, alt-üst geçitler ve sokak düzlemindeki kamu dolaşımına açık alanları da kesen birer köprü rolü oynarken, kullanım oranı yüksek restoran, sinema, müze, iç meydan  gibi kamusal işlevleri de içerirler. Herbirinin ayrı ayrı ağırlıklı bir işlevi (ticaret, iş, eğlence, moda vb.) de olan bu altmerkez kentler, böylece 24 saat boyunca aktif olan Tokyo metropolünün çok merkezli düğüm noktalarını oluştururlar.

 

Tokyo, dünyanın en gelişmiş ve ileri toplu taşımacılık sistemlerinden birine sahiptir. Bu çok hatlı sistemin beyni ve düğüm noktalarını yine kent merkezleri oluştururken, metropolitan tren ve metro hatları, yer, yer-üstü ve yer-altı olmak üzere üç farklı düzlemde, halısal biçimli konut platformlarını keserler. Bu bakımdan bir kişinin günlük rotasına göre, kent birbirinden çok değişik şekillerde algılanabilir. Örneğin, bütün bir gün kentin yüzeyindeki havayı solumadan geçebilir: Yeraltından bir tüp içerisinde dolaşmakta olan metroya biner; kent merkezlerinden birinin istasyon kompleksine gider; oradaki iç mekan ve meydanlar arasında dolaşıp, katlı mağazalarda biraz alışveriş yapar, bir sinemaya veya müzeye gidersiniz; sonra da kalkıp aynı yolla evinize dönersiniz. Daha farklı bir zaman dilimiyle seyir etmek istenirse, yer dolaşımı da seçilebilir: Yaya ya da bisikletle oturduğunuz yerin yakınındaki çarşı sokakları arasında gezinir; onun ucundaki bir Budist tapınağı ziyaret edip, sonra da öğle yemeğinizi bir “soba” restoranında yiyebilirsiniz.

 

Böylelikle, Tokyo’da yaşayan birinin kenti algılayışı sürekli olarak iki farklı uç arasında gidip gelir. Biri, kent merkezlerindeki ve onlara bağlanan yapay ortamlara odaklanırken, diğeri konut platformundaki yerleşim alanlarının sessiz ve dolambaçlı sokakları arasında gerçekleşir. Bu çifte yaşam şekli, Tokyo’nun bize birarada sunduğu pek çok paradoks ve güzellikten sadece birini oluşturur.

 

TOKYO’DA YAŞAM: BÜYÜK KENTİN KÜÇÜK EVLERİ

 

Şaşırtıcı İstatistikler

İnşaatı yeni bitmiş, kiralık bir konutun ortalama büyüklüğü 52,5 metrekare (1997 yılı verilerine göre). Bu demektir ki, sıradan bir aile (anne-baba, küçük kız ve küçük oğlan) elli-iki-buçuk-metrekarede yaşar. İnanılır gibi değil!

 

Asıl bu durum diğer rakamlarla karşılaştırıldığında, hiçbir şey değil: Tokyo’daki 1 metrekarelik bir araziye 100 birim değer biçilirse, aynı büyüklükteki arazinin değeri Londra’da 11,9; Paris’te 7,4; New York’ta 3,6 birim... Bir an için bu ortalama değerleri bir kenara bırakıp, daha üsttekilere göz attığımızı düşünürsek, işte o zaman gerçekten başımız dertte. Çünkü, Los Angeles’ta yaşayan bir zengin, Japonya İmparatoru’nun Tokyo merkezindeki saray ve bahçesini satın almaya kalksa, karşılığında kendi şehrinin tamamını satmak zorunda kalacak!

 

Pekala, şimdi Japon evlerinin neden bu kadar küçük olduklarını biraz anlamış olmamız lazım: Durum sadece bir kültür meselesi olmaktan öteye, bir ihtiyaç meselesidir. Fakat ekonomik meselelerin ötesinde, gelin bu evlerin içlerine girip, Japonya’da insanların gerçekte nasıl yaşadıklarına bir bakalım isterseniz...

