VENEDİK 1900–2000
İtalya’nın, hatta dünyanın mimari açıdan en ilginç ve
şaşırtıcı kentinin modern döneminin ihmal edilebilir olacak kadar az göze
çarpışı tuhaftır. Ancak, Venedik üzerine söylenebilecek en anlamlı söz bu
olmalıdır. Venedik’in 17. yüzyıldan başlayarak ticari ve finansal önemini
yitirişi mimari kaderini de belirlemiştir. Akdeniz ticaretinin çöküşü ve
Atlantik ekonomilerinin tırmanışı, bir zamanlar tüm Avrupa’yı uzak ülkelerden
taşıyıp getirdikleri ve kendi ürettiği mamul maddelerle besleyen bir kenti
ikinci plana düşürmüştür. Önceki yüzyılda hızlı Osmanlı yayılmasına bile
mukavemet edebilen Venedik, bu ekonomik arka planını kaybedince, bağımsızlığını
da yitirir ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun bir parçasına dönüşür.
Avrupa’nın en kalabalık kentini nüfus yitiren bir yerleşmeye dönüştüren
mekanizmalar çalışmaktadır. Bütünleşen, ulusal birliğini kuran İtalya’ya
katılması da kentin kaderini köklü biçimde değiştirmez. 19. yüzyıl sonlarında
başlayan hızlı sanayileşme ise, bu deniz kentini daha da belirgin biçimde
karaya bağımlı kılacaktır. Örneğin, sanayi tesisleri artık lagünün içindeki
adalarda konumlanamaz ve kıyıya yerleşirler. Dolayısıyla, Mestre Venedik’e
alternatif bir yerleşme olarak gelişir, büyürken, kent tenhalaşır. Ancak, Venedik
bir yandan da turizmin yeni bir etkinlik olarak gündeme geldiği ilk yerlerden
biri olur. Lido Avrupa’nın ilk deniz turizmi merkezi haline gelir. Dünya
sosyetesi denize girmeyi orada öğrenecektir. Venedik merkezi ise kanallarıyla
ve yeni farkedilen romantizmiyle vazgeçilmez bir gezi odağına dönüşür.
Sonuç, 20. yüzyıl Venedik’inde pek az yapı inşa edilmesidir.
Yapı gereksinmesi azdır.Mevcut yapılar hem yeterlidir, hem de koruma kuralları
nedeniyle yeni yapı yapmak alabildiğine zorlaştırılmıştır.1930’larda, Mussolini
döneminde kente gar, havaalanı gibi yeni teknik donatılar eklenir.Bunlar
Modernist tasarımlar olmakla birlikte, buraya yine de kaydadeğer bir Modernizm
odağı olma niteliği vermezler. O yıllardan başlayarak kentin en önemli mimarlık
merkezi, Bienal’i barındıran Giardini adlı parkın içinde inşa edilmekte olan
pavyonlardır. Bu küçük ulusal sergi yapıları ilginç bir bütün oluştururlar.
Ama, içlerinde Modernizm’in öncü ya da kilometre taşı niteliğindeki ürünlerini
aramak boşuna bir çaba olur. Çoğu, sadece örnekleme değerleri nedeniyle
anlamlıdır.
Venedik’in mimari önemi 1950’lerden sonra artar. Özellikle
Venedik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi çok büyük bir etki merkezidir.
Uluslararası sahnenin önemli tasarımcı ve kuramcılarını barındırmıştır, barındırmaktadır.
Tafuri burada çalışmıştır. Scarpa ise kentin en önemli mimar
hemşehrisidir. Onun en önemli tasarımları arasında sayılan Olivetti showroom’u,
Mimarlık Fakültesi giriş avlusu ve kapısı ile Fondazione Querini Stampalia
yenilemesi buradadır. Diğer önemli güncel ve çağdaş yapılar kent merkezinde
değil, saçaklarında bulunurlar. Venedik bugün de yeni yapılarıyla değil,
merkezlik ettiği çağdaş mimarlık aktivitesi (Bienal ve sergiler), mimarlık
öğretimindeki yeri ve her kuşağın yeniden anlamlandırdığı geleneksel mimari
birikimi ile önemlidir. Yeryüzünde metrekareye en az yeni yapı ve en çok gezgin
mimar düşen yer hiç kuşkusuz burasıdır.