27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Kendi Metinleriyle Mies Van Der Rohe’nin Söylemi

 

BÜRO BİNASI (1923)

Bir büro binası iş, organizasyon, berraklık ve ekonominin evidir.Geniş, aydınlık kesintisiz fakat işin organizasyonuna göre eklemlenebilen çalışma mekanı. Minimum araçla maksimum etki.

 

Malzemeler: Beton, çelik, cam.

 

Betonarme strüktürler doğal iskeletlerdir. Gösterişli değildir. Kale değildir. Kolonlar ve kirişler taşıyıcı duvarları ortadan kaldırırlar. Bu deri ve kemik konstrüksiyonudur.

 

Çalışma mekanının işlevsel bölünüşü binanın enini belirler: 16 metre. En ekonomik sistemin 8 metre aralıklı yerleştirilmiş kolon dizisinin iki yanından 4’er metre çıkılarak oluşturulacağı bulundu. Kirişler 5 metrede bir yerleştiriliyor. Bu kirişler, binanın dış kabuğunu ve döşemeleri taşıyor. Dolaplar odaların içinde rahat hareket edebilmek için bu duvarlara karşı yerleştirilirler. Dolapların üzerinde, pencere şeridi uzanır.

 

MİMARLIK VE FORM ÜZERİNE AFORİZMALAR (1923)

Tüm doktrinleri, tüm formalizmleri, tüm estetik spekülasyonları reddediyoruz.Mimarlık çağın iradesinin yansımasıdır; yaşanan, değişen, yeni.Dün değil, yarın değil, sadece bugün form verilebilir.Ancak bu tür bir yapı yaratıcı olacaktır.Zamanımızın yöntemleriyle form yaratmak.Bu bizim görevimizdir.

 

İnşa etme problemleri dışında, form problemleri tanımlamayı reddediyoruz.Amacımız form değil, fakat sadece sonuçtur.Form kendi başına [bir amaç olarak] yoktur.Amaç olarak form formalizmdir; ki biz onu reddediyoruz.Özde görevimiz inşa etme pratiğini özgürleştirmek ve olması gerektiği gibi restore etmektir.

 

YAPI YÖNTEMLERİNİN SANAYİLEŞMESİ (1924)

Bugünkü yapı yöntemlerimiz sanayileşmelidir. İlgili herkes son zamanlara kadar sanayileşmeye karşı olmasına rağmen, şimdi bu bina sektörü dışında bile tartışılır oldu. Henüz birkaçı hala daha emin olamasalar da bu bir ilerleme gibi görülebilir.

 

Bugün tüm alanlarda ilerleyen sanayileşme, modası geçmiş düşüncelere rağmen aslında uzun zaman önce bina sektörünü ele geçirdi. Bana göre yapı ustaları ve mimarlar için temel problem yapı yöntemlerinin sanayileşmesi. Bir kere biz bunu sosyal, ekonomik, teknik alanlarda başardık ve estetik problemleri çözmek de kolay olacaktır. Sanayileşme nasıl başarılabilir? Onu böylesine engelleyenin ne olduğunu düşünürsek soru cevaplandırılabilir. Eski yapım yöntemleri suçlu değildir; onlar nedenden ziyade sonuçturlar.

 

Sanayileşmeyi mümkün kılan sınırlar içinde yeni yapım yöntemleri bulmak için bir çok girişim var.Yapıdaki montaj yöntemlerinin potansiyelleri zaten genişletilmekte; bugün sadece fabrika ve depo konstrüksiyonunda kullanılmaktalar. Çelik endüstrisi montaj için hazır standartlaştırılmış parçaların imalatında öncülük yaptı ve bugün kereste endüstrisi de aynı şeyi denemekte. Buna rağmen diğer tüm yapılarda kaba ve ince işçiliğin çoğu geleneksel yöntemlerle, elle yapılmakta. El işçiliğini ne yapı endüstrisindeki değişiklikler dışlayabilir, ne de gelişen çalışma yöntemleri. Geniş bloklarda kullanılan duvarcılık malzeme ve emek maliyetini düşürebilir. Üstelik, eski tuğla ustalığında bu yeni yöntemlerin sahip olamayacağı avantajlar vardır. Problem mevcut yöntemlerin rasyonalizasyonu değil, daha çok yapı endüstrisinin tüm doğasında bir devrimdir. Yapım sürecinin doğası aynı yapı malzemelerini kullandıkça değişmeyecektir, onlar için el emeği gereklidir.