 

Kent Bağlamına Açılım

Geleneksel Japon evlerinin aşağı yukarı hangi elemanlardan yapıldıklarını bilirsiniz: “Fusuma” (kağıttan yapılmış sürme bölücü), “tatami” (modüler yer döşemesi), “futon” (seyyar yer yatağı) gibi. Bugün Japonlar bu geleneksel elemanları hemen hemen korurlar. Örneğin, farklı kullanım ihtiyaçlarına göre oda alanını değiştirmek için sürme bölücü veya duvarlar, gömme dolaplar ve az mobilya kullanılır (sandalye yok!). Fakat aslında, bütün bunların birkaç adım da ötesine geçerler... Nasıl mı? 52,5 metrekarelik özel mekanlarıyla kent arasında iç içe bir günlük yaşam biçimi kurarak. Peki o zaman, bu nasıl olur?

 

Aslında bunun başka bir sırrı daha vardır: Japonya’da evlerin ötesindeki “kent bağlamına açılım” fiziksel (pencere, bölücü, parmaklık vs.) olmaktan öteye, daha çok psikolojik ve davranışsaldır. Böylece rahatlıkla ev yaşantısı kendi dört duvarları ötesinde kente de taşınıverir.

 

“1K”: Tipik Bir Örnek

Burada gelin, konut planlarından birini inceleyelim. Bugün Tokyo’da kiralayabileceğiniz tek kişilik sıradan bir konut: Tipik “1K” (bir oda+mutfak), aylık kirası 19,80 metrekare için 70.000 yen (700 $). Evin içi ise çok basit; ayakkabılarınızı çıkartıp bırakabileceğiniz küçük bir giriş sahanlığı (bu arada zaten mutfaktasınız); onun ötesinde ise banyo / tuvalet ve çok amaçlı odanız. Bu odanın çeşitli işlevleri var; gündüzleri yaşam, çalışma, eğlence ve diğer faaliyetlerinizi gerçekleştireceğiniz mekan; geceleri ise, gündüz banyo ile oda arasındaki gömme dolapta sakladığınız yer yatağınızı çıkartıp uyuduğunuz yatak odanız. Gördüğünüz gibi başka hiç bir mobilyaya da ihtiyacınız yok! İsterseniz şimdi bir de teker teker içerideki elemanları inceleyelim, böylece yukarıdaki “kent bağlamına açılma” prensibini daha iyi anlayabiliriz.

 

Mutfak

Önce mutfağa bakalım. İçinde eviye, ufak bir buzdolabı ve iki gözlü ocağı var. Fark ettiğiniz gibi tezgah veya masa yok (zaten sonradan alsanız bile sığacağını hiç zannetmiyorum). Peki, bu sistem nasıl çalışıyor? Çok basit! Sabah kahvaltıları çoğunlukla dışarıda yapılarak. Kentte sıcak-soğuk kahve, çay, kakao, sigara ve diğer pek çok şeyi satın alabileceğiniz sayısız “vending” makineleri vardır. Tabi ki, yakındaki bir kafeye gidip daha organize bir kahvaltı yapıp, sabah gazetenizi de okuyabilirsiniz. Öğle yemeği en kolayı, çoğunlukla iş yeriniz veya okul çevrenizde yersiniz. Akşam yemeği ise duruma bağlıdır; eğer bir şirkette çalışıyorsanız, zaten iş arkadaşlarınızla hep birlikte yiyip içersiniz. Eğer yalnız evde yemeği tercih ederseniz, bir süpermarkete gidip, kutulanmış hazır menülerden birini seçip, orada ısıtıp gelebilirsiniz. Böylece mutfakta yemek pişirmenize hiç gerek kalmaz. Oldu ki birisini yemeğe davet etmek istediniz; bu “davet” zaten Japonya’da evde yenilecek anlamına pek gelmez. Sadece ve sadece bütün dünya mutfaklarından tutun, günde 24 saat-yılda 365 gün karavana servis yapanlara kadar sayısız restorandan birini seçmek durumundasınız. Aslında bu kadar çok sayıda restoran barındıran bir kentte yaşadıktan sonra da evde yemek normal insanların pek az yapacağı bir davranış haline gelir.

