|
Geniş Ufuklu Mimar Kimliği ve
Bektaş’ın Mimarlığı
Aydan Balamir
Cengiz Bektaş, meslek topluluğumuzun yakından tanışık olduğu
bir mimar. Bizler Bektaş’ı mimarlık kültürümüzün köklerine sahip çıkarak
sürdürdüğü militan çağdaşlığıyla bildik; yapıları, eskizleri, yazıları ve
dizeleriyle tanıdık. Mimarlık üzerine düşüncelerini, inceleme ve deneyimlerini
ortamdan hiç esirgemedi; birbirini izleyen yayınlarda, söyleşi ve
konferanslarda, her fırsatta ve hemen her kesimden insanla birikimini
paylaşabildi. Hakkında yeni bir söz söylemenin güçlüğünü hissediyor, ve
Bektaş’ın mimarlığına başka bir cepheden, mimarı farklı meslek kimlikleriyle
donatan bakış açıları yönünden yaklaşmak istiyorum.
Modern çağda mimarın kimliğini belirleyen bakış açılarının,
başlıca dört tema üzerine çeşitlendiği söylenir. İlki modern öncesinden miras,
folk geleneği ve lonca düzeni içinde yetişen “yapı ustası” kökenli mimarın
bakış açısı. Bilgi ve becerisi zanaat alanında yoğunlaşan bu en eski mimar
tipine karşılık, ikiyüzü aşkın yıldır diğer bakış açılarının ezici rekabeti söz
konusu: Güzel sanatlar alanında konumlanmış “akademik” donanımlı mimarın,
mühendislik bilgisi ve ideolojisi üzerine kurulu “teknik” donanımlı mimarın
(Türkçesi fennî mimar olmalı), ve toplumbilim birikimi üzerine kurulu “planlama”
donanımlı mimarın bakış açıları. Farkları konumlandıkları bilgi alanında olan
bu bakış açıları, ait oldukları dünyanın egemen değerlerine bağlı olarak,
değişen inançları ve idealleriyle, baskın ideolojileriyle birbirinden
ayrıldılar. Modernist düşüncenin temelindeki bir bölünme—sanat, bilim ve ahlak
alanlarının keskin hatlarla ayrışımı ile bağlantılı bu farklılaşma, mimarlık
düşüncesinin bir yandan çeşitlenip zenginleşmesine yol açarken, bir yandan da
“uzmanlık” ruhuyla sınırlanıp parçalanmasına, ve herbir parçada ufkun
daralmasına neden oldu. Farklılaşmanın topyekün açılımlarına karşılık,
parçaların içine kapanıklığı, modern mimarın çelişkilerinden biri olageldi.
Tek yönde yoğunlaşan mimarın başına getirilen kimlik
sıfatları hep olumsuz çağrışımlarla yüklüdür.Kalfa mimar, akademik mimar,
mühendis mimar, plancı mimar gibi yaftalar, vurgulanan kimlik dışında
kalanların eksikliğini işaret eder. Cengiz Bektaş için benzeri bir indirgeyici
yafta kullanmak olası değildir. Mimarlığa dar ufuklu “uzman” bakış açısıyla
değil, geniş ufuklu “generalist” (specialist karşıtı) bakış açısı ile
yaklaşanlardandır. Mimarlık uğraşının sanat, zanaat, mühendislik, toplumbilim
boyutlarını kavrayan giriftliğini sadeleştirip tek boyuta indirgeyenlerden
değildir. Mimarın çeşitli kimlik sıfatlarının ancak birarada olması halinde,
herbirinin olumsuz çağrışımlarından arınabildiğine örnektir.
Mimaride geniş ufuklu olabilmenin, dar ufuklu uzman
meslekçilik karşısındaki erdemi, her bir yönelişin gerisindeki inanç
sistemlerinin olası yanılgılarını bir ölçüde giderebilmesi bakımındandır.
Örneğin, akademik mimarın ifrata varabilen biçimciliğine, dogmatizmine ve
elitizmine; mühendis mimarın yararcı ussallığına, teknoloji fetişizmine, sığ
pragmatizmine; plancı mimarın toplumu yönlendirme, dünyayı yeniden inşa
edebilme hayalciliğine karşı durabilmede, “generalist” bakış açısının daha
özenli ve dirençli olacağı varsayılabilir. Sözkonusu bakış açılarının
birbirinden temel farkları doğaya, tarihe, toplum ve bireye yönelik kabulleri
(en geniş anlamında ideolojileri) ise eğer, bu çerçevede akla gelen ilk
sorular, mimari tasarımın da en başta gelen soruları arasındadır. Mimarlığın
doğayla ve tarihle ilişkisi ne yönde olmalıdır? Uyum mu, egemenlik kurma mı?
Doğayı ve tarihi taklit mi, özgür imgelem mi? Mimarlığın topluma, bireye karşı
tavrı ne olmalıdır? Kolektif değerler mi, bireycilik mi? Yerleşik düzenin
otoritesi mi, sınırsız özgürlük mü? Gelenek mi, yenilik mi?
Geniş ufuklu bakış açısı, ikilemler karşısında eleştirel
olabilmeye daha istidatlıdır. Bektaş’ın da kültürel ikilemleri uzlaştırıcı
çabaları olmuştur, gelenekle yeniliği bağdaştırıcı çağdaşlık anlayışı, bu
çabanın yalnızca bir yönüdür. Genelde toplumcu idealleri savunmasına karşılık
bireyi yok saymayışı, mimarisinde her iki uca da değerini vermeyi bilmesi, işin
bir başka yönüdür. Bu tartışmaya, Mersin gökdelenini katmıyorum; bir yapının
gökleri delebilmesi için doğaya, tarihe, toplum ve bireye karşı (değişen
dozlarda) ezici olması kaçınılmaz bir durum. Öte yandan gökleri delmenin de
insanı hep cezbetmiş olduğu, kültürel üretim söz konusu olduğunda düşünce
kutuplarının hep ılımlı yanında kalmanın savunulur olmadığı da teslim edilmeli.
Yaşamın çelişkileri karşısında mimarın bir diğer kaçınılmaz
kimliği ise, amatör filozofluğudur. Bir ozan olarak Bektaş, mimarın düşünür
kimliğine önem vermiş, ama bu kimliğin ağır basarak mimarı bina üretmekten
alıkoymasına da kuşkuyla bakmıştır. O hep, düşüne-taşına ve birlikte üretmenin
yanında olmuştur.
|
|