 

Yapım sürecinin sanayileştirilmesi bir malzeme sorunudur. Bu nedenle, ilk düşüncemiz yeni bir yapı malzemesi bulmak olmalıdır. Teknolojistlerimiz endüstriyel olarak üretilebilen, yalıtılabilen, su ve ses geçirmez bir malzemeyi keşfetmek zorundadırlar ve başaracaklardır. Sadece endüstriyel üretimi olanaklı kılan değil, aynı zamanda gerektiren hafif bir malzeme olmalıdır. Tüm parçalar fabrikada yapılabilmeli ve arazideki iş sadece birkaç saatlik işçilik gerektiren montaj olmalıdır. Bu yapı maliyetlerini büyük ölçüde azaltacaktır. Sonra onun kendi içinden yeni bir mimari çıkacaktır.Kavrayışıma göre yeni geleneksel yapım metotları oluşacak. Bu durumda reddedilebilir ki geleceğin evi artık el işçileri tarafından yapılmayacak, otomobilin artık vagon yapımcıları tarafından üretilmemesi gibi.

 

MİMARLIK VE ÇAĞ (1924)

Yunan tapınakları, Roma bazilikaları ve Ortaçağ katedralleri bir çağın temsilcileri olarak bizim için bireysel mimarlık ürünlerinden daha önemlidir. Bu binaları yapanların adını kim sorar? Onları kimlerin yarattığı önemli midir? Böylesi yapılar doğaları gereği kişisel değildir. Onlar kendi zamanlarını ifade ederler. Onların gerçek anlamı kendi çağlarının sembolü olmalarıdır.Mimarlık çağın arzusunun yansımasıdır. Bu basit gerçeklik açıkça tanımlanıncaya kadar yeni mimarlık belirsiz ve deneme kabilinden olacaktır. O zamana kadar adresi belli olmayan kuvvetlerin karmaşası içinde kalmak durumundadır. Mimarlığın doğasına ait problemin kesinliğin önemidir. Anlaşılmalıdır ki mimarlık kendi zamanı ile kuşatılır, ve sadece çağının ortamı ve görevleri içinde kendini gösterir.

 

Mimarlığımızda geçmişin formlarını kullanmaya çalışmak ümitsizdir. Güçlü sanatsal bir beceri bile bu girişimde başarısız olur. Tekrar ve tekrar başarısızlığa uğrayan yetenekli mimarları görüyoruz, çünkü onların çalışmaları çağları ile uyumlu değildir. Son analizde, olağan üstü kabiliyetlerine rağmen onlar amatördürler; şevkle yaptıkları bir farklılık ortaya çıkarmadığı için. İleriye gitmek ve geriye bakmak olanaklı değildir; geçmişte yaşayan birisi ilerletemez.

 

Zamanımızın tüm eğilimleri dünyevidir. Mistik yapıtlar sadece aradönemler olarak hatırlanacaktır. Yaşamı kavrayışımızdaki ustalığa rağmen, katedraller inşa etmeyeceğiz. Bizim için cesur romantik girişimler hiçbir şeydir, biz onlardaki formun boşluğu ile ilgileniyoruz. Bizler “pathos” çağında değiliz; gerçeğe ve gerçekçiliğe değer verdiğimiz kadar ruhani uçuşlarla ilgilenmiyoruz.

 

Zamanımızın gerçekçilik ve işlevsellik talebi buluşturulmalıdır. Ancak ondan sonra binalarımız zamanımızın potansiyel büyüklüğünü ifade edecektir; ve ancak bir aptal büyüklük yoktur diyebilir.

