Psikolojik
etmenler
Depresyonda gerçek bir yitim olabilmekle birlikte, çoğu
zaman imgesel bir yitim duygusu, sevdiği bir kişiyi ya da nesneyi yitirdiği duygusu
vardır. Bu yitim duygusu nedeniyle ortaya çıkan öfke, ilişkilerinde daha çok
iki yönlü duygular yaşayan (sevgi ve nefret) kişide, katı üstbenlik nedeniyle
kişinin kendisine yönelir.
Depresyon ile yas arasında birçok benzerlik vardır. Bir
yakını ölen kişide yas tutma sürecinde çoğu zaman depresyonda görülen belirtilere
(üzüntü, neşesini yitirme, iştahsızlık, durgunluk, isteksizlik,
boşluk/anlamsızlık duygusu, ağlama, uykusuzluk, yaşamdan eskisi gibi zevk
alamama gibi) rastlanır. Fakat bu belirtiler çoğu zaman birkaç hafta ya da ay
ile sınırlıdır. Depresyonda ise gerçek bir yitim olabilmekle birlikte, çoğu
zaman imgesel bir yitim duygusu, sevdiği bir kişiyi ya da nesneyi yitirdiği
duygusu vardır. Bu yitim duygusu nedeniyle ortaya çıkan öfke, ilişkilerinde
daha çok iki yönlü duygular yaşayan (sevgi ve nefret) kişide katı üstbenlik
nedeniyle kişinin kendisine yönelir. Kin, öfke ve nefreti kendine yönelten
kişide değersizlik, suçluluk duyguları ve sonuçta depresyon gelişir.

Ölüm ile birlikte yaşanan yas durumunda kişide
depresyondakine benzer ruhsal belirtiler görülebilir
ancak bunlar geçicidir. Depresyon ise bunların sürekli
olmasıdır. Kişilik yapıları depresyon gelişiminde
etkilidir.
Obsesif-kompulsif bağımlı sınırda kişilik bozukluğu
gösteren
kişilerde depresyona eğilim fazladır.
Depresyonu açıklamaya çalışan diğer analitik yaklaşım
benliğin kendisine biçtiği değeri koruyabilmesi için, kendisinden bazı
beklentileri ve emelleri gerçekleştirebilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
Bedensel bir hastalık, mesleksel başarısızlık, ailesel çatışmalar ya da başka
bir yaşam olayı nedeniyle benlikte beklentilerinin ya da emellerinin
gerçekleşmeyeceği ya da bunları gerçekleştiremeyeceği duygusu ortaya çıkar.
İdeallerini gerçekleştiremeyeceği düşüncesine sahip olan bu kişide çaresizlik
ve güçsüzlük duygusu gelişir, kişinin kendisine biçtiği değer düşer ve sonuçta
da depresyon gelişir.
Depresyonu açıklama çabalarında yararlanılan kuramlardan
birisi de öğrenilmiş çaresizlik kuramıdır.
Deney ortamında hayvanlara kaçıp kurtulamayacağı şoklar
tekrar tekrar verildiğinde, hayvan başlangıçta kaçmaya çalışmasına karşın bir
süre sonra kaçma girişimlerinden vazgeçmekte ve şoklara hiçbir şey
yapamayacağını öğrenmektedir. İnsanlardaki depresyonda da benzeri bir
çaresizlik duygusu görülebilmektedir.

Öfke ve nefretin, kişinin kendisine yönlendirilmesi
gerçek durumun ideallerden farklı olması depresyona
yol açabilir.
Depresyona yatkın kişilerde, yaşamında karşılaştığı
güçlükleri ve sorunları aşabileceği, onlarla baş edebileceği ve yaşantılarını
kendisinin kontrol edebileceği düşünceleri gelişmemiştir.
Bilişsel görüşe göre; çocukluk çağlarındaki yaşam, öğrenme
yolu ile şema olarak adlandırılan bazı düşünce, varsayım ve inanç sistemlerinin
oluşmasına neden olmaktadır. Bu şemalar kişinin sonraki yaşamında yaşadıklarını
değerlendirmede kullanılmaktadır.
Depresyonlu kişilerde kendine, çevresine, genel olarak
yaşamına ve geleceğine ilişkin olumsuz değerlendirmeye yatkınlık vardır. Bu
olumsuz ve karamsar değerlendirme özellikle kişinin stresli durumlarla karşı
karşıya kaldığında etkinleşmektedir.
Olumsuz ve karamsar değerlendirmeler keyfi çıkarım, seçici
soyutlama, aşırı genelleme, abartma ve küçümseme şeklinde düşünce kalıplarından
kaynaklanmaktadır.

Kin, öfke ve nefreti kendine yönelten kişide
değersizlik, suçluluk duyguları ve sonuçta
depresyon gelişir.
Keyfi çıkarım, kişinin belirli bir ipucu ya da açık bir
kanıt yokken yaşantısından kendisiyle ilgili olumsuz bir kanıya varmasıdır
(yolculuğa çıktığında bindiği otobüsün bozulması nedeniyle bir süre yolda kalan
bir kişinin “ben zaten çok şanssız bir insanım” şeklinde yorumlarda bulunması
gibi). Seçici soyutlama ise yaşantının bütünü üzerinde değil de önemsiz
sayılabilecek bir ayrıntısı üzerinde durarak yaşantıyı değerlendirmedir (bir
basketbolcunun takımının yenilgisinden yalnız kendisinin kötü oyununu sorumlu
tutması vb). Aşırı genelleme ise kişinin tek bir nedene ya da olaya dayanarak
kendi yetersizliği ve değeri konusunda bir kanıya varması ve bunu
genellemesidir (bir isteğine arkadaşının hayır demesi sonrasında hastanın “beni
kimse sevmiyor” şeklinde duygu yaşaması gibi).

Depresyonda çaresizlik duygusu açıkça görülebilmektedir.
Abartma ve küçümseme ise kişinin önemsiz bir başarısızlığı
aşırı büyütmesi ve başarıyı ise olduğundan daha önemsiz göstermesidir (sınıfını
büyük bir başarı ile geçen bir öğrencinin bunun önemli bir şey olmadığını
düşünmesi; yalnız bir sınavdan başarısız not alan bir öğrencinin kendisinin
tembel bir insan olduğunu düşünmesi vb.). Bu düşünceler herhangi bir akıl
yürütme süreci başlamadan kendiliğinden (otomatik düşünce) kişinin kontrolü
dışında ortaya çıkmaktadır.
Bazı kişiler sahip oldukları bu düşünce kalıbı (işlevsel
olmayan şemalar) nedeniyle kendisini, yaşadıklarını, dünyayı ve geleceği
olumsuz ve karamsar değerlendirmeye yatkındırlar. Bilişsel kuram, bu kişilerin
kendilerini psikolojik olarak zorlayan bir olay ile karşılaştıklarında, bu
düşünce kalıbının etkinleşmesi sonucunda depresyonun geliştiğini ileri sürer.

Bazı kişiler sahip oldukları hastalıklı düşünce kalıbı
nedeniyle kendisini, yaşadıklarını, dünyayı, geleceği
olumsuz ve karamsar değerlendirmeye yatkındırlar.