 

Banyo

Mutfak sisteminden sonra, isterseniz bir başka ıslak hacim olan banyoya geçelim: Banyo çok minyatür.Böyle olunca ancak bazı esas günlük ihtiyaçlarınızı yerine getirip, onların dışındakileri unutmak zorunda kalıyorsunuz. Tam burada, “nerede o eski, meşhur Japon banyo-kaplıca kültürü” diye sorabilirsiniz. Tabii ki hala var, ama evinizin dışında... O zaman, esas günlük ihtiyaçlarınızı evde yerine getirdikten sonra mahallenizdeki en yakın “sento”ya (halk hamamı) gitmeye hazırsınız demektir.

 

Sento’ya sabah işten önce veya akşam işten eve dönerken gidebilirsiniz. Hatta her mahallede birkaç tane sento bile bulabilirsiniz. Gününüzün bir saatini orada geçirdikten sonra bir bakın bakalım; Tokyo’daki stresli hayatınızı nasıl farklı gözle göreceksiniz...

 

Bu arada banyoda çamaşır makineniz için hiç yer olmadığını fark ettiniz herhalde. Bir defa daha tekrar edelim: Kentte binlerce ama binlerce ücretli çamaşırhane varken, neden bir çamaşır makinesini ihtiyacınız olsun ki? Hem çok ucuz, hem de çamaşırlarınız yıkanırken karşı komşunuzla sohbet edebiliyorsunuz.

 

Çok Amaçlı Oda

Islak hacimleri bitirdikten sonra, Japon evlerindeki belki de en inanılmaz mekana, çok amaçlı odaya, gelebiliriz artık. Yukarıda bahsedildiği gibi, burası hem yatak odası, hem oturma ve çalışma, hem de aklınıza gelebilecek daha birçok şey olabiliyor... İlk önce oturma odası olarak kullanıldığını düşünelim ve diyelim ki arkadaşlarınızla oturup eğlenmek istiyorsunuz. Neden o kadar kişiyi daracık odaya sıkıştırıp bunaltacaksınız ki? Onun yerine kentteki on binlerce “karaoke bar” veya “video arcade” den birine götürmek en kolayı. Sosyal hayatınız, hobileriniz ve karakterinize uygun pek çok toplantı yerini zaten Tokyo’da kolaylıkla bulabilirsiniz.

 

Aynı odanın, aslında başka kültürlerde alıştığımızdan biraz daha değişik olan yatak odası işlevini de bir düşünelim. Japonya’da insanlar genellikle işyerinden uzakta yaşar ve günde en az 2-3 saati trenlerde geçirirler. Bunun için, buradaki tren ve metroların koltuklarının oldukça konforlu, hatta evinizde uyuduğunuz yer yatağınızdan daha yumuşak olduğunu hemen fark etmemeniz mümkün değil.

 

Böylece, fazla mesaisiz bir işin aslında gerçek bir iş olmadığına inanılan bir çevrede insanlar, kısa şekerlemelerle uyku ihtiyaçlarını bu koltuklarda rahatça görürler.

 

Hala yatak odasından bahsediyorken, bu odanın bir başka kullanımından söz etmeden geçmek olmaz: Çiftlerin geceleri birlikte paylaştığı mekan. Japon evlerinin iç duvarları oldukça hafif ve ince malzemelerle yapıldığından bu durum mahremiyet problemleri yaratabilir. Oysa, burada da durumun yine çok zekice  çözümlendiğini görmekteyiz. Kentteki yüzlerce, alışılmışın ötesinde “love hotel” böyle anlar içindir. Üstelik New York manzaralısından tutun da, Bermuda gibi egzotik manzaralara sahip olanlarına kadar... Bunlar her çiftin gidip, bir saat ile 24 saat arasında özel oda kiralayabilecekleri yerlerdir.

 

Bütün bunlardan da kolaylıkla anlaşılabileceği gibi, bu tip ufak düzenlemelerle kentin tamamı eviniz olup çıkar. Günlük hayatınız ise tıpkı bir kaleydeskoptan yansıyan farklı renklerin aynı anda tecrübesi gibi çeşitli senaryolar etrafında dolaşır durur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


7329 - unknown - 38.107.179.238