 

Biz bugün genel bir doğanın sorunları ile ilgileniyoruz. Birey önemini kaybediyor. Tüm alanlardaki kararlı başarılar bireysel değildir ve çoğu alandaki yaratıcı kişilikler bilinmemektedir. Onlar zamanımızın anonimliğe doğru giden eğiliminin bir parçasıdırlar. Strüktür mühendislerimiz bir örnektir. Dev barajlar, büyük endüstriyel yapılar, muazzam köprüler tasarımcısının adı onlara eklenmeden inşa ediliyorlar.Eğer Roma sukemerlerinin devasa ağırlığını modern vinçlerin hafifliği ile ya da ağır tonoz yapımını ince betonarme konstrüksiyon ile karşılaştırırsak, mimarlığımızın geçmişin form ve ifadesinden ne kadar çok farklılaştığını anlarız. Modern endüstriyel yöntemlerin bu gelişimin üzerinde büyük etkisi oldu. Modern yapıların sadece faydacıl olduğunu söylemek anlamsızdır.

 

Tüm romantik konseptleri dışarıda bıraktığımızda, Yunanlıların taş strüktürlerini, Romalıların tuğla ve beton konstrüksiyonlarını, ortaçağ katedrallerini ve mühendislik başarılarını anlayabiliriz. Romanesk çevrelerce davetsiz misafirler olarak görülen ilk Gotik binalara bu anlamda hakkını vermek gerekir.

 

Faydacıl binalarımız mükemmel işlevsellikleri ile eğer gerçek anlamda kendi zamanlarını yorumluyorlarsa mimarlık adına değerli olabilirler.

 

MİMARLIKTA FORM ÜZERİNE BİR MEKTUP (1927)

Sevgili Dr. Riezler:

 

Benim saldırım forma karşı değil, fakat kendinde bir amaç olarak forma karşı.Öğrendiklerimden ötürü bu saldırıyı yapıyorum.Amaç olarak form kaçınılmaz bir şekilde sadece formalizmle sonuçlanır.Bu çaba sadece dışı yönlendirir. Oysa ancak içinde hayat barındıranın yaşayan bir dışı vardır.Sadece yaşamın yoğunluğuna sahip olan form yoğunluğuna sahip olabilir.Her “nasıl” bir “ne” üzerine yapılanır.Biçim olmayan aşırı biçimlenmişten daha kötü değildir.Birincisi hiçbir şeydir, ikincisi sadece görünüştür.Gerçek form gerçek yaşamı önceler.Fakat “ne olmuş olandır” ne de “olacak olan”.Bu bizim kriterimizdir: Yaratıcı süreçler kadar sonuçları yargılamamalıyız.Form yaşamdan geleni ya da kendimiz için keşfedilmiş olanı açığa çıkartandır.Bu yaratım sürecinin ne kadar önemli olduğudur.Yaşam bizim için kararlı olandır.Onun tüm doluluğu, maneviyatı ve maddi ilişkileri içinde.Bu aydınlatmak, analiz etmek ve manevi ve maddi durumumuzu düzenlemek için  Werkbund’un en önemli hizmetlerinden biri değil midir?

 

STUTTGART SERGİSİ’NİN POLİTİKASI (1927)

Modern konutun sorunu ekonomik ve teknik yaklaşımlarına rağmen, öncelikle mimaridir. Bu planlamanın karmaşık bir sorunudur ve bu nedenle hesaplama ya da  organizasyon ile değil, yaratıcı zihinler tarafından çözümlenebilir. Dolayısıyla, bugünlerde rasyonalizasyon ve standardizasyon hakkındaki konuşmalara karşın, Stuttgart projesini tekyönlü ve doktriner olmaktan uzak tutmayı bir zorunluluk saydım ve Modern hareketin öncü kişiliklerini modern konutun sorunları hakkındaki görüşlerini almak için böyle davet ettim.

 

Her bir bireyin görüşlerini mümkün olduğu kadar özgürce ifade edebilmeleri için katı bir programdan uzak durdum. Genel planı çizerken özgür ifade ile çatışan düzenlemelerden kaçınmanın önemini hissettim.

 

APARTMAN TASARIMI (1927)

Bugün ekonomi faktörü kiralık konut için rasyonalizasyonu ve standardizasyonu zorunlu kılar. Diğer yandan ihtiyaçlarımızın artan karmaşıklığı esnekliği gerektirmektedir. Gelecek her iki görüşü de hesaba katacak. Bu amaçla çerçeve konstrüksiyon en uygun sistemdir. Yapı yöntemlerini gerçekleştirmeyi olanaklı kılar ve iç mekanı özgürce bölebilmeyi sağlar. Eğer mutfak ve banyolara tesisat çekirdekleri gibi bakarsak, geriye kalan tüm mekanları hareketli duvarlar aracılığı ile bölümlendirebiliriz. İnanıyorum ki bu tüm normal gereksinimleri tatmin edecektir.

 

SERGİLER (1928)

Sergiler endüstri ve kültürün araçlarıdırlar. Bu amaçla kullanılmalıdırlar.Bir serginin etkisi temel problemlere yaklaşımına bağlıdır.Büyük sergilerin tarihi bize gösterdi ki temel problemleri göz önünde bulunduranlar başarılı olmuşlardır.Para getiren anıtsal sergilerin tarihi geçmiştir.Bugün kültürel alanda başardıklarıyla bir sergi hakkında fikir ediniyoruz.Ekonomik, teknik ve kültürel koşullar radikal bir şekilde değişmekte.Hem teknoloji hem de endüstri tümüyle yeni problemlerle karşı karşıya bırakmakta.Bu, teknoloji, endüstri, kültürümüz ve toplumumuz için olduğu kadar iyi çözümler bulmak için de çok önemlidir.

 

Alman endüstrisi ve gerçekte bir bütün olarak Avrupa endüstrisi bu özel görevleri anlamak ve çözmek zorundadır. Niceliksel olandan niteliksel olana, yaygın olan yoğun olana rehberlik etmelidir.Endüstri ve teknoloji bu yolda akıl ve kültür aracılığı ile birbirine bağlanacaktır.Bir geçiş dönemindeyiz; tüm dünyayı değiştirecek bir geçiş.Bu geçiş sürecine açıklık getirmek ve yardımcı olmak gelecekteki sergilerin sorumluluğudur ve onlar çağımızın problemlerine yoğunlaştıkları ölçüde başarılı olacaklardır.

 

YENİ ÇAĞ (1930)

Yeni bir çağ gerçektir: “Evet” ya da “hayır”ımıza bakmaksızın vardır.Diğer herhangi bir çağdan henüz ne iyidir, ne de kötü.Kendi içinde bir başlangıç noktasıdır.Bu yüzden onun değişmezlerini açıklamaya ya da aydınlatmaya kalkışmayacağım.Mekanizasyona ve standartlaşmaya aşırı önem vermeyelim.Ekonomik ve toplumsal koşulların değiştiğini kabul edelim.Bir şey kesindir; duruma karşı kendi gücümüzü göstermeliyiz.Buradaki problemler başlangıcın maneviyatına yönelik. Sorulması gereken soru “ne” değildir, “nasıl”dır. Üretilenlerin ne olduğu, kullanılan araçların ne olduğu manevi sorular değildir.Alçak binalara karşı gökdelenleri nasıl yerleştiririz, cam ve çelikten yapıp Yapamayacağımız önemsiz sorulardır.Kent planlamasında merkeziyetçilik ya da çok merkezlilik değerli bir soru değil, pratik bir sorundur.Biz amaçlarımıza uygun yeni değerler oluşturmak zorundayız ki standartları saptayabilelim.Yenisi de dahil her çağ için önemli ve doğru olan budur: Tine bir varoluş fırsatı vermek.

 

SANAT ELEŞTİRİSİ (1930)

Yargıda doğal hatalar yok mudur? Eleştiri bu nedenle mi kolaydır? Eleştiri sanat kadar gerçek değil midir? Bu nedenle dikkatinizi sanat eleştirisini de kapsayan eleştirinin temel doğasına çekmek isterim.Bu netleşmedikçe, doğru bir eleştiri yapılamaz ve taleplere eleştiriler yanıt veremez.

 

Eleştirmenin rolü bir sanat işinin değer ve önemini test etmektir. Bunu yapmak için bir eleştirmen öncelikle o sanat eserini anlamak zorundadır. Bu kolay değildir. Sanat ürünlerinin kendi hayatları vardır. Bunu herkese açıklamazlar. Eğer bizim için bir anlamları olmak zorundaysa, onlara kendi gerçeklikleri ile yaklaşmalıyız. Bu aynı zamanda da eleştirinin varolma olanağı ve sınırıdır.Eleştirinin bir diğer sınırı gerçekte ölçülemeyen değerlerin hiyerarşisidir. Doğru eleştiri daima bir dizi değerlere hizmet eder.

 

ARMOUR TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ’NDE MİMARLIK BÖLÜM BAŞKANI OLARAK YAPTIĞI AÇILIŞ KONUŞMASI (1938)

Tüm eğitim yaşamın pratik tarafıyla başlamalıdır.Ancak, gerçek eğitim kişiliği biçimlemek için bunu aşmalıdır.İlk amaç öğrenciyi pratik yaşamın bilgi ve ustalığı ile donatmak olmalıdır.İkinci amaç bu bilgi ve ustalığın doğru kullanabilmesini geliştirmek olmalıdır.Doğru eğitim sadece pratik amaçlarla değil aynı zamanda değerlerle de ilgilenmelidir.Biz pratik amaçlarımızla çağımızın özgün strüktürünü sıçratıyoruz. Diğer yandan bizim değerlerimiz, insanoğlunun manevi doğası içinde kök salıyor.Pratik amaçlarımız, sadece maddi gelişimimizin ölçüsüdür. Değerler kültür seviyesini ortaya çıkartır.Pratik amaçlar ve değerler farklıdır, fakat birbirlerine bağlıdırlar.Değerler yaşamımız içindeki amaçlar olmadığında ne ile ilişkilendirilir?

 

İnsan varoluşu ikisiyle birlikte doğrulanıyor. Maddi yaşam ve değerler manevi yaşamımızı olanaklı kılar.

Eğer bu tüm insan eylemlilikleri için doğruysa, özellikle de mimarlığı doğrular.Mimarlığın en basit formunda bile tümüyle işlevsel düşünceler hakimdir, fakat değerin tüm kademelerine doğru yükseltilebilir.Eğer çabalarımızı hayata geçirmek istiyorsak mimarlık eğitim sistemini örgütlemek için bu durumu tanımlamak zorundayız. Bu gerçekliği sisteme uyarlamalıyız. Mimarlık eğitimi bu ilişkileri ve kesişmeleri açıklamak zorundadır.

 

Neler olanaklıdır, neler gereklidir, ve neler önemlidir adım adım netlik kazandırmalıyız.Eğer eğitimin bir amacı varsa o da doğru anlayış ve sorumluğu aşılamaktır.Eğitim sorumsuz görüşten sağ duyulu bir kavrayışa bize önderlik etmelidir.Keyfilikten makul ve entelektüel düzene önderlik etmelidir.Bu nedenle öğrencilerimize malzemeden işlevselliğe yaratıcı çalışmalar için rehberlik etmeliyiz. Baltanın her vuruşunda anlamın, kalemin her bir darbesinde ifadenin olduğu pirimitif yöntemlerin sağlıklı dünyası içinde onlara önderlik edelim.Eskinin ahşap binalarından daha olağan üstü strüktürel netliği nerede bulabiliriz?

 

Böylesi yegane malzeme, konstrüksiyon ve formu nerede bulabiliriz?

 

Tüm kuşakların hikmeti burada saklı.Malzeme duyarlılığı ve ifade gücü bu binalarda var!Sıcaklık ve güzellik onlarda! Yankılanan eski şarkılar gibi görünüyorlar.Taş binalarda olduğu gibi; onlar dokunma duygusunun doğasını ifade ederler.Taşın nerede kullanıp kullanılmayacağı duyumunu verirler.Böylesi değerli strüktürleri nerede bulacağız? Bu kadar güzel sağlamlıkta ve doğal strüktürleri nerede bulacağız?

 

Bu eski taş duvarların üzerinde döşemeler nasıl kolayca uzanır ve boşluklar ne kadar duyarlı kesip çıkartılır!!!Genç mimarlar için en iyi örnekler nelerdir? Böylesi kolay ve doğru ustalıkları adsız üstadlardan başka nereden öğrenebilirler?

 

Tuğladan da öğreneceklerimiz var.Her amaç için kullanışlı, bu küçük marifetli biçim nasıl duyarlıdır! Dokusu, kalıbı ve örgüsü ne kadar zekice!Basit bir duvar yüzeyinde ne zenginlik!Her malzemenin kullanmak istediğimizde anlamamız gereken kendi özel yapısı vardır.Bu beton ve çelik için de geçerlidir. Her şeyin malzemenin kendisine değil, malzemeyi nasıl kullandığımıza bağlı olduğunu hatırlamak zorundayız.

 

Yeni malzemeler her zaman üstün değillerdir. Her bir malzeme onunla ne yapmak istediğimize bağlıdır. 

Binalarımızın işlevselliği kadar malzemeye de aşina olmalıyız. Mesela, bir binadaki yaşamı diğer başka tür binalardan ayıranın ne olduğunu öğrenmeliyiz.Bir binanın her bir işlevini tek tek örnekleyeceğiz ve bunu form için bir kaynak olarak kullanacağız.Kendimizi malzemeler hakkında bilgilendirmeliyiz ve işlevleri anlamakla yükümlü kılmalıyız.Çağımızın ruhuna bağlı olduğumuz için kültürel bir etkinlik değildir söz konusu olan.Bu yüzden zamanımızın kuvvetlerini ve motivasyonlarını anlamalıyız ve üç bakış açısına göre onların strüktürlerini analiz etmeliyiz: malzeme, işlev ve maneviyat.

Çağımızın diğer çağlardan farklılığına ve benzerliğine açıklık getirmeliyiz.Bu noktada yapım teknolojisi problemi belirir.Gerçek problemlerle ilgilenmeliyiz; teknolojinin amacı ve değerle ilgili problemler.

 

Teknolojinin sadece güç ve büyüklüğü vaat etmediğini, aynı zamanda tehlikeleri de kapsadığını göstermeliyiz; doğru kararı vermek bizim görevimizdir.Her karar düzenin bir türüne rehberlik eder.

Bu nedenle düzenin ilkelerine açıklık getirmeliyiz.Yaşamdaki işlevsel ve maddeci faktörlerin önemini vurgulayan bir düzenin mekanik ilkelerini tanımlayalım.Bu nedenle parçaların diğer her bir parça ile ve bütünle olan ilişkilerini başarıyla kuran bir düzenin organik ilkelerini vurgulamalıyız.Yaratıcı işler için malzemeden işleve uzanan uzun yolun tek bir amacı vardır; zamanımızın aşırı düzensizliği dışında bir düzeni yaratmak.Her şeyin uygun yerini tayin eden ve her şeye doğasını kazandıran bir düzenimiz olmalıdır.Bunu o kadar mükemmel yapmalıyız ki yarattıklarımızın dünyası onun içinde filizlenmeli.

Çok istememeliyiz; çok olmayanı yapabiliriz.Çalışmalarımızın amacını ve anlamını St. Augustine’nin şu derin sözcüklerinden daha iyi hiçbir şey ifade edemez: “Güzellik hakikatin parlaklığıdır.”

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


7821 - unknown - 38.107.179.240